KİŞİLER için olduğu kadar devletler için de zararlıdır tutarsızlık. Hatta daha da zararlı. Çünkü, tarihin belleği bireylerinkinden sağlamdır ve sık sık ortaya çıkarak devleti utandırır.
Devletçe edilen ayıpların vatandaşları utandırmayacağını düşünmek yanlıştır. İyi vatandaş devletiyle övündüğü gibi, devletiyle birlikte üzülür, sevinir ya da utanır. Örneğin, Ankara diplomasisinin Kaddafi Libyası’na davranışları ile hemen sonrasında isyancılarla sarmaş dolaş oluşundaki çelişkinin yalnız devlet ayıbı olarak kalacağını düşünüyorsanız, yanlış. O ayıp sizi de utandıracak, günün birinde hangi rejimce yönetiliyor olursa olsun Libya’ya işiniz düştüğünde ne olduğunu tam tarif edemeyeceğiniz bir rahatsızlık verecektir size.
Duygularınızı devletle paylaşmaktaysanız, tabii.
Şu günlerde bir başka tutarsızlık daha sergileniyor.
Hem de, tutarlılık uğruna büyük risk üstlenir görünerek.
Güney Kıbrıs’ın Rumları, kendilerinin sandıkları sularda petrol ya da doğalgaz aramaya mı kalktılar, aynısının tıpkısını biz de kendi sularımızda yapabilmek için KKTC ile Kuzey Akdeniz’in kıta sahanlığını paylaştıran bir antlaşma imzalarız.
Güzel, geç de olsa iyi bir karşı koyma.
Arkası başka türlü gelmese…Ne yapıldı, hem de bir meydan okuyuş fiyakasıyla, “Gerekirse Ada’nın güneyinde de aynı şeyi yaparız; çünkü orada da hakkımız var” diyerek.
Ne demektir bu? “Biz Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında birleşik devlet olmak istiyoruz” demek değil midir? Bunu çok akıllıca bir barışçılık manevrası sayarak övgüler yağdıracak olanlar çıkacaktır elbet. Rum tarafı da “Gelin, aynı devlet çatısı altında kardeşçe yaşayalım” demiyor muydu zaten? Tam bir tutarlılık gösterisi değil mi?
Tek kusuru, kendi bağımsız devletini çoktan ilan etmiş bir toplumun ancak eşit statülü iki devletli çözüme razı olma teziyle tutarsız olarak Güney’le kucaklaşmaya göz kırpıyor olması.
Mümtaz Soysal/Cumhuriyet

Yorum Gönder