Dini Siyasete Alet Edenlerden Allah, Türkiye'yi Korusun

Kuran'ın Alak Suresinin ilk ayeti “İkra” yani “Oku” diye başlar. Oku aslında “Anla” demektir. Özellikle son 11 yıldır ortalık kendine İslam dini adına konuşma yetkisi verenlerle doldu. Bunların önemli bir bölümü siyasette boy gösteriyor. Bu kişiler öncelikle dinini iyi bilmelidir. Ama şurası da bir gerçek ki, dini iyi bilenler zaten İslam adına konuşma yetkisini kendinde görmez.
İslam'a en büyük kötülüğü dini siyasete alet edenler yapmıştır. Siyasi konuşmalarda, mitinglerde, basın toplantılarında sürekli olarak, Allah'ın ve Peygamberin adlarını kullananlar, Müslümanların büyük bir kesimini kolayca etkileyeceklerini, peşlerinden sürükleyeceklerini, toplumu böleceklerini bilirler.
Dini siyasete alet edenler, İslam'ın baskıcı, yasakçı, insanlara seçim hakkı bırakmayan bir din olarak algılanmasına yol açarlar. Kendini Müslüman olarak tanımlayanlar, dini siyasette kullananlara inanmak yerine, Kuran'ı biraz dikkatle okumayı deneseler, İslam'ın gerçeklerini orada göreceklerdir. Çünkü her şey Kuran'da açıkça anlatılmıştır.
Okuyan biri olarak, dini siyasete alet edenlerin bir hastalık gibi yaydıkları “İslam'da Doğru Bilinen Yanlışları” tespit edip, ulaştığım insanlara anlatmaya çalışıyorum.
Anlattığım ilk konu, Allah'ın, insana seçme özgürlüğünü vermiş olmasıdır. Allah insana, inanıp inanmama, dinin gereklerini yerine getirip getirmeme özgürlüğünü tanımıştır. 
Bu özgürlüğü görmek için A'raf suresinin 172'inci ayetine bakarak başlayalım.
Şöyle der ayet, “Kıyamet gününde, bizim bundan haberimiz yoktu dememeniz için Rabbin, Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı. Onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki,'Ben sizin rabbiniz değil miyim?' Onlar da, evet buna şahit olduk dediler”
İlk okunuşunda anlaşılması zor gibi gözükse de, bu ayet, Allah'ın insanlara tek tek hitap ettiğini ve sorduğu soru ile onlara evet ya da hayır deme hakkını verdiğini, yani özgürlük tanıdığını göstermektedir. Aksi takdirde, bu soruyu sormaz ve doğrudan “Ben sizin rabbinizim” derdi.
Konunun daha da anlaşılır hale gelmesi için başka bir örnek paylaşalım. Allah'ın, insanların kendisine inanıp, inanmama konusunda verdiği özgürlükle ilgili, Peygamber Hazreti Muhammet'i de uyardığını biliyoruz. Bu durum, Kuran'ın Gaşiye suresinin 22'inci ayetinde, “Resulüm, sen onlara hatırlat. Çünkü sen sadece hatırlatıcısın. Onları zorlayıcı değilsin” sözleriyle anlatılmıştır.
Mesaj açıktır. Peygamber, Allah'a iman edilmesi konusunda sadece hatırlatmakla görevlidir. İnsanlara yine evet ya da hayır deme özgürlüğü tanınmıştır.
Zaten Allah seçme özgürlüğünü tanımasaydı, tüm insanları kendisine inanlar olarak yaratırdı. İşte açıklamaya çalıştığım bu durum, Yunus suresinin 99 ve 100'üncü ayetlerinde, “Ey Resulüm, Rabbin dileseydi tüm insanlık iman ederdi. İnsanları bana inanmaları için sen mi zorlayacaksın? Allah'ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları inkârcı sayar” sözleriyle anlatılmıştır.
Ayetler bu kadar açıkken, Allah, inanç özgürlüğünü net bir şekilde tanımışken, Hazreti Muhammet'e vermediği yetkiyi, dini siyasete alet edenlerin kullanarak, insanlara baskı yapmaları, Kuran'ın inkârı değil midir?
Dini siyasette kullananlar, dini değerleri siyasi konuşmaların içine yerleştirenler, İslam'ı sadece baskıcı ve dayatmacı bir dinmiş gibi göstermekle kalmaz, olmayan bir yetkiyi kullanarak, Allah'a şirk, yani eş koşup, O'nun bağışlayıcı, hoşgörülü, seçim özgürlüğü tanıyan özelliklerini de yok sayarlar.
Bunu anlamak için de Kuran'da, Bakara suresinin 256'ıncı ayetindeki, “Dinde zorlama yoktur. Doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. Bu durumda, kim Allah'tan başka tapılan her şeyi bırakıp Allah'a inanırsa, kopmayacak kadar sağlam bir kulpa yapışmıştır” şeklindeki enfes açıklamaya bakmak gerekir.
Günümüzde maalesef çok etkin olan ve dini siyasete alet ederek toplumu tam ortasından bölenlere, yine Allah'ın, elçilerine yani peygamberlere yönelik değerlendirmesiyle uyarıda bulunalım. Kuran'da Nisa suresinin 165'inci ayeti, “Müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik. Çünkü insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın diye” sözleriyle, hiç kimsenin kendisini peygamberlerin dışında Allah'ın elçisi olarak görmemesi uyarısında bulunmaktadır.
İslam'ın insana verdiği inanma ve inanmama özgürlüğünün denetleyicisinin kim olduğu da çok önemlidir. Müslümanları kendileri gibi düşünmeye ve yaşamaya zorlama hakkı olduğunu düşünenlere dur diyecek uyarı yine Kuran'dadır. Kaf suresinin 16'ıncı ayetinde, “İnsanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız” denilerek, Allah'ın insanı özgür bırakmakla birlikte, onu çok yakından da izlediği anlatılmaktadır.
Kendilerini Allah'ın avukatı olarak görerek, kutsal dini çarpık siyasetlerine alet edenlere, Kuran'da, haddinizi bilin anlamına gelen birçok uyarı vardır. Bunlardan biri de, Mücadele suresinin 7'inci ayetinde, “Göklerde ve yerde olanları, Allah'ın bildiğini görmüyor musunuz? ….. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir” sözleriyle yapılmıştır.
Bu konuya devam edeceğiz.

Yorum Gönderme

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget