Ankaranın Başkent Oluşunun Hikayesi - Galip Baysan
Milli Mücadele döneminden sonra ilk ele alınan sorunlardan biri, Birinci Dünya savaşı sırasında ve özellikle Çanakkale Muharebeleri esnasında elde edilen büyük deneyimler sonunda İstanbul un yerine yeni bir Başkent arayışının gerekli olduğunun ortaya çıkmasıdır. 1923 Yılının Ekim ayı başlarında özellikle askerlerin en gençlerinden biri olan, Dışişleri Bakanı İsmet Paşa hummalı bir faaliyet içindeydi. Ali Fuat Paşa dönemle ilgili anılarında bakın ne diyor:
“İsmet Paşa Lozan’dan döndüğü günden beri iki mühim mesele üzerinde ısrarla durmuş, bunların acele hallini istemişti. Biri, Ankara’nın hükümet merkezi olduğunun kanunla tespiti, diğeri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin ne cins hükümet olduğunun bir an evvel ilanı idi.” (1) Ali Fuat Paşa bu sözlerle İsmet Paşa’nın çabalarına açıklık getirmek istemiştir. İsmet Paşa’da kendi anılarında “Ali Fuat Paşa doğru teşhis koymuş, Lozan’dan bu kanaatle geldim.” (2) diyerek bu hususu teyit ediyordu.
Lozan Antlaşması gereği 6 Ekim 1923’te son yabancı askerin de İstanbul’u terk etmesinden üç gün sonra, 9 Ekim 1923’te, İsmet Paşa ve 13 arkadaşı Meclise bir maddelik bir yasa tasarısı sundular. “Türkiye Devletinin makarrı idaresi (Başkenti) Ankara şehridir.” (3) Tasarının gerekçesinde “İstanbul’un hep halifelik merkezi kalacağı” söyleniyor ve “Yeni Türkiye’nin başkentinin Anadolu’da ve Ankara kentinde seçilmesi gerektiği” vurgulanıyordu. 1500 yıldır üç büyük imparatorluğa (Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları) başkentlik yapmış, İslam’ın en büyük şehrini terk etmek ve yeni bir başkent kabullenmek hem Türkler hem de yabancılar için kolay değildi. Yasa 13 Ekimde kabul edilince, Ankara yeni Türk Devletinin başkenti oldu. (4 )
Askerler arasında devletin başkentinin İstanbul dışında olması gerektiği uzun zamandan beri tartışılmaktaydı. Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanlarından Hasan Cemil Çambel bu konu ile ilgili espirili bir anı nakletmektedir.
“Meşrutiyetten sonra Harbiye Nazırı Salih Paşa’nın başkanlığında, haftada bir, askeri şura toplanırdı. İstanbul’da kaldığı müddetçe, Salih Paşa fahri başkanlığı Goltz Paşa’ya bıraktı. Bir toplantıda Goltz Paşa: “Başkenti İstanbul’dan Anadolu’ya mesela Konya’ya nakledin dedi. Çünkü, İstanbul çalışmaya, iş görmeye elverişli bir yer değildir. Tabiat, cenneti yeryüzüne indirmiş ve İstanbul’u seçmiş.”Tam bu anda hademe geldi ve Nazım Paşa’ya (sonra Harbiye Nazırı ve Balkan Harbinde Başkumandan): “Biri gelmiş sizinle görüşmek istiyor” dedi ve Nazım Paşa dışarı çıktı.
Goltz Paşa sözüne devamla: “Bu cennet hayatını tabii yaşayacaksınız. O Boğaziçi, o Çamlıca, o Adalar, cana can katar. Evleriniz o cennet köşelerinden birindedir. Daireler, işlerinizin başına ancak öğleye doğru gelirsiniz. Kahveniz nefis, sigaranız nefis. Uzaktan geldiğiniz ve yorulduğunuz için, tabii bir kahve, bir sigara içeceksiniz. O esnada misafirler ziyaretinize gelmeye başlar. Dünyanın en nazik, en kibar, en ikramcı insanlarısınız. Kahveler, sigaralar, tatlı sohbetler derken birde bakarsınız ki, vapur zamanı gelmiş! Arada bir iki kağıda, belki de okumadan imza eder ve kalkar gidersiniz.”İşte tam bu anda Nazım Paşa içeri girdi ve “Ekselans bana müsaade, Sarıyer vapuruna yetişmek için gitmeliyim” demez mi? Goltz Paşa dayanamadı, koltuğuna yaslandı ve dakikalarca kahkaha attı.(5)
Yabancı ülkeler uzun süre İstanbul’dan ayrılmak istemediler. 1925 başında İstanbul’da 18 devlet, Ankara’da yalnız 4 devlet temsilciliği bulunuyordu (Afganistan, Polonya, Sovyetler Birliği ve Fransa temsilcileri)(6) İngiltere temsilciliği ancak 3 Haziran 1929’da Mustafa Kemal Paşa’nın bir politik oyunu sonunda Ankara’da ilk resmi faaliyetini göstermiştir.(7)
İsmet Paşa’nın çözümünü istediği ikinci konu siyasi rejim sorunu idi. Ekim ayı sonunda bu sorunun çözümüne ağırlık verildi. İsmet Paşa’nın Lozan’dan oldukça azimli ve kararlı dönmüş oluşu, onu yurdu için çok yararlı olacağına inandığı bir konuda sabırsız bir davranış içine sokuyordu. Bu genç generalin ruh halini anlayabilmek için, Lozan’daki atmosferi, bir İngiliz gazetecinin gözlemlerine dayanarak savaş sonu genel durumu ve Türkiye’nin dış dünya ile ilişkilerini yansıtmak istiyoruz.
“İstanbul’da Amerikalı ve İngiliz özel muhabirleri, birkaç casus aracılığı ile dedikodu ve kulak dolması sözleri bir araya getirip (Dış dünyaya) gönderdiklerini içtenlikle itiraf etmişlerdir.”(8)
“İstanbul’da yabancı basın mensupları Rumlardan para alıyor, her gazete muhabirinin Yunanlılar tarafından para desteği gördüğünü öğreniyordum.” (9) ( Ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’de bu gruba dâhildi. Bir savaş muhabiri olarak yazılarında batı dünyasına Yunan cinayetleri hakkında bir tek kelime duyurmadı. Buna rağmen Trakyadaki Yunanlıların kaçışından etkilenecek, Hıristiyanlık adına acı duyduğunu ifade edecektir.)
İsmet Paşa, yabancıların Türkiye’deki devlet sistemi üzerinde de şüpheli bir tavır aldıklarını görmüş ve bu konuda sorulara muhatap olmuştu.(10) Meclisin başında bir Meclis Reisi vardı. Onun yanında herbiri ayrı ayrı Meclis tarafından seçilen ve Meclis’e karşı sorumlu olan Bakanlar ve onların da başkanı (Başbakan) bulunuyordu. Ayrıca İstanbul’da yetki ve sorumlulukları açık bir şekilde anlaşılmamış Osmanlı ailesinden kalan bir Halife yani dünya Müslümanlarının (bir kısmının) lideri duruyordu.
Bayan Ellison bu sistemi İngiltere’de devlet adamları ile tartıştığını söylüyor ve görüşlerini şu sözlerle ifade ediyordu: “Bizim birçok devlet adamlarımızla bu sistemi konuştum, Lord Curzon dahil hepsi bana bu sistemin sürekli başarı kazanamayacağını, ya da herhangi bir sürekli idareye başarıyla uygulanmayacağını söylediler.” (11)
Bütün bu nedenlerle İsmet Paşa devletin yönetim şeklinin uluslar arası anlayışa uygun bir şekle dönüşmesini istiyordu.
DİPNOTLAR:
(1) Ali Fuat Cebesoy: Siyasi Hatıralarım, II Kısım, s.8 ( Vatan Neşriyat, İstanbul–1955)
(2) İsmet İnönü Hatıraları–2, s.166( Burçak Yayınları–1969)
(3) Bilal N. Şimşir: Ankara Ankara, Bir Başkentin Doğuşu s.235(Bilgi Yayınevi Ankara–1988)
(4) Aynı eser, s.233–249
(5) Hasan Cemil Çamlıbel, Makaleler, Hatıralar, s.102( TTK, Ankara–1987)
(6) Ankara Ankara, s.329–335
(7) Aynı eser, s.344–345
(8) Grace Mary Ellison, ; An English Women In Angora, Bir İngiliz Kadın Gazeteci Gözüyle Kuvayı Milliye Ankarasıs.302–303 ( Milliyet Yayınları İstanbul–1976)
(9) G.M. Ellison, s.141
(10) Şevket Süreyya Aydemir: Tek Adam–3, s.154(Remzi Kitabevi, İstanbul–1966)
(11) G.M. Ellison, s.192
Yorum Gönder