‘Hilei Şeri’ye Din Yapılınca - Yaşar Nuri Öztürk


Hikmeti teşrîiyeyi araştırma ve yakalamanın onurlu, fakat çileli yoluna giremeyen benlikler, hilei şer’iye denen ‘Allah’ı ve insanı aldatma yolu’nu devreye sokarlar.

Hilei şeri’ye, ‘şeriat hilesi’, daha yerinde bir deyimle, dine hile bulaştırmaktır. Ne yazık ki, İslam, saltanat dinciliğinin yozlaştırmalarıyla bir ‘hilei şer’iyeler kurumu’na dönüştü-rülmüş bulunuyor.

Neden ihtiyaç duyulur buna? Hem yükümlülükten kaçmak hem de dinle barışık görünmek için. Yani riyakârlığın din yapılmasıdır hilei şer’iyecilik. Ve bu haliyle şirkin bir uzantısıdır. Bu şirk şaibeli yola girenlerin yarattıkları tablolar, din ve insanlık adına gerçekten utanç vericidir. Ve ne yazık ki, bu tabloları yaratanlar içinde bugün ‘dokunulmaz’ bildiğimiz isimler, listenin ön sıralarındadır.

Yaratıcı Kudret, vahyi o şekilde göndermektedir ki, onun zamanüstü özünü belirli zaman ve mekânlara maletmek üzere yorumlayabilir, hayatın yeni zorunluluklarına yeni cevapların kaynağı yapabilirsiniz. Bu, vahyin taşıdığı muci-zevî esneklikle sağlanmaktadır. Ne var ki, bunda başarılı olmak, önce iyi niyete, ikinci olarak da vahyin bünyesindeki esnekliği değer-lendirme gücüne bağlı bulunuyor. Bu gücü gösteremeyenler iki sonuçtan birini benimsemek durumunda kalırlar: Vahyi, modası geçmiş kurallar bütünü ilan etmek veya dinle hayat arasında uyuşum sağlamak için birtakım yapay yollara, oyunlara, cambazlıklara başvurmak…

Hilei şer’iye, ikinci tarzı seçenlerin yoludur. Ucuzu, bilgisizliği, aşırmacılığı ve hikmet düş-manlığını tercih edenlerin yoludur hilei şer’iye… Bu hileli yolda, kuralın ve şeklin tozuna bile dokunamazsınız. Çünkü kural tabulaştırılmış, kutsal ilan edilmiştir. Onun, hayata ve insana hizmet için bir araç olduğu dikkate alınmaz; çözüm, tabunun korunması için bir ‘mantık üç kağıdı’ bulmaya bağlanır.

Kuralın arkasındaki öz, değer olmaktan çıkınca, iş, kuralı sadece kural olarak savunmanın mantıksal oyununa uygun bir kılıf hazırlamaya kalır. Bu kılıf hazırlama gayretleri, fıkıh tarihi içinde, günümüze kadar devam etmiştir. İki örnek verelim:

Hz. Peygamber’den otuz kırk yıl sonraki bir zamanda, Emevî zorbaları yönetime el koydu ve  toplum servetlerinin yüzde doksana yakını Emevî kodamanlarının ellerinde toplandı. Servet kodamanları, evlerinde bol miktarda altın ve gümüş eşya kullanıyor, hizmetlerinde iğdiş edil-miş uşaklar çalıştırıyorlardı. Ne var ki, iğdişleştirme İslam tarafından yasaklanmıştı; buna bir çare bulunmalıydı. Hem dindar görünüp hem de Firavun gibi yaşamanın bir yolu olmalıydı.

Başvurulan fıkıhçılar, bu yolu bulmakta gecikmediler: İğdişleştirme zulmü, gayrımüslimlere yaptırılırsa, müslüman zenginler böyle bir günahı işlememiş olurlar şeklinde fetva verildi ve bu insanlık dışı uygulama bir hilei şer’iye ile yasallaştırıldı.

GÜNÜMÜZDEN BİR ÖRNEK

 Faiz, (Kur’an’ın anladığı şekliyle) toplumu tahrip eden illetlerden biri olduğu için Kur’an tarafından yasaklanmıştır. Bu yasağın hikmeti teşrîiyesi sömürüyü önlemek, emeğin kapitale mahkûm edilmesini durdurmaktır. Tarih içinde faizi yasallaştırmak için çok garip hilei şer’iyelere başvurulmuştur. Fakat bunların hepsini geride bırakacak bir hilei şer’iyeye zamanımızda tanık olmaktayız. Birtakım dinci servet odakları, faizi, yerine başka bir deyim veya terim koymak şartıyla almakta bir sakınca görmüyorlar. Bu hilei şer’iye ustaları işlemle-rinde faiz kelimesini kullanan bankaları ‘İslam dışı’ kalmakla suçlarken, aynı uygulamayı, faiz kelimesi yerine ‘kârdan pay’ deyimini kullanarak yürütmekte bir sakınca görmezler. Bir kelime oyunuyla yasaklar lügatinin dışında kalmanız halinde dilediğiniz gibi hareket edebili-yor ve mesela bankacılığın her türlü imkânını kullanmanıza rağmen, yazışmalarınızda faiz sözcüğü geçmediği için ‘faizsiz banka’ sloganıyla halkı kandırabiliyorsunuz.

Yüzlercesi arasından seçtiğimiz bu basit örnekler de gösteriyor ki, hikmeti teşrîiye ile hilei şer’iyenin yer değiştirmesi, insan hayatında, samimiyetle riyakârlığın, dindarlıkla dinciliğin yer değiştirmesinin kurumsal görünümüdür.

İnsan hayatı bu riyakârlığa bu ‘Allah ile aldatma’ya daha ne kadar tahammül gösterecektir diye sormamak mümkün mü?

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget