Bir Ödül Üzerine - Ali Sirmen

Sevgili,
Perşembe günü Galatasaray Lisesi’nde, çok istediğim halde, İstanbul dışında olduğum için katılamadığım sade ama önemli bir ödül töreni vardı.
Ödülü veren, Galatasaray Lisesi’nin mezunlarından ve müdürlerinden Abdurrahman Şeref Efendi’nin 23 Ağustos 1908’de kurduğu Galatasaraylılar Derneği idi.
Türkiye’nin, ömrü yüzyılı aşan kuruluşlarından biri olan bu dernek, ilk kez bu yıl bir Galatasaray Ödülü verdi.
Her yıl bilim, kültür, sanat ve teknoloji dallarında üstün başarılar sağlamış, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişiye verilecek olan ödülün bu yılki sahibi Prof. Dr. Daron Acemoğlu.
Galatasaray Lisesi’nden 1986’da mezun olan Daron Acemoğlu, İngiltere York Üniversitesi’ni bitirip London School Of Economics’ten (LSE) yüksek lisans ve doktora derecelerini aldıktan sonra, bu okulda, ardından da ünlü Massacuhussetts İnsitite of Techology’de (MİT) ders vermeye başlamış; 33 yaşındayken profesörlük unvanına sahip olmuş, dünyanın en önemli 1000 ekonomisti arasına 12. sıradan girmiş bir bilim adamı.
Bu toplumun çağdaşlaşması amacıyla kurulmuş, Osmanlı’nın sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme çabalarına büyük katkıda bulunmuş olan Galatasaray, Daron kardeşimizin örneğinde kanıtlandığı gibi, artık dünya çapında değerler yetiştiren, kalibresi ve ünü sınırlarımızı da aşan bir kurum haline gelmiştir.
***
Galatasaray Lisesi tarihi boyunca ulusal çapta veya uluslararası boyutlarda çok başarılı insanlar yetiştirmiştir.
Hemen iftiharla belirtmek isterim ki, Galatasaray bu konumdaki tek eğitim kurumumuz değildir, başkaları da vardır ve kurumlarla yetiştirdiklerini alt alta sıralamaya kalksam, listeyi bitirmeden sütunun dibine gelip noktayı koymak zorunda kalırım.
Galatasaray’ın Türkiye’nin modernleşme alanında hem imparatorluk hem de cumhuriyet dönemindeki başarılarını anlatan Bernard Lewis’in övgü dolu tümcelerini daha önce zikretmiş olduğumdan burada yeniden tekrarlamıyorum.
Galatasaray’ın bu konudaki başarılarında, yeni ve eski öğrencilerinin modernleşme misyonuna sahip çıkmalarının büyük bir payı olduğu yadsınamaz.
Galatasaray, yüzyılı aşmış derneği, çeyrek yüzyılı geride bırakmış eğitim vakfı ve diğer kurumlarıyla bu bilinci keskinleştirip yaymaya ve kökleştirmeye de çalıştı ve bugüne kadar başarıyla geldi.
Ama artık Galatasaraylıların oturup kendi kurumlarının geleceği konusunda ciddi ciddi düşünmelerinin vakti gelmiştir.
Çünkü içinde bulunduğumuz zaman dilimi, Galatasaray’ın tarihinde de bir dönüm noktası oluşturuyor.
***
Galatasaray’ın, dilerseniz devrimci deyin dilerseniz reformcu, yenilikçi eğilimi kuruluş felsefesinin ürünüydü.
Gerek imparatorluk gerekse cumhuriyet dönemlerinde, okul zaman zaman yerleşik düzene başkaldırmış öğrencilere sahip olmasına, sıkı muhalif mezunlar vermesine karşın, devletin baskıcı etkileriyle tırpanlanmaktan masun kalmıştır.
Çünkü okulun yenilikçi kurucu felsefesiyle, devletin yönelişi arasında bir koşutluk söz konusuydu.
Kuşkucu, sorgulayıcı yenilikçi gençler değil de dinine ve kinine sahip gençlik yetiştirmeyi amaçlayan yeni eğitim sistemi ile Galatasaray’ın yenilikçi kurucu felsefesinin bundan böyle bir arada nasıl yaşayacakları üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir sorudur artık.
Yenilikçi modernleşmeci hedefin ürünü olan Tevfik Fikret’ler, Nâzım Hikmet’ler, Mehmet Ali Aybar’lar veya Daron Acemoğlu gibileri ve onları yetiştiren eğitim kurumuna ne kadar hoşgörü olacaktır artık bu ülkede?
Galatasaray acaba kuruluş felsefesini bu koşullarda da yaşatıp sürdürecek midir yoksa sürdüremeyecek midir?
Sürdürememesi halinde, yeni Galatasaraylılar, olayı “Ne var canım bir zamanlar Tevfik Fikret’lerin yuvasıydı, şimdi de Mehmet Şevket Eygi’lerin yuvası oldu” yorumuyla mı karşılayacaklardır?

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget