Gerçek ve Gelenek - Yaşar Nuri Öztürk


Yalnız yolcular değil, yollar da yürüyor. Var olmak, sürekli yürümektir.

Engizisyon kahrı altında ezilen Ortaçağ Batı insanı, dünyayı hep yerinde duran bir küre olarak görüyordu. Hareket eden, dünya değil, sadece güneşti. Dünya dönmüyordu; dünya evrenin tam merkeziydi ve bir yere çakılı olarak duruyordu.

Varlık ve oluşu bir tespih (Yaratıcı’nın cezbesiyle sürekli yüzüş hali) faaliyeti olarak gören Kur’an: “Her şeyin uzayda yüzmekte olduğunu” (Yasin, 40) söyler. Yalnız dünya değil; güneş, ay, yıldızlar, galaksiler hep faaliyet, hep hareket halindedir. Makro plandaki bu hareket  mikro planda, atomlarda da aynen yürürlüktedir.

Yaratıcı Kudret, galaksilerdeki sırrı atomlarda da aynen korumuştur. O, bunu yapabilen kudret olduğu içindir ki, “İstisnasız her şey O’nu tespih etmektedir.” (İsra, 44)

Ne duran bir şey var ne de işi bitip hikâyesi noktalanmış bir oluş. Her an yeni bir söz söylen-mede, her an yeni bir evren oluşmada. Her an yeni bir doğuşun sancısıyla kıvranıyoruz. Bir sürekli oluş, bir durmaz-dinmez yürüyüş içindeyiz. “Bir şey ne ise odur” diyemeyiz. A, A’dır diyemeyiz; çünkü, bunu derken iki A arasına zaman girmiş, onları farklı hale getir-miştir. Kısacası, ölümsüz Heraklit’in dediği gibi, “Bir suda iki kez yıkanılmaz.”

Sürekli oluşu, ontolojik-metafizik plandan psiko-sosyolojik plana aktarırsak, Kur’an’ın esrarlı dünyalarından biriyle daha tanışırız.

Bu ikinci alanda da değişmeyen şey, gerçektir. Gerçeğin kendi (mânâ, hakikat) hep aynı kalır. Fakat gerçeğin formu (sûret, şekil) sürekli değişir. Bu yüzdendir ki, Kur’an, değişme fikrine inatla karşı çıkan ve “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz tavır ve tarzı izleyeceğiz” diyen Mekke müşriklerini yerer ve şunu sorar: “Ya ataları bir şey anlayamaz ve doğruyu yakalayamaz idiyseler?” (Bakara, 170)

Kur’an, hukuk alanında geleneğe (örfe) atıf yapar. (bk. A’raf, 199) Ancak bu, hukukta değişmezliği esas almanın değil, tam aksine, sürekli değişmeyi esas almanın ilanıdır. Kur’an, değişmezliğin ölçütü olarak fıtratı (yaradılışın değişmezleri) esas alır. Adalet, meşveret-şûra (cumhuriyet, demokrasi), bey’at (sosyal mukavele) değişmez ilkelerdir. Kur’an, bunları koyar ama bunların şekline yani uygulamanın nasıl olacağına değinmez, onu insana bırakır.

Şekil ve yöntemi, her toplum, evrensel gerçeklerden sapmamak üzere, kendisi belirleyecektir. Vahyin saptadığı yaradılış kanunlarını yoruma tâbi tutamazsınız. Ancak, sürekli değişmeyi durdurmamak ve gerçeği geleneğe boğdurmamak için de, şu ilke konmuştur: “Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi esastır.”

İÇTİHAT KUR’AN’IN RUHUDUR

Konumuzun en zorlu sorusu şudur: Gerçekle geleneği, yani sürekli değişmeyle fıtratı nasıl uyuşturacağız? Hem durup donmamak hem de değişme adı altında tahribe uğramamak, buharlaşıp dağılmamak için ne yapmalıyız? Hem sürekli akmak hem de eriyip tükenmemek nasıl mümkün olacaktır? Çare, yeni sentezlere gitmek başka bir deyimle içtihattır.

Sürekli gelişmeyle bu gelişmenin vücut verebileceği tahribin önlenmesini birlikte yaşatmak, içtihat ilkesini çalıştırmakla mümkün olur.

İçtihat, gerçeği zedelemeden oluşun seyrine yeni imkânlarla katılmanın biricik yoludur. O, bir ilim ve fikir gayretidir ki; insan, vahiy ve evren kitaplarındaki ayetlerin layıkıyla okunuşun-dan çıkarılacak sonuçları, birey ve toplumun hizmetine sunmamıza zemin ve malzeme hazır-lar ve bizi hayat ve insan gerçeğiyle çatışmaktan korur. Kur’an’ın zaman ve mekân üstü olu-şunun ancak içtihat sayesinde işlevsel kılarız. Bu bize, eşya ve olayları, Yaratıcı’nın istediği ve gösterdiği yönde şekillendirmenin bahtiyarlığını kazandırır ve insan tekâmülünde daha yeni aşamaları süratle aşmamızı kolaylaştıracak yolları önümüzde açar.

İçtihat; hayat, insan ve toplumun sürekli değişmesine sürekli cevaplar bulmanın ve Kur’an’ı hayata sokmak için yeni perspektifler ve sentezler keşfetmenin Kur’ansal yoludur.

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget