Cumhuriyet yürüyüşlerini yasaklama tımarhanelik bir cinnettir


Tayyip Erdoğan’ı diktatör, despot diye eleştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Hazret; önceleri “amaca (şeriat devletine) ulaşmak için demokrasiyi araç olarak kullanacağım”. “Elhamdülillah şeriatçıyım” yani demokrasiyi, hukuk devletini değil şeriatı esas alacağım diyor.
Bu beyanlarını bugüne kadar inkar da etmiyor. Hem demokrasinin paçavrasını çıkartıyor, hem de demokrasi havarisi kesiliyor.
Bir Allahın kulu çıkıp da “Be kardeşim hem sizi koyun gibi güdeceğim” diyor, hem de bizden oy istiyorsun. Biz bu kadar keriz miyiz” diyemiyor. Aksine %50 oyla bunları baş tacı ediyor.
AKP, yüce mahkemece laiklik karşıtı odak olmaktan mahkum oluyor. Koskoca ülkede “yahu dünyada demokrasi dışı bir sistem ya da şeriatla kalkınmış, özgür, uygarlaşmış bir tek İslam ülkesi var mıdır?” Siz neyin peşindesiniz diyen bir akil kişi bilim ulemasına da tanık olunmuyor.
Ödleklik ya da on paralık çıkar uğruna laik düzen, demokratik rejime ihanet eden bir takım prof. ya da aydın kimlikli toplum virüsleri yalnız bizim ülkemizde türeyebiliyor.
Yalnız Batı da değil dünyanın en geri kalmış ilkel kabile toplumlarında bile Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinin zerresini telaffuz eden bir kişi ya da bir parti halkın gazabına uğrar, defteri dürülürdü. Ama %50 halk bilerek, bilmeyerek bu şeriatçı kervana takılıyor. Olan diğer %50 halka oluyor.
Yabancılar, Erdoğan sabun köpüğü gibi kabarır sonra püf olur diyorlar.
İkide bir Van Münit bir şovla kâh İsrail’i, kâh PKK’yı, kâh Esed’i, yok edeceğim diyor. Sonuç kuru sıkı bir palavradan öte geçmiyor. Malatya’da kurdurttuğu füze kalkanlarıyla İsrail’i İran’dan koruyor. Habur ve Oslo’da PKK’ya teslim oluyor. Esed’i yok edeceğim diyor. “Orta doğu lideri olma gazına gelip”, Suriye batağında yok oluyor.
Demokratik hukuk devleti mülkün (devletin) temeli adalet, insan hakları yerle bir ediliyor. Ülkenin en seçkin bilim adamları zindana atılıyor.
Türkiye’de binlerce hukuk prof.ları, üst düzey yargıç ve bilim otoriteleri dut yemiş bülbül kesiliyor. Kimi çıkar, kimi makam uğruna (akıl almaz bir duyarsızlıkla) meslek onurlarını iki paralık etmekte bir beis görmüyor.
Rektörler Fethullah hocanın elini öperek koltuğa oturuyor. Atatürk’ün gençliğe hitabını okuyan öğrencileri üniversiteden kovuyor.
76 gazeteci yazarı zindana attırarak (gazeteci kıyımında) dünya rekoru kırıyor. Türkiye’de ismi var cismi yok gazeteci cemiyetleri, basın konseyleri meydan mitingleriyle olayı lanetleyip, gök kubbeyi bunların başına indiremiyor.
Bilim dünyası içinden sadece iki yürekli kadın Prof. Türkan Saylan ve Prof. Muazzez İlmiye Çığ dışında akil kişi bir bilim ulemasını ara ki bulasın.
Asrın lideri yüce kurtarıcının anıtlarına çelenk koymayı
yasaklama zilletiyle dünyaya rezil oluyoruz
Tüm bu yaşananlar İsmet Paşanın “bu ülkede namuslu insanlar namussuzlar kadar cesur olmadıkça bir yere varamayız” söylemini doğruluyor.
Atatürk’ün yetiştirdiği nesil Türklükleriyle, bayrağıyla gururlanıyor. En kutsal varlık olarak vatanının üstüne titriyordu.
Bundan 10-15 yıl önce, gün gelecek Elhamdülillah şeriatçıyız diyenler iktidar olacak. Yüce kurtarıcı Atatürk ismi kitaplardan sildirilecek. Atatürk posterleri çöp kutusuna attırılacak. Türk yok, Türkiyelik var söylemleriyle İstiklal Marşı’nda “ayağa kalkmayan gençler” üretilecek deselerdi kimler inanırdı.
Son 29 Ekim Cumhuriyet yürüyüşleri Atatürk döneminin “bir millet uyanıyor” hareketinin ikinci versiyonu olarak gönüllere su serpiyor.
Cumhuriyet yürüyüşlerinde; Başbakanın “gergin, kararmış idrakini” (bir devlet adamı edasıyla) tolere eden Cumhurbaşkanına, Tayyip Bey “kimse durumdan vazife çıkarmasın” diye yakışıksız, kırıcı bir üslupla veryansın ediyor. Her zamanki çelişkili kimliğiyle hem arayı kendisi bozuyor hem de “Kimse Abdullah Bey’le aramızı bozamaz” diye basına saldırıyor.
Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ilişkileri ise Aziz Yıldırım ile tercüman Samet’in düet şovuna uyarlanarak karikatürize ediliyor.
Başbakan TV’ler önünde Genelkurmay Başkanına soruyor. “50’yi aşkın muvazzaf generali zindana attırıp, Türk Ordusu’nun çökertilmesiyle ilgili benim hiçbir müdahalem oldu mu?” Söyle paşa hadi söyle” diye bastırıyor.
Necdet Paşa ünlü topuk selamıyla “Hâşââ zinhar, Sayın Başbakanım olmadı” diyor.
Başbakan yine soruyor. “Cumhurbaşkanı nazariyatta devletin ve icranın başı ve başkomutandır. Ama fiiliyatta noterdir”. “Valilere ya da askere talimat veremez.” “Öyle değil mi? Söyle Necdet Paşa söylesene” deyince Paşa; 90 derece boyun kırıp “ferman sizindir efendim” diyerek resmi-tazim eyliyor.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget