‘Bir Millet Uyanıyor’ken! - Mehmet Faraç


Bilmem farkında mısınız; televizyonlar, çocuk çağımızda bize cumhuriyetin faziletlerini de anlatan siyah beyaz Kurtuluş Savaşı filmlerini artık göstermiyorlar!..
Oysa ulusal bayramlardaki coşkunun yanı sıra, vatan ve millet konusunda o filmlerden de çok şey öğrendik...
Kuvayı Milliye’yi, efeleri, Anadolu’ya kaçarak Milli Mücadele’yi örgütleyenlerin destansı hikayelerini en iyi o filmler anlattı bize...
Daha 3- 4 yıl öncesine kadar her ulusal bayramda o coşkulu filmler ekranlarda karşımıza çıkarılırdı:
“İstanbul Kan Ağlarken”i izlerken yüreğimiz yanardı... “Ege Kahramanları” ekrandayken efe olurduk hepimiz...
“İki Süngü Arasında” bakarken, “Zafer Güneşi”nin yarattığı coşkuyu da anımsardık!..
“Beklenen Bomba”nın heyecanını izlerken bir de bakardık ki, “Kalpaklılar” geçiyor!..
Anlayacağınız, “Çanakkale Aslanları” gibiydik hepimiz o filmleri izlerken...
“Vatan Uğruna”ya odaklanırken, “Dağ Başını Duman Almış” marşını filmin oyuncularıyla birlikte mırıldanırdık!..
Hele de bugünlerde, “Zindandan Gelen Mektup” ne kadar da anlamlı olurdu!.. Varsın göstermesinler; “Vatan Ve Namus”u... Ne de olsa “Aşktan da Üstün...” değil mi?..
Kara camın sansürü!..
Bugün milyonlar mahrum bırakılsa da; “İngiliz Kemal Lawrens’a Karşı” olsa da; “İstiklal Uğrunda”; “Destan Destan İçinde”ydi o filmler...
Bize cumhuriyeti anlatanların “Ateşten Gömlek”leriydi o hüzünlü ve gizemli eserler...
Ama ne çare, son yıllarda hiçbir televizyon kanalı 23 Nisan’larda, 19 Mayıs’larda ve 29 Ekim’lerde artık oynatmıyor o filmleri?..
Milyonların sokaklara döküldüğü geçen hafta da, hiçbir televizyon kanalı o filmlerin bir tekini göstermedi!.. Eminim bu 10 Kasım’da da oynatmayacaklar...
Yani “Hürriyet Şarkısı”nı bile susturup hepimize “Allahaısmarladık” dediler!..
Sansür, tasfiye ve işbirlikçilik yalnızca “ikinci cumhuriyet” mevkutesinde yok!.. Televizyonlar, ulusun yüreğini okşayan filmleri bile tozlu raflara attılar!.. Belli mi olur, siyah-beyaz sahnelerden “Ergenekon” hortlar, başlarına “Balyoz” düşer diye!..
O yüzden “Fedakar Onbaşı”da “Yüzbaşı Tahsin” de, “Silah Arkadaşları” da... Yani “Bu Vatanın Çocukları” yok artık!..
Belli ki, korku imparatorluğundan olsa gerek televizyonlar ekranlarını nostaljiye bile tamamen kapattılar!.. Yani beyaz camı iyice kararttılar!.. Ve siz her ne kadar “Vurun Kahpeye” diye yaşananlara isyan etseniz de; anlaşılıyor ki “Düşman Yolları Kesti!..” Hem de iyice hem de her koldan!..
Olsun... Televizyonlar, varsınlar Kurtuluş Savaşı filmlerini oynatmasınlar!.. Ne de olsa “Bir millet Uyanıyor” artık!.
Azdan giden, çoktan giden!..
PKK ve Öcalan’a sert eleştirilerde bulunan hatta bu uğurda kitap bile yazmasına rağmen BDP’den vekil seçilen Altan Tan, 21 Haziran 2011’de Diyarbakır’da çok provokatif bir konuşma yapmıştı!..
O günlerde YSK’nın Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürmesini protesto eden Tan, kitleye seslenirken şöyle demişti:
“Azdan az ölür, çoktan çok ölür. İki testiyi çarpıştırdığınız zaman biri çatlarsa diğeri de kırılır.”
Altan Tan’ın bu sözü herhalde BDP’liler arasında çok tutulmuş olmalı ki, önceki gün de Sırrı Sakık kullandı. İzmir’deki bir yürüyüş sırasında, konuyu Bursa’da BDP’lilerle yurttaşlar arasında yaşanan gerginliğe getiren Sakık şöyle konuştu:
“Aklınızı başınıza alın, Kürtler 1915’lerdeki Ermeniler değil ki katledesiniz, Kürtler 6-7 Eylül’ü yaşayan Rumlar, Yahudiler değil ki zulüm edesiniz. Kürtlerin sözü vardır; Azdan az gider, çoktan çok gider.”
Toplumsal barış Türkiye’de kardeşliğin çimentosu olmalıdır... Ne Bursa’da ne de başka bir yerde, hiç kimseye karşı linç kültürü egemen olmamalıdır!..
Ancak dilinden “barış” sözcüğünü hiç düşürmeyen BDP gibi bir partinin, feodal kaynaklı bir özdeyişi slogan haline getirmesi kardeşliğin üzerine benzin dökmekten başka bir işe yarar mı acaba?..
Tan da Sakık da artık şu gerçeği iyice görmelidir; bu ülkenin azından da çok gitti, çoğundan da!.. O yüzden yanlış şeylere tepki gösterirken başka yanlışlardan referans almak barışı vurmaktan ileri gitmez...
29 Ekim sonrasının MHP’si...
Devlet Bahçeli yeniden MHP’nin genel başkanı seçildi... Zaten Koray Aydın‘ın tüm çabasına rağmen de beklenen buydu...
Bahçeli’nin kurultaydaki konuşması çok iyi hazırlanmıştı... Eleştiri dozu da bayağı yüksek olan konuşmasında, Türklerin Anadolu hakimiyetinden bu yana düştükleri sıkıntıları anlatırken, millet üzerindeki son kaosu da AKP’nin yarattığını söyledi... Yani Bahçeli’nin eleştirileri genelde AKP üzerineydi...
Oysa Türkiye’nin 2002’de erken seçime sürüklenmesi, Abdullah Gül‘ün Cumhurbaşkanı olması ve çağdaş eğitimi vuran “444” rezaletinin yasallaşmasında Bahçeli’nin de ne yazık ki katkısı vardı...
Bahçeli’nin tüm kamuoyunu en çok şaşırtan çıkışı ise 29 Ekim’deki yürüyüşe karşı olmasıydı...
MHP yine de 29 Ekim sonrasındaki kurultayından ders çıkartmalı... Çünkü Türk siyasetinin AKP’ye karşı seçenek aradığı bir süreçte anketler de gösteriyor ki, toplumun neredeyse yüzde 40’ı kararsız... Yeni bir parti ve lider arayanların oranı da bu rakamın üzerinde...
Yani, “seçenek” olacak güç bir an önce toparlanıp öne çıkamazsa; toplumun özellikle cumhuriyetle ilgili kaygılarını gideremeyen sağdan ya da soldan hangi siyasi parti olursa olsun erimeye mahkum olacak...
Halkın 29 Ekim’de tüm Türkiye’de meydanları doldurması ve cumhuriyete sahip çıkması bunun en son ve en etkili kanıtıdır...
Halk, TGB ve ADD’nin önderliğinde meydanlara inerek aynı zamanda suskun ve etkisiz muhalefetin görevini üstlendi...
Göreceğiz bakalım; Türkiye gericilik-bölücülük tuzağına çekilirken MHP lideri, son kurultaydaki AKP muhalifi konuşmasının gereğini ve delegenin mesajını nasıl yaşama geçirecek?..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget