Bu duruma nasıl geldik? - Gündüz Akgül

Sevgili dostlar bu yazıda;
Mustafa Kemal ATATÜRK aydınlanmasıyla kavuştuğumuz laik cumhuriyetin ilk 15 yılında (1923-1938) coşku ile çağdaş uygarlığa (muasır medeniyete) doğru koşar adımlarla ilerlerken, özel sektörün yokluğu nedeniyle devletçilik ilkesi gereği kurulan Kamu İktisadı Teşekkülleri (KİT) sayesinde dünya ülkeleri içinde kalkınmada ilk sıralarda yer alırken, eğitimde çok büyük bir devrim gerçekleştirirken, deyim yerinde ise kısaca ülkeyi yoktan var ederken, bu günlere nasıl geldiğimizin acı öyküsünü özet olarak genç kuşakların bilgisine sunmaya çalışacağım.
ATATÜRK’ün ölümünden sonra devam eden CHP’nin tek parti dönemi olan 1938-1946 yıllarında Atatürk İlke ve devrimlerine karşı herhangi bir duruş gösterilmemekle birlikte, dünyada benzeri bulunmayan Köy Enstitüleri ile eğitimde büyük bir ilerleme kaydedilmekten başka büyük bir katkı da yapılmadı.
Efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitülerini faaliyet geçirmekle, köy çocuklarının eğitim almasına önayak oldu ve eğitimde büyük bir aydınlanma hamlesi gerçekleştirildi.
Hasan Ali Yücel’in yerine, Başbakan Recep Peker tarafından Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Reşat Şemsettin Sirer döneminde (05.08.1946-09.06.1948), Köy Enstitülerinin aydınlığından rahatsızlık başladı ve aydınlık kaynağı bu eğitim kurumlarının komünist yuvası olduğu propagandası ile kapatılmalarının alt yapısı oluşturuldu.
CHP’nin tek parti döneminin sonlarında başlayan bu geri gidiş, 14 Mayıs 1950 tarihinde iktidara gelen Demokrat Parti (DP) ile hız kazandı, DP’nin ilk dört yıllık iktidarı döneminde Köy Enstitüleri kapatıldı ve o günden beri sol partilerin yer aldığı kısa dönemli koalisyonlar dışında sağ partiler bu güne kadar hep iktidar oldu.
Gerek tek parti döneminde, gerekse çok partili dönemde yapılan ikili anlaşmalar ve alınan Marshall (Marşal) yardımı sayesinde emperyalist ABD ile ilişki kuruldu.
Her gelen sağ iktidar, oy uğruna Atatürk ilke ve devrimlerinden ödün vermede adeta bir önceki ile yarıştı.
Demokrasi, hukuk devleti, hak ve özgürlükler bir tarafa bırakılarak;
Kimi,  “Siz isterseniz şeriatı bile getirirsiniz” dedi.
Kimi, “Odunu aday göstersem milletvekili yaparım” dedi.
Kimi, emperyalizmin soğuk savaş dönemindeki propagandasına uyarak “Bu kış komünizm gelecektir” dedi.
Kimi, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” dedi.
Kimi, “Dün dündür, bu gün bugündür” dedi.
Kimi, laik cumhuriyet karşıtı tarikatların sırtını sıvazladı ve ilgili ceza yasası maddesini kaldırarak serbest propaganda yapmalarını sağladı.
Kimi “Benim memurum işini bilir” dedi.
İşte bu günlere, çok partili dönemde oy uğruna yapılan hatalarla geldik.
Günümüze baktığımızda, 10 yılı aşkın süredir iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde ise Cumhuriyetin kurucu kadroları, devletin kuruluş felsefesi, bölünmez bütünlüğü, laik ve sosyal yapısı, parlamenter sistem ve Türk kimliği tartışma konusu yapılmaktadır.
Uzun yıllardır başlatılan bir sürü açılımlardan (Alevi, Kürt, Roman) sonuç alınmamış, gün geçtikçe ayrışma ve huzursuzluk katlanarak artmıştır.
Örneğin;
-Kürt açılımında, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşların katkısı ile yurttaşların bilgisi dâhilinde tartışılarak çözüm aramak yerine, İktidar Partisi ile Terör örgütü başı ve BDP arasında yapılan ve hiç kimsenin içeriğini bilmediği pazarlıklarla çözülmeye çalışılması, laik Cumhuriyet yanlısı demokrat çevrelerde büyük bir endişe ve huzursuzluk yaratmıştır.
-Laik bir devlet olmamıza karşın, birçok konuda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilen fetvalarla işler yürütülmeye başlanmış ve Diyanet İşleri Başkanlığı gün geçtikçe siyasi bir aktör konumuna getirilmiştir.
-Alevi açılımı kapsamında yapılan 7 çalıştaydan bir sonuç çıkmadığı gibi, Alevilerin 1000 yıldır ibadet yeri olarak kullandıkları Cem Evleri, Kültür evi olarak nitelendirilerek, ibadet yeri olarak Alevilere cami dayatması yapılmaktadır.
-Alevi yurttaşları tedirgin edecek şekilde birçok il ve ilçede evleri işaretlenmekte ve faillerin bulunması için bir çaba sarf edilmediği gibi, aksine bu konuda şikâyetçi olan Alevi yurttaşlara soruşturma açılmaktadır.
-Okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri tarafında din ve mezhep anketleri yapıldığı haberleri yazılı ve görsel medyada yer almakta ve sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılmamaktadır.
-Yandaş olmayan basın kuruluşlarına büyük baskı yapılarak, karşıt görüşte yazı yazan tüm yazarların işlerine son verdirilmektedir.
-Tüm devlet kurumlarında kadrolaşmaya gidilerek yandaş kadrolar oluşturulmuştur.
-Güçler ayrılığı ilkesine uyulmayarak, tüm güçlerin (Yasama, Yürütme, Yargı) tek elde toplanması çalışmaları yapılmaktadır.
-Yargı bağımsızlığı yok edilerek, Cumhuriyet tarihinde görülmediği bir şekilde yargı tartışma konusu yapılmış ve bu tartışmalar sonucu yurttaşların yargıya güveni zedelenmiş ve yargı büyük yara almıştır.
-Üniversite özerkliği kaldırılarak, üniversiteler yandaş kadrolara teslim edilmiş ve bu kadrolarda Üniversiteleri medreseleştirme gayretleri içindedir.
Bu tur olumsuzluklar bir yazıya sığmayacak kadar çoktur.
Ülkenin bu duruma gelmesinde, başta seçim sistemindeki aksaklıklar ve yurttaşların yarım asırdan fazla sağ iktidarlarda direnmeleridir.
Laik Cumhuriyete sahip çıkacak ve aydınlanma dönemini yeniden başlatacak yine Türk halkıdır. Son zamanlarda ki kıpırdamalar ve aydınların oluşturduğu “Milli Merkez Hareketi” çalışmaları, gelecek seçimler için umut vermektedir.
Dilerim yanılmam. 20.05.2013
Not: bu yazı Gezi Parkı olaylarından önce yazılmıştır. Gümden izlenerek yazılan yazılar nedeniyle bu güne kadar yayımlama sırasına konulmamıştır.

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı  

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget