Sevgili okurlar; son günlerde nereye gitsem en çok karşılaştığım soru şu: “Bir savaş çıkacak mı?” Üstelik bu soru belli bir ülke hedef alınarak da sorulmuyor. Kimine göre İsrail’le, kimine göre Suriye ile kimine göre ise Kıbrıs Rumlarıyla, tabii dolayısıyla Yunanistan’la bir savaş ihtimali var.
Gerçekten Türkiye bir başka ülke ile “sıcak çatışma” ortamına girer mi? Bu soruya hemen hayır demek mümkün görünmüyor bana. Çünkü böyle bir olasılık istemesek de var.
Mantık her zaman yok
Ülkeler her zaman ideal biçimde, akılla, mantıkla yönetilmiyor. En akıllı sandığınız kişiler en aptalca kararları alabiliyor. Bir anda incir çekirdeğini doldurmayacak bir nedenden ötürü iki ülke on binlerce cana mal olan bir çatışmaya girebiliyor. Hatırlayın; 90′lı yıllarda üzerinde keçinin bile barınamadığı deniz ortasındaki kayalıklar yüzünden az daha Yunanistan’la savaşa giriyorduk. Neyse ki tam savaş düğmelerine basılacakken zekice bir strateji ile felaketin eşiğinden dönülmüştü.
İncir çekirdeği
Tabii, aslında iki ülkenin savaşma aşamasına gelmesi kamuoyuna “incir çekirdeğini doldurmayacak” bir sorundan ötürü gibi sunulur ama işin aslını araştırırsanız ekonomik çıkarların ağır bastığını görürsünüz. Kardak olayı olarak bilinen krizde de, sorun kayalıktan oluşan minicik bir adanın kime ait olduğunun saptanması değil, iki ülkenin Ege’nin güvenlik açısından denetimindeki ve bu denizdeki doğal kaynakların paylaşılmasındaki anlaşmazlıktı. Ama kimse bundan söz etmedi değil mi?
Akdeniz ısındı
Benzer bir gelişmeyi şimdi Akdeniz’de yaşıyoruz. Hem de üç ülke ile birden. Bir yandan İsrail’e yönelik sert tavrımız sürüyor. Öte yandan Suriye Tayyip Erdoğan’ın uyarılarına kulak asmadığı için topun ağzında. Kıbrıs çevresinde petrol aramaya başlayan Kıbrıs Rum Kesimi ile de bıçakları çekmiş durumdayız. Demek ki giderek ısınan Akdeniz’de olası bir çatışma hiç de uzak değil. “Gerginlik olur ama çatışma olmaz” söylemi ise bana göre iyi niyet telkinlerinden öte bir şey değil.
Suriye öncelik alabilir
Herkes İsrail’le bir çatışma olabileceği endişesi taşımasına rağmen, ben Suriye ile beklenmedik sıcak bir çatışma içine girebileceğimiz olasılığını daha fazla görüyorum. Suriye’nin de bu olasılığı yabana atmadığı konusunda ciddi duyumlar aldığımı söylemeliyim. Bir süre önce İstanbul’a gelen bir Suriye okul gemisinin komutanlarının “Türkiye bize saldıracak, ama biz de ölmeye hazırız, sonuna kadar savaşırız” dediklerini birinci ağızdan duydum. Bu hiç de hoş bir gelişme değil.
İsrail “en olmaz’ sanılıyor
İsrail’in durumu çok farklı. Başbakan her ne kadar İsrail’e yönelik çok ağır bir tavır sergiliyorsa da, İsrail’in sadece İsrail’den ibaret olmadığını da biliyor. Suriye’de konu Esad’ın devrilmesiyle kapanır ama İsrail’le bir çatışmanın, “çatışma’ olmaka sınırlı kalmayacağı ve bölgeyi bir anda ateş topuna çevireceği öngörüsü yanlış sayılmaz. Aslına bakarsanız “en olmaz” sanılan İsrail’le sınırlı çatışma olasılığı bana göre hiç de az değil. Burada kararı ABD’nin vereceğini söyleyebilirim.
Kayıkçı kavgası mı?
Pek çok kişi ise “İsrail’le gerginlik kayıkçı kavgasından öte değil, iki ülke de bir çatışmayı göze almaz, Erdoğan İsrail karşıtlığı ile aslında içe dönük oynuyor, gurur İsrail’in pek umurunda olmadığı için ses etmiyor, oyuna ortak oluyor” diye düşünüyor. Açıkçası ilk başlarda bende de aynı görüş ağır basıyordu. Ancak giderek “bunun böyle olmadığını” ve “İsrail’le gerçekten karşı karşıya gelebileceğimizi” düşünmeye başladım. Bunun sonucunu kestirmek ise o kadar kolay değil.
Erdoğan karakteri
Erdoğan, Türkiye’de “dünyaya kafa tutan adam” profiliyle sürekli yükseliyor. Zihnindeki “İslam ülkelerinin liderliği” hedefi Erdoğan’ı daha da sarmalayabilir. “Komşularla sıfır sorundan, full soruna” dönüşerek dört bir yandan sıkıştırılmış olmak da Erdoğan’ı daha atak hale getirebilir. Sanıldığı gibi ortada bir oyun yoksa, İsrail’le bir çatışma olasılığı gündeme gelecektir. Bu da Erdoğan’ın ya sonu olur ya da onu Türkiye’nin ve bölgenin sarsılmaz tek lideri haline getirir.
İstenen alınamadı
İsrail’le gerginliğin “sanal” olmadığı kanısı için bazı ipuçları var. Medyamız tarafından “olağanüstü başarı” olarak tanımlanan New York seferi aslında çok da iyi geçmiş sayılmaz. Erdoğan bu geziye giderken hayal ettiği sonuçlardan hiçbirini almış değil. Obama belki Erdoğan’a “İsrail konusunda siz daha haklısınız” demiş olabilir ama resmi açıklamada fedakârlık Türkiye’den isteniyor. Büyük gürültü kopardığımız Kıbrıs’ta petrol aramaları konusunda da dünyanın bizden yana bir tavrı görülmüyor.
Araplar bile yoktu
Erdoğan New York’a giderken “Filistin’in BM’de yerini alması için yapacaklarımızı göreceksiniz” demişti. Bu konuda da olumlu hiçbir şey olmadı, ABD’nin sözü geçti. Erdoğan BM’de konuşurken, Filistin Devlet Başkanı zahmet edip dinlemeye gelmedi bile. Birçok Arap ülkesinin lideri de yoktu. Yani o konuşma Türkiye’de alkışlanırken, dünyadaki etkisi sanılanın çok altında kaldı. Erdoğan’ın bu durumda hayal kırıklığı yaşamamış olması mümkün değil.
Türkiye’de sıkışır
Türkiye’de ise Erdoğan’ı giderek tırmanan PKK terörü bekliyor. Dış ilişkilerde büyük heyecan yaşanmasına rağmen olumlu sonuç alınmamış olması Türkiye’de ister istemez huzursuzluk yaratacak ve Erdoğan’a eleştiri okları kendi çevresinden bile gelmeye başlayacaktır. Bu da Erdoğan’ı daha sertleştirebilir veya Suriye ya İsrail konusunda daha radikal kararlar almaya itebilir. İşte Suriye ya da İsrail’le bir sıcak çatışma da o zaman gündeme gelir. Buna hazırlıklı olmalıyız.
Sonucu kestirilemez
İş bir askeri operasyona gelince tahminde bulunmak zor. Suriye elbette daha kolay gibi görünüyor. Ancak İsrail’in teknolojik olarak üstünlüğü ortada. Eğer sınır birliğimiz olsa İsrail’le başa çıkmak kolay, ama cephenin deniz ve hava olması avantajımızı kırıyor. İsrail’in bir çentik üstün kalmasının bedelini Erdoğan ve AKP hükümetinin ödeyebilmesi mümkün değildir. Havada veya denizde en küçük başarısızlık Türkiye’de halkın üzerine kâbus gibi çöker ki bunun altından kalkılamaz.
PKK’nın dönüm noktası
Sevgili okurlar, kısaca PKK’nın son terör eylemlerine de değinmek istiyorum. PKK’nın çılgınlaşan eylemlerinin bumerang gibi kendisini vurması olasılığı güçleniyor. Siirt’te 4 masum genç kadının “yanlışlıkla” öldürülmesinin bölgede travma etkisi yarattığı görülüyor. Farkında olmadan “Kürt mücadelesi” adı altında terörü destekler konuma giren bölge halkının gerçeği fark etmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. PKK en çok güvendiği halk desteğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya artık.
Örgüt iyi düşünmeli
PKK’nın, Türkiye’nin de artık kendisini çözmek zorunda hissettiği Kürt sorununu bugünlere “terörle” taşıdığı bir gerçek. Ancak PKK artık görmeli ki, Türkiye’nin yaptığı fedakârlığa karşı hâlâ terör silahını kullanması yarar getirmeyecektir. Tam tersine; içeride ve dışarıda sıkışan iktidar PKK’ya karşı görülmemiş bir atağa geçebilir. Bu, PKK’yı yok ederken Kürt halkına da büyük acılar çektilerebilir. Türk halkı çözüme hazır. Bunu görmemekse, ancak ahmaklıktır.
Hepinize iyi haftalar dilerim…
Can Ataklı/VATAN
Yorum Gönder