Güvenilir olmayanlar Müslüman olamaz


Uluslararası bir istatistiğe göre, bugünkü Türkiye’de insanların birbirine güven oranı %10. Birkaç yıl öncesine kadar Türk vatandaşının en az %70'i yargıya, vatandaşına güveniyordu. Yoğun dincilik sürecinde oran yerlerde sürünmeye başlamış. % 50'ye yakını ateist olan İskandinav ülkelerinde insanların birbirine güven oranı  % 80; Avrupa ortalaması % 55.
Bu Türkiye’nin mi yüzde doksan dokuz buçuğu Müslüman?! Biraz irdeleyelim şunu:

Hz. Muhammed’in lakabı, ‘Emin’ idi. Güvenilir, inanılır, dürüst insan demek. İşin ilginç yönü şu ki, bu lakap, Hz. Muhammed için dostları kadar, düşmanları tarafından da kullanılmıştır. O’nun, insan, ve hayat anlayışına katılmayanlar da, şunu her zaman içtenlikle ifade etmekteydiler: Muhammed’e güvenilir, sır söylenir. Düşmanı da olsanız, ona sırtınızı korkusuzca dönebilirsiniz. Ve tarih bize gösteriyor ki, en azılı putperestler bile en kıymetli emanetlerini ona teslim ederlerdi. Çünkü “Emin” Muhammed’di o.
Böyle bir Muhammed’e, ideoloji söz konusu olduğunda inanmıyorlardı. Nasip veya hesap meselesi. Nasibi veya hesabı yüzünden size inanmayanların, buna rağmen sizi ‘güvenilir’ görmeleri, savunduğunuz inanç ve ideolojiden her zaman daha kıymetlidir. Bu yüzdendir ki, zaman her şeyi eskitir ve yıpratırken büyük ruhların hatıraları hep genç ve taze kalmaktadır…

Hz. Muhammed’in ‘emin’liğini, onun kişiliğinin iki temel öğesi olduğunu görüyoruz: 1. İnancı kin aracı yapmamak, dini kinden arındırmak
2. Sevginin bölünmezliği, yani yalnız kendisi gibi düşünenleri değil, tüm insanlığı sevmek.
Son Peygamberi en iyi anlayan sufilerden Bişr el-Hâfî’nin, bir öğrencisini huzurundan kovarken söylediği şu sözler, andığımız öğeleri en çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Kendisiyle yıllarca beraber olmuş öğrencisine şöyle diyor bu sûfî: “Düşmanların bile senden emin olmadan Müslüman olamazsın. Oysa ki, senden dostların bile emin değil.”

Hz. Muhammed’in büyüklüğü dini kinden arındırmasında, bir başka deyimle, insanı ideolojinin ötesinde ve üstünde tutup sevmesindedir. O, sürekli, ideolojilerin üstünde, mayası ve yapısı temiz insanı aramıştır. Diyor ki, “İnsanlar madenlere benzer. Sizin putperestlik devrinde yapısı temiz olanınız, İslam devrinde de öyledir.” İnanç ve ideoloji, ‘maden’e belli bir ölçüde şekil verebilir, fakat özünü değiştiremez. İnsanı insan yapansa o özdür. Bu yüzden, Son Peygamber, şekil kavgaları yüzünden özü zarara uğratacak tavırlara asla yaklaşmamıştır. Kendisini kanlar içinde bırakan putperestlere beddua etmesi istendiğinde bunu yapmamış, onlara iyilik dilemiştir. Gerekçeyi, kendisi, şöyle gösteriyor: “Onların soyundan, Yaratıcı’nın tekliğini kabullenecek çocuklar gelecektir.” İnsanlığı, bugünkü çıkarları değil, gelecek güzellikleri dikkate alarak değerlendiren büyük ruhun enginliğidir bu…

Yorum Gönderme

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget