Görünen Köy - Kurtul Altuğ

Önce bir soruya yanıt bulmamız lazım.
“2002’den bu yana Türkiye nasıl bu hale geldi?”
Önce dış politikaya bakalım.

AKP
iktidara geldiğinde Başbakan diyordu ki:
“-Çözümsüzlük asıl sorundur. Öncelikle dış politikada hedefimiz komşularımızla sorunsuz yaşamak olmalıdır.” Yani sıfır sorun!
Sonra, Başbakan harekete geçti ve “Çözümsüzlüğü çözüm gibi müzakere masalarında arayan KKTC Cumhurbaşkanı ve 50 yılın devlet adamı Rauf Denktaş’ı saf dışı etti.” Sonra karşı devrim başlattı:
-Laiklik tartışmaları problem mi yaratıyor? O tartışmaların tarafı olan kim varsa ya susmaya, ya da susturmaya başladı.
-Türban siyasi rant sağlayan bir konuydu, çözülmesi gerekiyordu. Anayasa mahkemesinin ve AİHM’nin türbanı yasaklama kararına karşı yeni YÖK Başkanı eliyle türbanı artık üniversitelerde serbest bırakma süreci tamamlandı.
-Cumhuriyeti ve laikliği koruma görevini üstlenen TSK laikliğe karşı hareketlerin odağı olduğu gene Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiş ve karar altına alınmış hükme karşın, yok mu sayılacak, kıymeri harbiyesi olmayan bir ilke midir?Cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli TSK giderek ve yavaş yavaş bir değişim içine sokulmaklıdır. Bugün TSK’nın en güzide subayları Hasdal’da. AKP iktidarı böylece her iktidarın arzuladığı ama yapamadığı bir başarıyı hanesine yazdı.
TSK’yi ehlileştirmek. Burada bir tırnak açalım. DP’nin iktidara geldiği 1950′de zamanın Milli Savunma Bakanı Emekli Albay Seyfi Kurtbek’in ilk işi, Enver Paşa’nın müzedeki masasını alıp kendi masası yapmak,ikinci işi de TSK’yi yeniden elbette iktidara uyumlu hale getirmek için bir yasa tasarısı hazırlamak olmuştu. Tasarı önce Başbakan’a sonra Çankaya’daki 3. Cumhurbaşkanı İttihat Terakki kökenli Celal Bayar’a ulaştırıldı.
Bayar bunu yıllar sonra evinde şöyle anlatmıştı: “Yasa teklifini okudum, ilginç buldum. Hatta şöyle dedim. (Bu bir Nazım’ı Cedit olayıdır.)”… O tasarı yasalaşmadı ama Seyfi Kurtbek’in siyasete vedasını sağladı o kadar.
Şimdi o sözleri bir Prof.Mümtaz Er Türköne ifade etmekte. O da TSK’nin yeniden şekillendirilmesini istemekte. Dahası, gerekirse en doğrusu kaldırılmasını…
Peki başka ne kaldı? Devlette kadrolaşma,İmam Hatiplerin önüne açma ve bütün bunlarda muhalefeti de kendi uydusu yapmak mı?
Yargıyı da bağımsız oldukça ayak bağıdır siyasette, onu da 12 Eylül referandumuyla, “12 Eylül’ün hesabını soracağız” diyerek istenilen şekle sokmak kolay oldu.
Burada ABD işadamlarından Nelson Rockofeller‘in daha 1955′ler de başkan Einsenhower‘e yazdığı bir mektup tüm bu gelişmelere kaynaklık etti. Rockofeller başkana adeta talimat verir gibi100 yıllık ABD politikasının temel koşullarını anlatıyor,ülkeleri gruplandırıyor ve şöyle diyordu:“Bu koşullar zamanla bizim için çalışmalı ve bu ülkelerin bize bağlı askeri pakt ve birliklere kendiliklerinden girmeleri sağlanmalıdır. (NATO’ya yalvarır gii girmedik mi?)
Bu politikanın temel hedefi bu ülkelerde ekonomik ilişkilerimizin arttırılması sonucunda yerli ekonominin kilit noktalarını ele geçirmektir.(Özelleştirilen KİT’ler, Cumhuriyet’in kazanımları kimin elinde?) Bu ülkelerde özel yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmeyen hükümetlere karşı grup ve kişiler desteklenmelidir. Böylece bu ülkelerde yeni politikamızın temelini sağlam bir şekilde atabiliriz…
Bunlarla bağlantılı olarak özel sermaye yatırımlarını da ayarlamak gereklidir… Bu yatırımlar yardımıyla birçok politik amaca ulaşılabilir… Aynı zamanda ABD ile işbirliğine hazır yerli iş adamlarına yardım arttırılmalı ve böylece bu iş adamlarının ilgili ülkesinin ekonomisinde kilit noktalarını ele geçirmeli, buna dayanarak politik etkilerinin artması sağlanmalıdır.”(H.O Connor, Petrol İmparatorluğu, syf.275-280)
1955 nerede ve 2011′de biz neredeyiz? İlginç değil mi?
Muhalefete gelince
Cumhuriyeti kuran partinin haline bakınız. Tarihi CHP’nin adı yeni CHP olmuştur ve Baykal’ın bir kamera oyunuyla arkadan hançerlendiği bir sırada siyasi eğitim ve deneyim yoksunu Kılıçdaroğlu gibi bir uygun adam bulunarak. Yeni CHP iktidarın yapamadıklarını söylem ve o uygulamalarıyla o yapıyor. Silahlı kuvvetlere hücum etmek mi?En önde o. Emperyalime karşı durmak yerine sessiz kalmak mı?
Baş sırada o. Kürt sorununu çözmek mi, türban mı, irtica mı? Yeni CHP’de onların ne gereği var? Birisi bana diyordu ki: “Sosyal Demokraside elbette Kemalizm’in de Atatürk’ün de adı olmaz” Peki neden altı oklu bayrak partide hala dalgalanıyor, ideoloji yoksunluğundan mı? Atatürk devrimlerinin geride kalanlarını tırpanlamakta iktidara rahmet okutan Ana muhalefet varken…
Ve CHP tabanı artık tavana egemen olamıyor ve susuyor.
Asıl suçlu mu arıyorsunuz? Başımıza gelenlere bakın sonra yüzünüzü ve sık sık şekil ve söylem değiştirmiş ‘yavru’ muhalefete çevirin

Kurtul Altuğ/AYDINLIK

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget