Özel Yetkili Mahkemelere Rötuş - Orhan Birgit

Özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin bakacağı davaların yeniden belirlenmesi için TCK’nin 250. maddesinde değişiklik yapılmasını sağlayacak “Dördüncü Yargı Paketi”nin içeriğiyle ilgili haberler iktidara yakın medyada uç vermeye başladı.
Silivri’de görülmekte olan Ergenekon ve Balyoz adlı davalara bakan yargıçların meslek, hatta fiziksel ömürlerini bile aşacak ölçüde uzayacağının belirtileri karşısında bizzat Başbakan’ın soruna çözüm aramak için harekete geçtiği o haberlerden anlaşılıyor.
Özel yetkili mahkemelerin görev alanının daraltılarak “silahlı terör örgütü suçları” ile sınırlı tutulmasını sağlayacak yasa değişikliği, ifade özgürlüğünün üzerindeki baskıları da bir ölçüde kaldıracaktır.
Hiç kimse silahlı terör örgütü kurarak birtakım yasadışı amaçlara ulaşmak isteyen macera düşkünlerinin adil bir şekilde yargılanmasına karşı çıkmaz.
Yakın sayılabilecek bir geçmişte, 22 Şubat ve 21 Mayıs gibi ayaklanma girişimlerini anında bastıran hükümetler; o sergüzeştlerin başındaki Albay Talat Aydemir ve arkadaşlarının ceza yasalarımızda yer almış olan en ağır cezaya çarptırılmasının da önünü açmıştı.
Oysa hukuk tarihimizde yer alan Beşiktaş merkezli ağır ceza mahkemeleri, o merkezin 105 kilometre uzağında, Trakya’daki Silivri ilçemizde kurulması hâlâ devam eden, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir cezaevi yerleşkesindeki üç, belki de dört duruşma salonunda faaliyettedirler.
Bence bu mahkemelerin yargıç ve savcıları da bir bakıma enterne edilmiş durumdadırlar. Oturdukları konutlar, Adalet Bakanlığı’nın sözünü ettiğim kampusu içindedir. Yanlış anımsamıyorsam çocuklarının öğrenim gördüğü okullar, eşlerinin alışveriş için başvurduğu satış yerleri de “koruma tutkusu” ile olmalı, o kısıtlanmış sınırlar içindedir.
27 Mayıs döneminde Yassıada da görev yapan Yüksek Adalet Divanı’nda görev almış olan yargıç ve savcıları Heybeliada’da oturmaya zorlayan dönemin darbe yönetimini çağrıştıran bu görünüm, kimilerine İkinci Dünya Savaşı’nın yenilgisini
hazırlayan Hitler Almanyası’nın sorumlularını yargılayan ve Müttefik Devletler tarafından oluşturulan Nürenberg Mahkemesi’ni de anımsatmaktadır.
Bu nedenle dünkü Sabah’ta Zübeyde Yalçınkaya imzasıyla yayımlanmış olan ve 250’nci maddenin değişikliğiyile ilgili bilgileri kapsayan haber önemlidir.
Habere göre, özel yetkili mahkemelerin görev alanı, silahlı terör örgütü suçlarıyla sınırlı tutulacak, Genelkurmay Karargâhı’na bağlı komutanların yargılanabilmesi; tıpkı Milli İstihbarat Örgütü ile ilgili yasada olduğu gibi Başbakan’ın iznine bağlı olacaktır.
Değişiklik haberinin, yine iktidara yakın başka bazı medya organlarında olumsuz karşılandığını görmek şaşırtıcı sayılmamalıdır.
O olumsuzluğu sürdüren eleştirilerin kaynağı, kendi önlerini açmak amacıyla TSK içinde, silah arkadaşları hakkında dosyalar düzenledikleri ileri sürülen kimi jurnalciler olmalıdır.
Terfi etme beklentilerinden doğan kavganın önünü kesmek amacıyla üst düzey rütbeli askerlerin hükümete yaptığı söylenebilecek telkinler, şikâyetler bir ölçüde çözülmüş olacaktır.
Ya medyamızın tutuklularının durumu nedir?
Tam bir “Yetmez Ama Evet” anımsatmasıdır önümüzdeki. Çünkü, ‘Dördüncü Paket’ adı verilen hazırlığın Ergenekon şüphelileri Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Odatv’nin garip tutuklusu Müyyeser Yıldız, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Soner Yalçın, Hikmet Çiçek, Mehmet Haberal’ı ve sayıları 100’ü aşmış öteki tutuklu meslektaşlarımızı da kapsayıp kapsamadığını bilmiyoruz...
Tüm basın örgütlerinin bu çok bilinmeyenli denklemi çözmek için Gazetecilere Özgürlük Platformu’na destek olmaları gerekiyor.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget