Türban meselesini hortlatanların, gerçek planları daha büyük! - Mustafa Mutlu

Türban artık üniversitelerde serbest ya; bu yetmemiş “dinci” ve “liboş” arkadaşlara… Son günlerde, “türban”ı yeniden “gündem maddesi” yapmak için büyük çaba harcamaya başladılar.
El birliğiyle, türbanı bu kez de “televizyon dizilerine sokmak” için mücadele ediyorlar!
Ve özellikle bu arkadaşların liboş olanları öyle sinsi ki; türbanın dizilerde olmamasının “türbanlı kadınları kutsallaştırdığını ve dokunulmaz hale getirdiğini” söyleyerek giriyorlar söze ve devam ediyorlar:
“Bakıyorsunuz dizilerdeki kötüler, kıskançlar, kocalarını aldatanlar hep başı açık kadınlar… Bir tane bile türbanlı kadın göremezsiniz, böyle… Bu da türban takan kadınların yüceleştirilip, diğerlerinin kötülenmesi anlamına geliyor. Oysa üçüncü sayfalarda görüyoruz; türban takan kadınlar da kötü olabiliyor. Çocuklarını bile öldürebiliyor. Yapımcılar, türbanlılar lehine yaptıkları bu ayırımcılığa son vermelidir.”
***
Ne kadar haklılar değil mi?
Çünkü can damarından yakalamışlar konuyu!
Akıllı, sağduyulu hiç kimsenin itiraz edebilmesi mümkün değil…
Peki; asıl amaçları gerçekten, “türbanlı-türbansız ayırımı”nı ortadan kaldırmak mı?
Elbette değil!
Tıpkı bunun gibi “haklı” temellere dayanarak üniversitelere soktukları türbanı, bu tartışmayla yeniden gündeme getirerek, üstelik bunu tam da “yeni anayasa çalışmaları”ndan hemen önce yaparak, kamusal alana sokmak!
***
Kısacası bir tür oyun bu, bir tür danışıklı dövüş…
Bu danışıklı dövüşün diğer tarafı ise, “dinci” kalemler…
Zaten onlar da şimdiden “cevap verme” numarasıyla, “Madem türbanlı kadını hayatın her yerinde, dizilerde bile görmek istiyorsunuz, o zaman kamusal alana neden sokmuyorsunuz? Okullarda ders vermelerini neden yasaklıyorsunuz” demeye başladılar bile…
***
Gelelim şu dizi meselesine:
Eskiden diktatörler halklarını “Üç F”yle; yani “fado (müzik)”, “futbol” ve “fiesta (eğlence)” ile uyuştururdu…
Bu operasyon bizim gibi az gelişmiş ülkelerde, “fiesta”nın içine sokulabilecek “diziler”le pekiştiriliyor…
Yayınlanan dizilere bakın; sadece türbanı değil… Hayatımızın tam da göbeğinde yer alan siyasetin “s”sini bile göremezsiniz hiçbirinde…
Zengini-fakiri, yaşlısı-genci, iyisi-kötüsü, ağası-yanaşması, mafyası-dürüstü; binlerce karakter vardır; ama…
Ne ilginçtir ki; yoksulluk yoktur bu dizilerde, işsizlik yoktur… İşsiz oğluna iş bulmak için araya siyasetçi tanıdık koymaya çalışan babalar yoktur…
Ve istisnasız; bizim dizilerdeki herkes, hatta çok yoksul olanlar bile köşklerde oturur, lüks arabalara biner, en lüks lokantalarda yemek yer!
Hakkını arayan işçilere, ataması yapılmadığı için isyan eden öğretmenlere, polis dayağı yiyen öğrencilere, dergi satarken gözaltına alınıp işkencede ölen gençlere, haksız tutuklanan insanların yakınlarına yer yoktur bu dizilerde…
Neden?
Çünkü televizyon patronları, öcü gibi korkar bu karakterlerden!
“Biraz aksiyon, biraz erotizm, biraz duygusallık, biraz kötülük, biraz iyilik, biraz hödüklük” onlara yeter!
***
Eğer birileri, bu kadar “sığ” bir anlayışla yapılan ve milyonlarca insanı gece yarılarına kadar ekran karşısında oturtan bu dizilerin içine, “türban”ı da sokmak istiyorsa…
Gerekçeleri ne kadar haklı olursa olsun; bir “cin”lik ararım ben bu girişimin altında…
Ve “cin”lik, kabak gibi ortada bu kez:
Türbanın dolaşım alanını genişletmek!
Tabii, yerseniz…
AMPUL!
Hatay’daki Mustafa Kemal Üniversitesi’nin rektörlük binası, kısa bir süre önce, merkez yerleşkeye taşındı. Binanın kapısına da üniversitenin adının yazıldığı bir ışıklı tabela yerleştirildi.
Ne ilginçtir ki akşam olduğunda ve bu tabelanın ışıkları yandığında, “Kemal” bölümü karanlıkta kalıyor; sadece “Mustafa …… Üniversitesi” bölümü okunuyor.
Rektör Bey’e soruyorum:
“Kemal” bölümünün ampullerini almaya paranız mı yetmedi? Yetmediyse, bunun için bir yardım kampanyası (!) başlatmamızı ister misiniz?
GÜNÜN SORUSU
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Terörle mücadelede bir eksiğimizin olmadığını görüyoruz” demiş… Sorum kendisine:
O zaman neden başarılı olamıyorsunuz?
Bir brifing de bana verir misiniz Haşim Bey? Türk’üm en azından!
CHP Manisa eski Milletvekili Şahin Mengü, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’la ilgili bir iddia attı ortaya:
Onun, ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi James Jaffery’ye, AKP’nin kapatılması davası sırasında brifing verdiğini, bu bilginin Wikileakes belgelerinde de yer aldığını söyledi…
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, Kılıç’ın istifa etmesi gerektiğini açıkladı.
Peki, iddianın gündeme gelmesinin üzerinden üç gün geçtiği halde, Kılıç ne yaptı?
Hiçbir şey! Bir kuru açıklama bile lütfetmedi…
Çok gizli yürütülen bir yargılamanın detaylarını, bir başka ülkenin büyükelçisine (suç oluşturabilecek bir detayla) anlatmasının gerekçesini, bizimle paylaşmaya tenezzül bile etmedi!
Acaba o da “Başbakan’ın asla yedirmeyecekleri” listesinde olduğunu biliyor da… O yüzden mi bu kadar rahat ve hatta duyarsız davranabiliyor?

Mustafa Mutlu/VATAN
       28 Eylül 2011

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget