Yüzyıllar üzerinden hâlâ seslenen kitabın adı, “İlahi Komedi.”
Yazarı Dante Alighieri!
Bu kitap yargı alanında yaşanan olaylara bir isim çağrıştırıyor:
“İlahi Adalet!”
Yazarı RTE!
Kararlarına itiraz edilemez kurullardan biri Yüksek Seçim Kurulu.
Kurul, -7’si Barış ve Demokrasi (Kürt) Partisi’ne bağlı- 12 bağımsız adayın adını ilan edeceği listelerden siliyor.
Genel kanı: Hukuk gereği, lakin siyasal bir karar!
Karar; zaten olay çıkarmak, polislere saldırmak için aportta bekleyen BDP yanlısı Kürt kökenli vatandaşlarımızın sokağa dökülmelerine, kurulun verdiği karardan ola ki haberi olmayan işyerlerine molotof bombaları atmalarına olanak sağlıyor.
Muhalefetten medyaya kadar hemen her çevre; yıkıp yakan, hatta yolcu taşıyan otobüslere taşlarla saldıracak kadar demokratik protesto amacını aşan eylemleri seyretmekle yetiniyor.
Muhalefet ve medya: YSK’ye vur ama sokaklarda aşırılığa kaçan protestoları görmezden gel!
Bu olaylar olayların bir yüzü.
***
Diğer yüzü İlahi Adalet’in sesi.
Ne zaman duyuldu bu ses? Sokakların kan koktuğu, eylemlerin giderek kabardığı ve… siyasetçiden medyaya kadar hemen her çevrenin veto kararına karşı vaziyet alıp YSK’yi eleştiri bombardımanı ile yıpratmalarından sonra…
YSK son olarak, veto yiyen adaylar şayet memnu haklarının iade edildiği yazılı mahkeme kararı getirir ve böylece eksikliklerini tamamlarsa, ittifakla aldıkları kararı yeniden gözden geçireceğini açıklıyor. Gazete yorumlarının ve TV’lerde çal çene karar üzerinde siyasal ve hukuksal engin görüşlerini açıklayan konuşmacıların şöyle değinip geçiştirdikleri gerçek ise; soru oldu, yanıt arıyor:
Bağımsızların adaylık tezkerelerinde eksik var idi ise; YSK, adaylara eksikleri tamamlamalarını veto etmeden önce bildirebilir ve… Türkiye’nin yeni bir cadı kazanına dönüşmesini pekâlâ önleyebilirdi.
Bu erdemi gösteremedi YSK.
Siyasal, toplumsal kargaşanın sorumlusu ama sorgulanamaz, suçlanamaz bir yargı kurumu; YSK var önümüzde.
***
Artık yargı, Türkiye’de hâkimler var diye övülmüyor. RTE’nin yazdığı yolda siyasallaştırılan yargı kendi içinde çatışıyor.
Şu manzara kanıyı doğruluyor.
Balyoz davasına bakan 11’inci Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’ın; iki üyenin sanıkların tahliyesini reddetmesinden sonra karara neden karşı olduğunu yazdığı gerekçe, bir utanç belgesi.
Mahkeme Başkanı Şeref Akçay; “(daha önceki tahliye isteklerini reddeden karara) muhalefet şerhinden dolayı birtakım mesai arkadaşlarım selam vermeyi dahi kesmiş oldukları gibi, ‘sizin de dangalak bir kararınız gelecek’ diyen hâkimler oldu” diyor.
“…Mahkemenin iki üyesinin nezaket kurallarını aşan tutum ve davranışlar içine girdiklerinin” altını çizdikten sonra, “en son işi benimle konuşmama aşamasına kadar getirdiler” diye yazıyor son gerekçeli karara.
İçinde kavgalı; “İlahi Adalet!”
Bu koşullarda adil yargının varlığı, inandırıcılığı nerede kalıyor?
***
Şeref Akçay, Balyoz sanıklarıyla ilgili Gölcük’te bulunan kimi belgelerin yeni ve davayı etkileyecek önemde olmadığını savunuyor. 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin iki üyesi ise; Gölcük Deniz Üssü’nde bulunan belgeleri gıcır gıcır yeni belgeler diye görüyor ve sanıkları “kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali” gerekçesiyle tahliye etmiyor. İki üyenin davranışı Ergenekon davasını gören mahkemenin iki üyesi gibi.
Mustafa Balbay Ergenekon davasının görüldüğü günlerde, her cuma günü tahliyesini talep etti mahkeme heyetinden.
Başkanın olumlu oyuna karşı iki üye Balbay’ın delilleri “karartacağı ve kaçacağı ihtimalini” öne süren gerekçelerinde hiçbir haklı neden göstermeden, iki yıldır tahliye talebini reddediyor.
Yaşanan olayları hangi başlıkla, “İlahi Komedi” mi, “İlahi Adalet” mi diye anacağız? Sağduyu karar senin!

Yorum Gönder