Bu yargılama sonucunda üç kişi idam edildi.
Başbakan Adnan Menderes. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan.
Ben o sırada 18 yaşında idim ve bir ODTÜ öğrencisi olarak bizim üniversiteye verilen kontenjandan yararlanıp Yassıada duruşmalarını bir gün okun izleyebilmiştim.
Bütün bu olanlardan sonra bir tek şey görüyorum:
Adnan Menderes korkmuş ve her aşamada boyun eğmişti. Adeta yalvarır duruma gelmişti. Hasan Polatkan da öyleydi.
Ama Fatin Rüştü Zorlu mert adamdı. Bir gün olsun korkmamış, boyun eğmemiş ve ölüme bile neredeyse güle oynaya gitmişti.
Şimdi geriyr baktığım zaman bir tek şey söylüyorum:
Keşke idamlar olmasaydı, keşke hiçbiri asılmasaydı.
O takdirde, idam edilenlerden hiçbiri günümüzde zaten yaşıyor olmayacaktı.
Daha da önemlisi, onların üzerinden siyaset sömürüsü yapılamayacaktı.
* * *
Birkaç gün önce Yassıada idamlarının 50. Yılı idi. Fırsat bu fırsattır diyen yandaş ve yalaka iktidar medyasıyla birlikte öteki medya da yine Menderes goygoyculuğuna soyundu.Peki ama Menderes niçin idam edildi?
Anayasayı çiğnemekten.
Yassıada da görülen ve her türlü ciddiyetten yoksun olan köpek davası, bebek davası, Başbakanlık kasasından çıkan kilot olayı gibi bazı saçma sapan davaları bir yana bırakıp, bu anayasayı ihlal, başka bir deyişle anayasayı çiğneme dâvasına kısaca bir göz atalım ve burada küçük bir örnek verelim.
Menderes, 1950 yılında iktidar olmuştu. Hemen ardından belli konularda iyice sapıtmaya başlamış, diktatör olmaya doğru yönelmişti
Benim dedem (annemin babası) Refik şevket İnce, yılların hukukçusu ve siyasetçisi idi. İstiklal Harbi döneminde 1921 yılında Atatürk’ün Adliye Vekili (Adalet Bakanı) olarak görev yapmış, sonra uzun yıllar milletvekili olmuştu.
Demokrat Parti’nin ilk kurucularından biriydi. Nitekim ilk Demokrat Parti hükümetinde Milli Savunma Bakanı, sonra Devlet Bakanı olmuştu, Dedem, Menderes’in diktatörlük niyetini ve “Benden büyük yok” tavrını ilk keşfeden ve onu mektupla uyaran kişi idi. Şimdi size Menderes’e yazdığı 1 Ağustos 1952 tarihli -bugünküler için de geçerli olan- o mektuptan kısa bir bölüm aktaracağım:
“Muhterem Adnan Menderes Bey…
Görüyorum ki siz, sizin gibi düşünmeyenlerin fikir açıklamalarına bile tahammül demiyorsunuz ve bu tahammülsüzlüğünüzü uluorta her yerde gösteriyorsunuz…
Muhterem Adnan Bey, size eski bir arkadaş diliyle hitap ediyorum.
Bugün çok kuvvetlisiniz. Sakın ona güvenerek icraatınızda keyfiliğe, baskıya ve hele intikam almaya kalkmayınız. Zira bunlar büyüklükle yan yana gelmez.
İktidarların yolunu sapıtınca uğrayacağı akıbet sizce de çok malumdur.
Bu sözlerimde asla tehdit yoktur. Fakat sizi bu memleket hesabına lazım gördüğüm için bir_ uyarı var…
Sekiz yıl sonra 27 Mayıs’a giden yolu Menderes e ilk gösteren, ilk işaret fişeğini atan dedem özetle böyle demiş.
***
Peki, sonra ne oldu? Bugün Adnan Menderes üzerinden sömürü edebiyatı yapanlar, ne yazık ki onları bilerek ıskalıyor. Oysa esas hikaye, toplumdan bilinçli olarak gizlenmek istenen o olaylarda. İşte size bunun en somut örneklerinden biri:Adnan Menderes, kendisini ve iktidarını eleştiren gazetecilere çok kızıyordu. Bugün olduğu gibi. o da yargıyı ele geçirmişti. Özel hakimleri ve savcıları vardı. Eleştiren gazeteciler içeri tıkılıyordu!
Yıl 1960.
Türkiye kaynıyor. Bugünkü gibi bilinçsiz olmayan üniversite gençligi sokaklara dökülmüş, iktidarı protesto ediyor.
Basın (o zaman medya yok. sadece gazete ve dergiler var) yine bugün olduğu gibi susturulmuş durumda. Eleştiren kendini cezaevinde buluyor.
Ancak Adnan Menderes bu kadarla da yetinmiyor.
Nisan 1960′da Meclis’ten bir yasa geçirip Tahkikat Komisyonu isimli hilkat garibesi bir komisyon kuruyor.
Bu komisyon sadece Demokrat Parti milletvekillerinden oluşuyor.
Görevi muhalefet ve basının faaliyetlerinin araştırılması!..
Ve yargının yetkileri bu komisyona veriliyor.
Sorgulama ve tutuklama yetkisi!
Tahkikat Komisyonu göreve hızla başlıyor. Özellikle gazeteciler ifade vermeye çağrılıyor, sorgulanıp tutuklanıyor.
Böylece yargının görevi yasama organına Meclis’teki iktidar milletvekillerine devredilmiş oluyor.
Anayasa ve yasalar açıkça, hem de paspas gibi çiğneniyor.
O zamanki Türk Ceza Kanunu’nda anayasayı
çiğneme suçu, idam cezasını gerektiriyor.
***
AKP medyası şimdi her fırsatta darbe, idam. Menderes goygoyculuğu yaparken, ölmüş bir insanın ismini kendi siyaset çıkarları doğrultusunda kullanıp millete yalan söylerken, bu Tahkikat Komisyonu gerçeğini bilerek görmezden geliyor.
Adnan Menderes, özellikle iktidarının son yıllarına doğru iyice yoldan çıkmış, demokrasiyle asla bağdaşmayacak işler yapmaya başlamıştı. Bunlardan biri de, il olan Kırşehir’in ilçe yapılması idi.
Kırşehir her seçimde en büyük muhalif Osman Bölükbaşı’nı seçip Meclis e gönderirdi. Bunu hazmedemeyen Menderes bir yasa çıkardı ve Kırşehir ceza alıp ilçe oldu!
Menderes ne yazık ki sapıtmış, dedemin kendisine sekiz yıl önce yazdıkları gerçek olmuştu.
Kendisini ilah olarak görüyor. “Listeme odun koysam milletvekili seçtiririm” gibi laflar ediyor. “Ben bu orduyu yedeksubaylarİa da yönetirim” diye zırvalıyor, üniversite hocalanndan “Kara cüppeliler” diye söz ediyordu.
Ruh sağlığı iyice bozulmuştu. Teselliyi urada sözünü etmek istemediğim başka yerlerde arıyordu.
***
Ölmüş insanların üzerinden oy sömürüsü yapmak onları sanki çok büyük haksızlıklara uğramış gibi yutturmak kolay iştir. Ama iş gerçeklere gelince, o gerçekleri topluma açıklamak, bu sömürücü ve yalancı takımı için imkansızdır.Bu sömürü edebiyatı yapanlara bir gün rastlarsanız sorun bakalım:
“Neydi o Tahkikat Komisyonu işi?.. Kırşehir niçin ilçe yapılmıştı?..”
O, mutsuz bir insandı. Onun mutsuzluğu, uyguladığı siyasete ve ülke yönetiminde aldığı kararla yansıyordu. Şimdi birileri o mutsuz insanın, o yanlış kararlan alıp anayasayı çiğneyen ve açıkça diktatörlüğe, tek adamlığa heveslenen siyasetçinin sömürüsünü yapıyor. Türk milleti bu yalanlarla kandırılıyor.
Bu utanmaz tipler her fırsattan yararlanıp onu kendi siyasi çıkarları doğrultusunda güya açındırıyor, oğlu Aydın Menderes de ne yazık ki bunların oyununa alet oluyor.
Bu olayda madalyonun hiç görülmek istenmeyen ikinci yüzünü de açalım da. milleti yalanlarla
Keşke anayasayı böyle göz göre göre çiğnemesiydi, keşke diktatör olmaya soyunmasaydı da 27 Mayıs olmasaydı ve keşke idam edilmeseydi.
Emin Çöleşan/SÖZCÜ