Baharda Tahrir’den Akdeniz’i geçerek Madrid’e erişen, oradan Atina’ya sıçrayan; yaz aylarında Tel Aviv’i kapsama alanına alan, güz başında okyanusu kat edip New York’a ulaşan “öfke seli” nihayet “küresel” boyut kazandı ve bir pandemi gibi yerkürenin dört bir yanını sardı.
Tüm kıtalarda dün -71 ülke ve 1000’e yakın kentte- “öfke isyanı” vardı.
Yalnız Türkçede duyduğum “isyanları oynamak” lafı bu defa tam yerini buluyor ve insanlar dünyanın dört bir yanında “isyanları oynuyor”
Ben bilgisayar başına oturduğumda, “Tokyo’yu işgal et!” hareketiyle isyan dalgası gezegenin en doğusundan başlamış, önce Melbourne’de; ardından… ellerinde “Wall Street’i işgalle dayanışma hareketi” pankartları taşıyan Filipinli göstericilerle Manila’ya yayılmıştı.
Küresel yılbaşı kutlamalarında havai fişekler nasıl önce “Doğu”dan fitillenirse, küresel isyan gününde de böyle oldu ve gösteriler aynı yeni yıl kutlamalarda olduğu gibi öncelikle Doğu’dan tetiklendi. “İsyanının” sosyal medya yansımalarını anı anına izleyen “Facebook”, “Twitter” sayfalarına öncelikle Tokyo, Manila, Melbourne gösterilerinden gelen haberler düştü.
Uzak coğrafyalarda göstericilerin ellerinde taşıdıkları “Wall Street’le dayanışma” pankartları, çok dikkatimi çekti. Bu pankartlar yıllar öncesinden Buenos Aires’te dinlediğim bir öyküyü hatırıma getirdi.
Akımın meşruiyet merkezi New York
’80’ler sonunda Arjantin başkentinde tango ile ilgili bir söyleşi yaparken birileri bana şöyle bir şey anlatmıştı:
“Tango, Buenos Aires’in ‘Boca’ Mahallesi’nde Avrupa’dan gelen fakir göçmenlerle doğdu. Başta, marjinal bir dünyanın dansı olarak dışlandı. Ülkemizde doğmuş olmasına rağmen bu güzel dans ancak 20. yüzyıl başında Paris’e ulaştığında kendi içimizde kabul gördü. Arjantin’de tangonun benimsenmesi neden sonra… bu dansın Paris’te rağbet görmesinden sonra olmuştur”
Periferiden çıkan eğilimlerin onay alabilmesi, görüldüğü gibi ancak “merkez”in damgası ile mümkün olabiliyor.
Tangodan “öfkeliler”e … fazla bir şey değişmemiş…
“Öfkeliler” stratejisinin doğum yeri Tahrir ve İspanyolcada “indignados” ifadesiyle “kartvizit” kazandığı mekân da Madrid. Ama gelin görün ki Manilalı gösterici sokağa çıktığında elinde “Tahrir” ya da “Madrid” değil, “Wall Street işgaliyle dayanışma” pankartı taşıyor…
Harekete dünya çapında meşruiyet kazandıran merkez, global düzenin metropolü New York’taki “Wall Street işgali” oluyor. Küresel yansımalar büyüdükçe, hareketin esin coğrafyaları olan Tahrir ve Madrid anlaşılan giderek geri plana düşecek ve geleceği “Wall Street” sonrası belirleyecek…
Mısırlı ya da İspanyol olsam buna bozulurdum. Mısır’ı bilmem ama İspanya’da konu önemseniyor. İspanya’nın “El Pais” gazetesinde çıkan her yazıda “yurttaş dayanışması” stratejisiyle dal budak veren akımın kökenlerinin gerçekte Madrid’in “Puerta del Sol” meydanı olduğu her vesileyle vurgulanıyor.
Öfkelilerin stratejisi evet sosyal medya kullanımıyla kendiliğinden oluşan bir “demokratik yurttaş dayanışması” da… “dayanışma” nereye yöneliyor ya da bu ne tür bir dayanışma, neyi kapsıyor, içinde hangi kesimler, kimler yer alıyor, nelerin yapılması amaçlanıyor, hangi hedefler kovalanıyor, nerelere varılmak isteniyor… sorularının cevapları henüz belli değil.
Lider ve ideoloji istemiyorlar
Genel bazı söylemler var ortada: “Piyasa ve spekülatörlerin diktatörlüğüne son!” deniyor mesela. Ya da en son ’70’li yıllarda duymuş olduğum bir deyim olan “sosyal eşitlik”ten bahsediliyor. Vergi adaleti, refah devleti, çevrecilik, antimilitarizmden dem vuruluyor. Ama bu büyük hedeflerin hangi ideolojiler, yöntemler, liderlerle kovalanabileceği/bu amaçlara nasıl varılabileceğinden söz edilmiyor.
Hatta tersine… “otoriteye karşı geliştirilen bir refleksle”, hiçbir “ideoloji” ve “lider” istenmediği, üstüne basa basa özel olarak vurgulanıyor.
Bu ne denli gerçekçi bir tavırdır… zaman gösterecek. Görebildiğim kadarıyla “öfkeliler hareketinin” şimdiye dek yapmış olduğu en somut katkı; 2000’ler başındaki “küreselleşme karşıtı hareketlerden” bu yana üzerine ölü toprağı serpilmiş olan “protest kültürüne” yeniden canlılık kazandırması oldu.
Tahrir’den bu yana “sosyal medyadan” destek alan ve şiddete başvurmayan, “barışçı çerçevede” kalan bu yeni “başkaldırı kültürü”, saflarına katılan her yeni ülkeyle yeni aşamalar kaydediyor.
Bu bağlamdaki son kazanım, dün 70 kentte yollara düşen İtalya’nın “öfkelilerinden” geldi. Cenova’daki 2001 “küreselleşme karşıtı isyanın”, karakolda biten baskıcı yöntemlerinden ders alan İtalyanlar, bu defa hukukçularla el ele meydanlara indi.
Yazıya oturduğum saatlerde Çizme’deki göstericiler, güvenlik güçlerinin yapılabileceği herhangi bir hukuksuz müdahale/tutuklama eylemine karşı, hukukçularla birlikte eyleme geçmeye hazırlanıyordu.
“İtalya hukuk timi/Legal Team Italia” ve “Ulusal Demokrat Hukukçular Derneği” adı verilen gönüllü avukatlar, “gösteri, toplantı haklarına” ilişkin göstericilere gereken her türlü hukuki destek ve dayanışmayı ücretsiz sağlamak amacıyla İtalya’da ülke çapında devreye girdi…
Henüz emekleme evresinde olan “öfkeliler” hareketi, daha çok konuşulacak.
Nilgün Cerrahoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder