Nallı Baba Türbesi ve Hurafe - Cevat Kulaksız


Hürriyet Gazetesi’nin 6 Kasım 2012 gün ve 7. Sayfasında yayınlanan “Muzip Çobanın Gelinlik Yatırı” adlı yazıyı görünce, halkımzın ne denli hurafeye yatkın olduğunu üzülerek düşündüm.
Dinsel telkin ve duygularla yetişen toplumlarda hurafeler üretilir, olağanüstü güçlere, tılısımlara inanılır; toplum bilimi ön planda tutacağı, müspet ilime inanacağı yerde, nice huraflere inanır. İşte gericiliğin geri kalmanın kökeninde bilimdişi doğmalara, hurafelere inanmak vardır. RTE-AKP “dinci nesil yetiştirme”, 4+4+4 uygulaması dincilik hevesi, dincilik eğitimi toplumu bilim dışı doğmalara yöneltir, böylece toplumu geri bırakır.

ÇALIYA TAKILAN GELİNLİĞİN KERAMETİ
Bu açıklamadan sonra o gazeteki tuhaf yatır haberine gelelim. Hürriyet’ten öğrendiğimize göre, Isparta’nın Yalvaç İlçesi Hisaradı köyünün çobanı Muhittin Karakoyun (43), Sultan Dağı’nda çuvallar içinde eski gelinlik ve giysiler bulur. Bu gelinlik ve eski giysileri yol kenarındaki ağaçlara asar. Eski Orta Asya’daki Şamanizm adetlerini anımsatan bu olayı gören halk, bunda uhrevi bir duygu, bir inanç bulur; özellikle evlenmek isteyen genç kızlar gelinlik asılı bu ağaca dua etmeye kafileler halinde gelmeye başlarlar.

TÜRBELERİN KERAMETİ NE?
Türkiye’nin pek çok yerinde, her yıl binlerce milyonlarca insanın ziyaret ettikleri çeşitli adlar altın nice türbeler vardır. Bu türbeleri ziyaret edenler, çeşitli hastalıklarına şifa bulmak, çocuk doğurmak, nazar, hatta üniversiteye girmek için oradan bir medet yardım ummaktalar. Bu türbe olayı, ne bilimsel, ne de dinle alakalı olmayıp, tamamen boş inanç, hurafedir. Bu şekilde türbe ziyaretleri hiçbir surette vatandaşların dertlerine deva olmak şöyle dursun, zaman kayıpları nedeni ile telafisi sonradan mümkün olmayacak zararlara da neden olmakta. Ayrıca boş yere halkın inancı, ümidi para ile sömürülmektedir. Onun için toplumun her kesiminde, başta diyanet olmak üzere, bu boş inançtan başka bir şey olmayan türbe, muska ve öteki hurafelere karşı halkın eğitilmesi gerekir.
Ben Kırşehir’in Kaman İlçesindenim. İlimizin hemen her ilçesinde (özellikle Kaman’da) böyle çeşitli sorunlara muska yazan muskacılar, ayrıca “çıbık ocağı, kurşun döken, kızamık ocağı, sınıkçı, baş bağlayan vb ”, bilmem daha neci hurafecileri ve muskacılar bulursunuz.
Benim köyünde yaşlı bir akrabam gizlice muska yazardı. Bazı cahil yaşlılar bu muska yazanı öylesine överlerdi ki, “onun yazdığı muska o gaddar kuvvatlı ki guru deriyi yürütür” derlerdi. Buna bir türlü aklım almazdı, cansız kuru deri bir muska ve dua ile nasıl yürürdü? Eğitimsiz insanları dinsel telkin ve hurafelerle doldurduğunuz zaman, nice böylesine boş inançlar üretilir.
Bir kaynaktan okumuştum, sadece Adana ilinde 30 ya yakın ziyaret edilen türbe ve ocak varmış. Çağımızda ölülerden medet ummak hem dine aykırı, hem de bunlar utanç verici. Artık böyle boş inançlara rağbet etmeyelim. Diyanet İşleri de, yeteri kadar bu tür hurafelerle mücadele etmelidir.
Bilmem hiç TV de yayınlanan ve Adana’da bulunan “Zilli Dede Türbesi” olayını izleyeniniz var mı? 18.9.2003 günlü SHOW TV de yayınlanan programda, Adana’da “Zilli Dede” diye anılan bir türbe bulunduğunu, böyle bir hurafenin Orta Çağda bile bulunamayacağını vurgulayan bu TV programından öğrendiğimize göre, bu türbeye ziyarete gelenler, çoğunlukla çocuğu olmayıp da çocuk isteyenler, evi olmayıp ev isteyenler, iş isteyenler, ÖSS sınavını kazanmak isteyenler, hayırlı bir koca isteyenler, vb dilek tutarak isteklerini bildiriyorlardı. Taleplerini sunarken de, ellerine taktıkları zillerle göbek atıyorlar,”Etem Dede, Etem Dede, gömleği keten dede, Bana bir bebek ver Sana gömlek dikem dede“al sana göbek ver bana bir göbek” diyerek, türbenin etrafında parmaklarına taktıkları zillerle göbek atarak tur atıyorlardı. Halkımız bu tür tuhaf hurafelerle çağdaş dünyada gülünç duruma düşüyordu.

NALLI BABA TÜRBESİ
Aşağıya, okuyanlara ibret olması için, bir katırın ölüm ve gömülme yerinin nasıl türbeye dönüştüğünün gülünç öyküsü alınmıştır.
Malatya ve Sivas arasındaki yoldan geçen katırcı kervanları, bu yol üzerinde Kangal İlçesine yakın, üzerinde birkaç ağaç, bir de kuyu olan tepede konaklarlarmış. Bir gün, buraya geceleyin, kervanda tek katırıyla yolculuk eden bir adamın hayvanı orada hastalanmış. Ertesi sabah hastalık ağırlaşınca bir yamçı, bir heybe ve bir seccadeden oluşan kişisel eşyalarını yanına alıkoyarak, yükünü öbür katırcı yoldaşlarına vermiş. “Bana yıllarca hizmet eden bu katırımı yalnız bırakıp kurda kuşa yem olmasına gönlüm razı değil, diyerek, ağır hasta olan katırıyla orada tek başına kalmış. Tabi çok geçmeden katır ölmüş, hemen orada bir çukur kazarak, biraz da gerçek mezara benzeterek gömmüş. Buradan ayrılmak üzere, yeni bir kervanın gelmesini beklemeye başlamış. Bir süre sonra akşama doğru, bir kafile kervan gelerek aynı yere konaklamış. Kafileden biri, oradaki katırın mezarını ve tek adamı görünce, mezarcı göstererek, “kimdir bu”, diye sormuş. Güngörmüş katırcı, biraz üzgün bir eda ile hemen şu yanıtı vermiş:”Nallı Baba” . Adam, “ ya siz kimsiniz” diye tekrar sormuş. Bu soruya da katırcı, “ben de onun huddamı (bakıcısı, hizmetkârıyım), diye karşılığını vermiş.
Bunun üzerine kervandakiler katırı ölen adama karşı, sanki uhrevi bir zat ölmüş düşüncesine kapılarak, saygılı bir durum alırlar. Başta kervancı başı olmak üzere, kervan kafilesi para ve birçok hediye, yiyecek verirler. Kervancılar yolarına devam etmek üzere giderler.
Adamın aklına ilginç bir kurnazlık gelir; geceleyin kalkar, eline geçirdiği bez parçalarını Nallı Baba’nın mezranın yakınında bulunan ağaç dallarına bağlar. (Bu türbeye ağaca çaput bağlama olayı, Türklerin Orta Asya’da iken mensup oldukları Şaman dini âdetinden gelmektedir).  Orayı düzenleyip, değiştirerek katırın mezarını tam bir türbe görüntüsü verir. Bu olay birkaç kez devam edince, katırı ölen kişinin pek hoşuna gider. Çünkü bu umulmadık işten para kazanmaya başlar. Kendi kendine, “bu düzen iyi”, başka yerde işim ne? Der, orada oturmaya karar verir. Her geçen kervan ve yolcunun sadakaları, adakları adamı bolluk içinde yaşatmaya başlar. Kendisi bu arada, gelip geçene muska yazmaya başlar.
İşte böylece, “Nallı Baba Türbesi” ve türbedar katırcı hüddamın ünü köyden köye, dilden dile yayılır, nefesi ve muskası gittikçe ünlenir. Uzaktan yakından bütün yöredeki dertliler, hastalar, bilmem ne derdi olanlar “şifa niyetine Nallı Baba Türbesini” ziyarete gelir. Bu arada bizim uyanık katırcı hüddam meşhur olurken zenginlemeye devam eder.
Bir gün Kangal ağasının çok sevdiği köpeği hastalanır. Kangal ağası, Nallı Babaya armağan bir koyunla birlikte, tedavi edilmesi için hasta köpeğini de yollar; Nallı Baba hüddamından hasta köpeğe iyice bir muska yazıp tedavi etmesini ister. Nallı Baba türbedarı hüddam, bu dileği yerine getirir, hasta köpeğe bir muska yazar, okuyup üfürdükten sonra köpeğin boğazına takar.
Cehaletin bol olduğu yerde, muskacılar, huddamcılar, üfürükçüler vb. ler de pek çoktur ya… Yöredeki tüm muskacılar, afsuncular, üfürükçüler daha bilmem nice hurafeden nemalananlar, Nallı Baba türbesini, huddamını kıskanmaktalar, ne ki diş bilemekteler. Durumu yukarıya devlet katına şikâyet ederler. Devletin yukarı makamından “neyin nesidir”, diye soruşturulması için birini görevlendirirler. Devleti görevlisi Nallı Baba türbesine gelir, konuk olur, geliş nedenini köpeğe muska yazmayı falan anlatır.
Nallı Baba türbedarı hüddam, yörede çok hatırı sayılır bir derebeyi olan Kangal Ağasının isteklerini reddetmenin mümkün olmadığını anlatır. Emirler, fermanlar birbirini takibedir. Kangal Ağasının köpeği, boğazındaki muska ile getirilir. Muska açılıp okunur. Türbedar dua gibi bir şeyler yazsa bari o kendisine kazanç getiren bu işi gırgıra almış ve şöyle bir dörtlük yazmış:
“Tamah ettim etine,
“Muska yazdım itine
Tutarsa da s…kime,
Tutmazsa da s..kime” 
Böylece tutanak tutulur, devletin katına gönderilir…
Küçüklüğümden hatırlıyorum, bazı köylerimizde, ağaçlara, hayvanlara bile muska yazanlar vardı. Yine ineklerin boğazında, kimi hastalığına iyi gelsin, kimi zaman sütü bol olsun-nazar değmesin diye muskalar görülürdü. Karıkoca arasını iyi yapmak için, kimini ayırmak gibi çeşitli muska yazanlar vardı. Hatta bunlardan muska fiyatları bile farklı olanlar olduğunu anlatırlardı.
Muskacılığın nasıl bir sömürü aracı olduğunu, cahil insanların dinsel yönden nasıl rahat sömürüldüğünü gösteren, tarihi bir kaynaktan aldığım aşağıdaki yazı ayrı acı bir örneği yansıtır:

BİR ÖKÜZE MUSKA YAZAN
Erzurum’un bir köyünde Seyit Hafız Mehmet isimli bir yobaz, Yeniçerilerle dövüşerek yaralanmış ve korkarak kaçmış, bir Abaza gemisi ile Soğucak’a varmıştır. Orada Abazaların adetlerini iyice öğrenen uyanık yobaz, her derdi olana muska yazıp vermeye başladı. Öylesine tanındı ki, Allah’ın kelâmını kâğıda yazıp ona buna satarak kazanç sağlamaya başladı; bir muskayı bir öküz ve dört koyuna satardı. (Anadolu’da, öküzünün biri öldüğü zaman, öküz alamadığı için tarla satan çiftçi vardı, ne kadar pahalı muska yazıp yoksulu sömürdüğünü bundan anlayabiliriz).  Bu adamın tutulması için Ferah Ali Paşa’ya emrolundu ise de, fesat çıkarmasından, cahil halkı tahrikinden korkularak bir şey yapılamadı. (Demek ki hurafe ve cehalet Osmanlıyı hem de dinden kemiriyor yıkılışa doğru götürüyordu).
Olay ve dedikodular iyice büyümeye başlayınca, nihayet Nakipzade Mustafa Paşa, adamı bir takiple getirtip idam ettirdi. Gerçekten de korkulan oldu, adamın taraftarları İstanbul’a gelip, abartılı ve iftiralı şikâyet edince, Nakip zade Mustafa Paşa’nın rütbesi alınarak sürgüne gönderildi. [i]
Sanki dinsel bir zorunlulukmuş gibi, bu dinsel sömürü aracı, halkın içine o denli yerleşmiş ki, muska şekli dokunan kilimlere, halılara yansımıştır.
Ne yazık ki, devletin birçok yatırımcı dairelerinden çok daha fazla bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı, yukarıda anlatmaya çalıştığımız ve toplumu geri bırakan hurafelerle yeterli ve etkili bir şekilde gayret göstermemekte, sadece bir turizm şirketi gibi çalışarak Hac organizasyonları yapmakta. Sahiden Avrupa’nın hangi ülkesinde böylesine devlet bütçesinden beslemeli Diyanet İşleri Başkanlığı var ki? Hiç birinde yok. RTE gibi dinciliği, ırkçılığı ön plana çıkaran partiyi iktidara getirmezler.
Şimdilerde bu hurafe ve muska sömürüleri artık, çok partili yaşamımızda birtakım gerici partiler tarafından yapılır hale geldiğini, dinci görünüp, devlet organlarında dini sloganları ön plana çıkararak dini siyasete alet edildiğini, alabildiğine dinden siyasi rant edildiğini yaşayarak görüyoruz. Acaba içine girmeye çalıştığımız AB nin hangi ülesinde bizdeki gibi dinciliği ve dini devlet organlarında öne çıkaran başka devlet var mı? Dincili yarışından kalkınan bir devlet yoktur. Olsa olsa Afganistan’da olduğu gibi Talibanlaşma olur ve devleti felakete sürüklenir.
SONNOTLAR

[i]  Cevdet Paşa Tarihi Cilt: 6 Sf: 437

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget