Carlo Levi’nin hiç unutmadığım sözüdür: “Sözcükler taştır.”
Mehmet Aksoy; taşı bu kez sözcüklere çevirmiş…
Anıtın üzerindeki kırmızı, ince örtü; bir yelkenli gibi geçen akşamüstü rüzgârda dalgalana dalgalana kaldırılıp da; taş pencereden bize bakan İlhan Selçuk’un başı görününce.. bunu düşündüm.
Aksoy dedim, taşı konuşturmuş. Öyle güçlü bir heykel yontmuş ki, “taş” bir destan olmuş...
“Akıl” ve “akılcılığın aydınlığını” anlatan bu taştan destan, bir kitap gibi iki cepheye açılıyor.
Anıtın bir cephesinde; penceresinin içinde oturan İlhan Selçuk’un dev çehresi bulunuyor…
Öteki cephede Tevfik Fikret’ten Mustafa Kemal’e… Nâzım Hikmet’ ten Aziz Nesin, Can Yücel’e uzanan çizgide; Selçuk’a fikir arkadaşlığı yapan büyük “rasyonel düşünce” temsilcilerinin belli belirsiz yüzleri seçiliyor…
Türk Aydınlanması’nın simgeleri olarak bilinen tüm bu büyük isimlerin yüzleri de taşa, soyut ve içbükey bir yorumla yontulmuş.
Kitap sayfasını andıran bu cepheye baktığınızda, Tevfik Fikret’ten İlhan Selçuk’a uzanan uzun, meşakkatli yolun bu bekçilerinin yerçekimini olanca gücüyle hissediyorsunuz.
Dereye; tepeye yalnız camilerin kondurulmak istendiği bir kentte, böyle bir anıtla karşılaşmak insanı afallatıyor ve sarsıyor.
Öyle ki ben kendimi alamadım…
Açılışın ertesi günü ilk iş, ailemi alıp “sabah” gözüyle, bu etkileyici eseri hep birlikte tekrar görmeye gittim. Akmerkez’in yanından Arnavutköy’e inen “Ayazma Yokuşu’nun” başındaki heykeli görür görmez, annem ve eşim benim gibi kalakaldılar. İkisi de hemfikir hemen; “Heybetli, görkemli, acayip güçlü bir eser olmuş!” dediler.
Onlar gibi gelen geçen arabaların içindekiler; sabah koşusu/yürüyüşüne çıkan kimseler de durup durup anıta dikkatle bakmaktan kendilerini alıkoyamıyordu...
Selçuk’un penceresinden bakmak…
“İlhan Selçuk ve Aydınlanma Hareketi” kalabalık bir kavşağın ortasında böyle geçmişi ve geçmişin büyük aydınlarını konuşturuyor. Ve; “Durun hele!” diyor: “O kadar bir başınıza, çaresiz ve yalnız değilsiniz. Sizin büyük bir geçmişiniz, bir tarihiniz var. O tarih sahipsiz kalmaz. Birileri er geç sahip çıkar!”
Mehmet Aksoy, heykeli zaten bu mesajı vermek için yapmış. Selçuk’un ikinci ölüm yıldönümüne denk gelen açılış günü yaptığı konuşmada; “aydınların anısına sahip çıkma” motivasyonunu belirtirken bir buçuk yılını alan heykeli yontmaya koyulmadan evvel eserin ruhu üzerinde uzun zaman düşündüğünü söyledi…
“Aklın aydınlığında giden yolda hep beraber olmamız gerekiyor!” diyen Aksoy; yapıtına damga vuran yorumu “İlhan Selçuk’un penceresinden bakmaya çalıştım!” ifadesiyle dile getirdi.
Gururla korumalıyız
O bakışı taşa taşımak her babayiğidin harcı değil…
Aksoy bunu başarmış.
Yapıtın sırf heykel olsun diye yapılmadığı; sahici, derin düşünsel bir çabanın ürünü olduğu çok belli…
Anıtı ben bu yüzden özellikle sevdim ve müthiş beğendim.
Sfenks gibi penceresinden bakan İlhan Selçuk, sadece Aydınlanma’ya değil, bulunulan konumdan “ödün vermemeye” yapılan bir davet ve “cesarete” çağrı gibi insanı etkiliyor ve çarpıyor.
İstanbul’da böyle bu kadar düşüne taşına yapılan anıt sayısı ne yazık ki çok az.
Ulus’un “İlhan Selçuk” anıtı bu yüzden özenle sahiplenilmeyi hak ediyor.
Bu harika özgürlük anıtını ilk fırsatta gidip görün.
Aksoy’un İstanbul kentine ve İstanbullulara armağan ettiği “anıtı gururla korumak”, boynumuzun borcu olsun.

Yorum Gönder