‘Mesela Deduk...’ - Ali Sirmen

‘Mesela Deduk...’ - Ali Sirmen Temel’in teknesi bütün mürettebatı ile birlikte denize açılmış, beklenen sürede de dönmemiş. Aradan birkaç gün daha geçmiş

‘Mesela Deduk...’ - Ali Sirmen

Temel’in teknesi bütün mürettebatı ile birlikte denize açılmış, beklenen sürede de dönmemiş. Aradan birkaç gün daha geçmiş, ufukta tekne görünmüş, zar zor kıyıya yaklaşmış, tayfaların bir kısmı yok, bir kısmının cesetleri güvertede, birkaçı da ağır yaralı, kendilerinde değil. Bir Dursun kalmış sağlam, tekneyi yanaştıran da o.
Merakla sormuşlar:
- Hayrola bu ne hal böyle, ne oldu?
- Sormayın, demiş, defineyi paylaşırken kavga çıktı, işte sonucu görüyorsunuz.
- Peki, demişler, define nerede, ona ne oldu?
- Yok canım, demiş, ortada define falan yok, biz meselademiştik.
Başbakan, Karadeniz ile Marmara’yı bir kanalla birleştirecek olan Çılgın Projesini açıkladığından beri olan da o. Ortada olmayan ve olabilip, olamayacağı da belli olmayan bir hayal için havanda su dövüyor herkes.
Daha hiçbir şey belli değil, hayalperestin hayali milletin çenesini yoruyor.
Bir tek şey belli, o da bu daha önce düşünülüp, Ecevit tarafından gündeme getirilmiş bir proje!dir söz konusu olan.
Bu yüzden Cumhuriyet’in dünkü manşeti de Çılgın aşırmaidi
Aşırmanın dışında ne güzergâh belli, ne, ne zaman başlayacağı, ne kaça çıkacağı...
***
Ama ciddi ciddi herkes konuşuyor, tartışıyor.
Bunların hiçbiri de somut verilere dayanmıyor, bir sürü boş laf söyleniyor...
Hani delinin biri bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış, tıpkı onun gibi, ama ortada deli yok aptal var, akıllı ise taşı çıkarmaya uğraşanlar değil, kuyuya atan.
Turgut Özal da yapardı bunu.
Ortaya bir laf atardı, millet onu tartışadursun, gündem de değişmiş olurdu.
Başbakan’ın çılgın projesi 12 Haziran’a kadar milleti oyalar mı?
Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki! O güne kadar ne olacağı belli mi olur?
Türkler İstanbul’un fethi sırasında da, çılgınlık yapmışlar, gemileri karadan yürütmüşlerdi. Gerçi bundaki gerçek ve tevatür payı tartışmalı ama olsun!
Daha sonraki projelerin çılgınca mı, yoksa aptalca mı olduğu çok tartışma götürür.
Ama bir şey kesin; Tayyip Erdoğan iktidarı, bu kadar yıllık sultasının ekonomik getirisini, büyük ölçüde İstanbul yağmasına bağlamış bulunuyor.
Daha on mu, yirmi mi, elli mi kaç milyar dolara çıkacağı bile bilinmeyen projeye de bu çerçevede bakarsanız, devasa rant paylaşımı dümenleri olacağını kestirebilirsiniz.
İstanbul’un, üzerine bu kadar abanılmasına dayanıp dayanamayacağını, çevreyi abat edeceği söylenen projenin onu yok edip etmeyeceğini şimdiden kestirmek zor.
***
Böyle bir projeye hiçbir iktidar tek başına karar veremez. Bu türden bir girişimde tüm İstanbulluların (o da ne demekse artık) hatta büyüklüğü ve doğuracağı sonuçlar göz önünde bulundurulursa, tüm ülkenin katılımı zorunludur.
Konu tüm toplum ve uzmanlar tarafından enine boyuna tartışıldıktan sonra projenin ana çizgileri oluşmaya başlar.
Bu arada, konunun özünü gözden kaçırmamak ve yanılmamak gerekir.
Kanal projesi, İstanbul Boğazı’nı, yoğun tanker trafiğinden kurtaracak diye bu işe girmenin bir garantisi yoktur.
Unutmamak gerekir ki, Montreux Boğazlar Sözleşmesi gereğince, barış zamanında tüm ülkelerin ticaret gemileri Boğazlar’dan serbest geçiş hakkına sahiptirler. Kimse onları geçişi ücretsiz olan bu yolu kullanmaktan vazgeçirip, para ile kanaldan geçmeye zorlayamaz. Hatta bilindiği gibi, kılavuz kullanma zorunluluğu bile yoktur.
Bu geçiş serbestisinin doğurduğu risk çok iyi bilinmekle birlikte, Ankara bu konuda çok fazla girişimde bulunmuyorsa eğer, bunun nedeni, Karadeniz’i açık deniz statüsüne kavuşturmak isteyen ABD’nin, bu denize kıyısı olan ülkeler lehine getirilmiş, ayrıcalıklardan kurtulmak için Montreux’yü ortadan kaldırmaya yönelik amaçlarıdır.
Kısacası, Montreux, şu anda uyuyor görünse bile, tadili gündeme gelmesi olası netameli bir konudur. Kanal projesini tartışırken, bu hususu da unutmamak gerekir.

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget