“Devlet teröristle pazarlık yapmaz” şeklindeki tepkileri Türk halkı o kadar çok dinledi ki!.. Hele AKP iktidarı döneminde bu mesele o kadar çok gündeme geldi ki!.. Oysa 11 yıl önce yapılan çok düşündürücü bir açıklama ve sonrasında yaşanan olaylar; terör-siyaset-rant üçgeninde, iplerin aslında kimin elinde olduğunu bir kez daha sorgulatıyor!..
Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanarak İmralı’ya konulmasının ardından devletin bu kişiyle iletişimi ilk başlarda sorgulamadan ileri gitmemişti. Yetkililer Öcalan’ı sorgularken özellikle iki önemli organizasyon üzerindeki sis perdesini de aralamaya çalışıyorlardı; PKK’nın askeri yapısı ve buna destek veren uluslar arası güçler?..
PKK liderinin müebbet hapisle cezalandırılmasının ardından da devletin Öcalan’la teması sürdü. Ancak bu temas genellikle örgütün olası hareket tarzıyla ilgili bilgiler almaya yönelikti. Devlet, İmralı ziyaretlerinde her zaman şu hedefe odaklanmıştı; Öcalan’ın etkisini kullanarak PKK enterne edilebilir mi?..
Devletin PKK ile diyalogu AKP iktidarı döneminde zirveye ulaştı. Üstelik bu diyalogun kurulmasının yolunu da çok ince taktiklerle PKK açmıştı!
Örgütün unsurları, 4 yıl önce HADEP, sonra da BDP ile birlikte “İrademiz Öcalan” kampanyaları düzenledi. Yüz binlerce imzanın da toplandığı bu kampanya daha sonra “Muhatap Öcalan” şeklinde İmralı’yı işaret eden yeni bir propagandaya dönüştürüldü!..
PKK-BDP çizgisi sonraları bu kampanyaları daha da büyüterek bir dayatma projesine çevirdi. Adına da, “Öcalansız çözüm çözümsüzlüktür” denildi!.. Bu söylemin ardında tek bir hedef vardı; PKK liderini özgürlüğüne kavuşturmak!..
Diyalog ve taviz!..
AKP iktidarı işte bu kampanyaların da etkisiyle yavaş yavaş “siyasi çözüm” adı altında İmralı’ya çekildi!.. Arada artık devlet değil hükümetin de iradesi vardı. Üstelik bu irade bir kısım işbirlikçi, ikinci cumhuriyetçi ve Sorosçu kafa tarafından da ısrarla ve pervasızca desteklendi!..
Devletin stratejik birimlerinin İmralı’da Öcalan’la yaptığı görüşmeler kısa süre sonra “Kürt açılımı” adı verilen bir projeyi gündeme getirdi...
PKK aralıklarla “tek taraflı ateşkes” adı altında sessizlik sürecine girse de, örgütün siyasi girişimleri durmadı. Örneğin devlet, bir grup PKK’lının Habur Sınır Kapısı’ndan davul zurna ile girmesini karnaval seyreder gibi seyretti!
Hatta orada kurulan “çadır mahkemesi”nde göstermelik olarak yargılanan teröristler de salıverildi!
Tüm bunlar yaşanırken hem hükümetin Öcalan ile teması sürdü hem de PKK’ya yönelik operasyonlar devam etti. Tabi, son 8 yılda 850’den fazla güvenlik görevlisini şehit eden PKK da boş durmadı!..
“Açılım” sürecinde bile ne şiddet bitti ne de gerginlik!.. Karakollar basıldı, yollar kesildi, kentlerde bombalar patlatıldı, intifada provalarıyla devlete meydan okundu!..
Kısır döngü!..
Ve gelinen nokta “devlet teröristle pazarlık yapmaz” iddiasının boş bir söylem olduğunu ortaya çıkardı!.. AKP iktidarı, bırakın “elime silah almadım” diyen Öcalan’ı, binlerce askerin ölümünden sorumlu olan, PKK’nın dağdaki yöneticilerinden Mustafa Karasu ve örgütün Avrupa sorumlusu Sabri Ok’la bile masaya oturdu!..
Kimileri, “aman efendim, kan dursun da ne olursa olsun” şeklinde AKP hükümetinin PKK ile pazarlığını savunsa da, ben sonuca bakarım...
Evet, gerçekten bu ülkede artık kan dursun... Terörün yarattığı gerginlik kardeş kavgasına dönüşmesin!.. Askerler şehit olmasın, Kürt çocukları bir macera uğruna dağlarda can vermesin. Yani, terör ve şiddet ülkenin gündeminden tamamen çıksın...
İyi de, şu kaos kıskacına bakar mısınız; Bir tarafta Öcalan ve PKK’lılarla görüşme sürerken diğer yandan terör ülkenin halen bir numaralı sorunu olmaya devam ediyor. Üstelik şiddetini artırarak!..
Ya PKK cephesi; öldürülen yüzlerce terörist, ağlayan analar, korku ve şiddetten kurtulamayan Güneydoğu insanları!..
PKK “şiddeti dayatarak kazanım” peşinde, hükümet siyasal rant hesabında!.. Bu kısır döngü yalnızca can almıyor ülkenin kaynaklarını heba ediyor, toplum huzursuzluk girdabında, eli yüreğinde yarın en olacak diye bekliyor!..
Değişimi hızlandırmak!..
Tüm bu karmaşa sürerken, gelinen noktanın aslında planlı olduğu kuşkusu da giderek artıyor! Size bu kuşkuyu derinleştiren çok önemli bir belgeyi sunacağım...
Öcalan’ın 1999’da Kenya’da yakalanmasından sonra, 2 terörist grubunu Türkiye’ye çağırması, sonra da Güneydoğu’daki PKK’lıları sınır dışına göndermesinin hemen ardından bir örgüt yöneticisi çok önemli bir konuşma yapmıştı.
Ben bu konuşmayı ilk kez 12 Şubat 2000’de yayımladığım, “PKK ısrarla muhatabını arıyor” başlıklı yazımda dile getirmiştim. Bakınız, PKK’nın o dönemdeki yöneticilerinden, Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan 11 yıl önce neler söylemişti:
“Türkiye, söylemini bir türlü pratikleştiremedi... Ama kongrenin (Öcalan’ın yakalanmasından sonra yapılan toplantı) geliştirdiği güçlü çözümler, Türkiye’yi derinden etkileyecektir... Biz Türkiye’yi dönüştüreceğiz... Türkiye Cumhuriyeti ise bizim değişim ve dönüşüm çalışmalarımızı hızlandıracaktır. Güçler bu sefer birbirlerini olumlu etkileyecektir... Devlet önyargıdan kurtulsun.”
Osman Öcalan’ın bu çok önemli açıklaması, MİT-PKK görüşmesini deşifre eden kasetin yayımlanmasının ardından bir kez daha dikkatle irdelenmelidir!..
Ve gelinen bu noktada bir kez daha sorulmalıdır; Sizce devlet mi PKK’yı dönüştürüyor, PKK mı devleti?..
Mehmet Faraç/AYDINLIK
Yorum Gönder