Hedef Ne Erdoğan, Ne Fidan... TSK'yı Teslimin 'Diyetini' İstiyorlar!..

Başbakan Erdoğan’ın “sır küpü”  MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili “uluslararası bir operasyon”  yürütülüyormuş!.. Aslında hedef Fidan değil, Erdoğan’mış!.. ABD ve İsrail, “Milli MİT”ten rahatsızmış!..  Böyle devam ederse, Türkiye’nin NATO’dan atılması gündeme gelecekmiş!.. Hepimizin “Hakan Fidan olma”  zamanıymış!..

BOP eşbaşkanlığı yapıp, dış politikadaki her adımı İsrail’e yarayanların, “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almakla”  övünenlerin, "millilik"  savunmalarına gel de şaşma!..

2002 sonu 2003 başlarında ABD, çiçeği burnunda AKP iktidarının önüne iki şey koydu:

Irak’ın işgâline ortaklık... Kıbrıs’ta Türklere Annan Planı’nın kabul ettirilmesi...

Dönemin Başbakanı Abdullah Gül, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’e, “İkisini birden bu millete kabul ettiremeyiz”  dedi. 

Meclis’te Irak tezkeresi yeterli oyu alamasa da ABD’nin Irak’ı işgâline her türlü destek verildi... Kıbrıs’ta Annan Planı, merhum Rauf Denktaş’a rağmen Türklere kabul ettirildi. Neyse ki, Rumlar referandumda “hayır”  dedi de Kıbrıs ve Akdeniz’in bir lokmada yutulması hesapları yattı.

Dönemin TSK yönetimi, Irak tezkeresinden çok Kıbrıs konusunda endişeliydi. Süleymaniye’deki çuvaldan başlamak üzere, Ergenekon-Balyoz serisiyle askerin defteri dürüldü.

Bugün önümüzdeki tablo şu: Irak fiilen üçe bölündü... Suriye parçalanmanın eşiğine getirildi... KKTC sahipsiz bırakılırken, ABD-İsrail Doğu Akdeniz’e yerleşti... Rusya güçlendi, NATO ve ABD'nin hiç olmadığı kadar Karadeniz'e ihtiyacı var...

TSK’nın elinin-kolunun bağlanması, AKP iktidarının içerde kendi ajandasını tereyağından kıl çeker gibi uygulamasını da sağladı. AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik’in gururla, “Bunları 10 yıl önce yapsak partimiz ya kapatılır, ya darbe olurdu”  demesi bundan. 

                                           -Fidan’a “Balyoz” Zamanlaması-

21 Eylül 2012’de Silivri’de karar açıklandığında, Tümamiral Cem Gürdeniz, “Deniz Kuvvetleri tamamen çökertilmiştir...”  diye haykırıyordu.  

9 Ekim 2013 günü Yargıtay Balyoz kararlarını onadığında görüldü ki, Gürdeniz’in feryadı doğruymuş. Sözde darbe hazırlıklarının tüm faturası Deniz ve Hava Kuvvetlerine kesilmişti.  

AB’nin 2009 ve 2011 Türkiye İlerleme Raporlarında şu yazıyordu:

“Türk donanması, birçok kez Kıbrıs (Rum Yönetimi ) için petrol arayan sivil gemileri engellemiştir... Kıbrıs (Rum kesimi) Yönetimi, karasuları ve hava sahasının Türkiye tarafından ihlâl edildiğini bildirmiştir..."

AB’nin, Balyoz kararından 1 hafta sonra açıkladığı bu yılki raporda da şunlar var:

-Türkiye 2006 Aralık AB Konseyi kararlarını (Türkiye’nin limanlarını Rumlara açması, Rum kesimini tanıması vs.) uygulanmalı. 

-Türkiye, Kıbrıs’ın uluslararası örgütlere katılımına (Rumların NATO üyeliği) karşı çıkmamalı.

-Türkiye, doğalgaz konusunda Uluslararası Deniz Sözleşmesini (D. Akdeniz’in Rumlara teslimi) dikkate almalı.

Bu arada; Ay sonunda Brüksel’de yapılacak olan NATO Savunma Bakanları toplantısından önce Genel Sekreteri Rasmussen 11 Ekim günü Atina’ya gitti. Savunma Bakanı Dimitris Avramopoulos’la buluştu. Yunan Bakan, Rasmussen’e “Kıbrıs-NATO ilişkilerine”  dair bir dosya verirken, Rasmussen, "NATO’nun geleceğini birlikte inşaa edeceğiz”  dedi. 

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la ilgili “kampanya”, işte tam bu zaman diliminde başladı. Tesadüf mü?

                                         -“İhanet” ve “Şantaj”-                                

Jandarma Kurmay Albay Mustafa Önsel Yargıtay’ın onama kararından sonra Mamak’tan gönderdiği mektupta şunu vurguluyordu:

“Bu karar, çok tartışılacak olan ‘Demokratikleşme Paketinden’ hemen sonra açıklandı. Böylece paketteki netameli konuların, kamuoyunda daha fazla tartışılmasının önüne geçilecek şekilde gündem değiştirilmiş oldu. Siz bunun tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz?”

Elbette tesadüf değildi. TSK resmen “mahkûm”  edilmiş, AKP dikensiz gül bahçesine kavuşmuştu.

İyi de kimin sayesinde? Ve bunun “diyeti”  olmayacak mıydı?  

İktidarın, Çin’le füze dansı üzerine yine tam bu günlerde Alman Spiegel Online sitesine yapılan şu açıklamalara dikkat:

Bir ABD’li General: “Ankara’nın satın alma planını hayata geçirmemesi için yoğun baskı yapıyoruz. Bir NATO ortağının, bu kadar önemli, güvenlik açısından gerekli bir donanımı Çin’den temin etmesi doğru olmaz...”

Bir İngiliz askeri yetkili: “Türkiye’nin yaptığı ihanettir...”

İhanet nedir? Kim, kime “ihanet”  eder? Emperyalizm, hangi hak ve yetkiyle “ihanet”  kelimesini kullanabiliyor?

Önümüzdeki fotoğrafı netleştirecek önemli bir “uyarı”  daha...

İsrail eski Dışişleri Bakanı Danny Ayalon: “Türkiye NATO'dan atılmalı.”

Keşke!.. Ama ne onlar posamızı çıkartmadan Türkiye’yi atar, ne de daha dün “Türkiye’yi NATO toprağı”  ilân eden Erdoğan rest çekebilir.

Emperyalizm, Erdoğan’ın “sır küpü”,  belki de “en yumuşak karnı”  MİT Müsteşarı üzerinden yeni bir “diyet-şantaj” oyunu başlatmıştır. Diyetin adı ise Kıbrıs ve Karadeniz'dir!..

Ancak anlaşılan şu ki; Bu oyun, Türk Milleti'ne seçimlere kadar AKP'nin yeni "One Minute Destanı"  diye izlettirilecek!.. 

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer’e kucak dolusu sevgiler
Müyesser YILDIZ
20 Ekim 2013

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget