Milletin denizin, güneşin keyfini çıkarmak için tatil bölgelerine akın ettiği şu günlerde bu imkânı bulamayanlar sıcaktan kavrulurken, Ankara Gülen’e yapılan davete, Tayyip Erdoğan’ın başkanlığına ve Abdullah Öcalan’ın ev hapsine çıkarılmasına odaklanmış durumda.
Abdullah Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması önemli ama bana göre pek gerçekleşmeyecek gibi. Hesabım gayet basit; son bir operasyonla içeri alınan Van Belediye Başkanı Bekir Kaya ile birlikte içerideki BDP’den seçilmiş belediye başkanlarının sayısı 32’ye çıktı. Ayrıca BDP’li tutuklu milletvekili sayısı 6.
Şimdi ben Ankara’nın bir ay evvel, “PKK ve Kürt sorununun çözümünde parlamentoda temsil edilen BDP muhatap alınacaktır” sözlerine neden inanayım?
Ayrıca Abdullah Öcalan’ın sayıları oldukça yüksek avukatları da, tutuklu.
Sadece bunlar mı? Sayıları yüzleri geçip binlere ulaşan pek çok BDP ilçe başkanı, üyeler güzel güzel içeride. Öyle ki, BDP kongre yapamıyor, çünkü salonlarda üyeden çok polis var.
Anlaşılan o ki, devletin kendi toprakları içinde bombalattığı Uludere ölülerini unutturmak için, kürtaj, sezaryen yasağı derken, Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarının elinde gündem değiştirecek malzeme epeyce azaldı; ebedi ve ezeli malzeme Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan’ın konumuna yeniden sert bir dönüş yapıldı.
Kürt sorunu söz konusu oldu mu bir iki haftayı kesinlikle kaplıyor; bu arada, üç beş ihale yandaş sermayeye gitmiş, Balıkesir’deki eski SEKA fabrikası yok pahasına dünürlere satılmış, gereksiz yere sadece bir imaj için Çamlıca’ya kocaman bir cami yapılacakmış, THY’den atılan işçiler atıldıklarıyla kalmış, kimin umuru?
Müjdeler olsun artık Sevda Tepesi de yok! Haydarpaşa Garı’ndan sonra sıranın İstanbul’un son kalan yeşilliklerine gelmesi beklenen bir şeydi, o da oldu. Sevda Tepesi, Üsküdar’a bağlı Kandilli sırtlarındandır, her genç İstanbullu buraya bir kez olsun uğramış ve sevgililer aşk yemini etmişlerdir. Sevda Tepesi, Yeşilçam’ın en önemli mekânlarındandır, Türkan Şoray, Kadir İnanır, Hülya Koçyiğit, Tarık Akan ve daha niceleri tepedeki ağaçlara kendi suretlerini çizmişlerdir. İşte bu muhteşem yeşil alan 1984 yılında Suudi Arabistan Kralı Abdullah tarafından alınmış, Kral Abdullah 28 Mayıs 2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na imar izni için başvurmuş ve “imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde” yapılanma hakkı verilmiş. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereğince 1. derecede doğal sit alanı kabul edilen ve hiçbir yapılaşmanın olmaması gereken bölgenin yapılaşmaya açılması iki kez reddedilmiş, ancak ne olmuşsa olmuş bölge yapılaşmaya açılmış.
Ben İstanbul’da bir deprem olduğunda yıkıntıların altında kalanlardan çok, boş alan bulamayanların birbirini ezerek öleceklerine inanıyorum. Çevrenize bir bakın, bir deprem olduğunda sığınabileceğiniz kaç yeşil alan, otopark olarak kullanılmayan kaç okul bahçesi var?
Ama olsun bizi kandırıyorlar ya... AVM ve rezidans yapmanın kalkınma olduğu yalanının sonu ne zaman gelecek merakla bekliyorum. Özellikle gittiğim her semtte çok katlı apartmanlara, sırım sırım sıralanmış sitelere bakıyorum, pek çoğu boş. AVM’leri sevmediğim için bilmiyorum ama yakınmaların başladığını tahmin ediyorum yoksa her gün yeni bir alışveriş festivali yapılmaz!
Bu arada yazımı baştan okuyunca haksızlık yaptığıma karar verdim. AKP’nin ve onun muhteşem yargısının kıskacında olanlar sadece BDP’li belediye başkanları değil, batıda AKP’li olmayan belediyeler de bıçak sırtında, biliyorsunuz İzmir Büyükşehir, 2011 sonlarında “kaçakçılık ve organize suçlar” tutuklamalarıyla sarsıldı. Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “Hazine arazisine konut izni vermediği” iddiasıyla suçlandı. Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon “İhaleye fesat karıştırmak, görevini kötüye kullanmak” suçlamalarıyla içeri atıldı.
Bari kimseleri kandırmayın, ikide bir “ileri demokrasi” laflarını kullanıp bu ülkede yok saydığınız yurttaşları aptal yerine koymayın. Şimdilik elinizde inanılmaz bir cendere var; yaptıklarınızı onaylamayan, Kürtleri, Türkleri, Ermenileri, Lazları, muhafazakârları, sağcıları, solcuları hizaya sokmaya çalışıyorsunuz ama benden söylemesi cendere de kul yapısıdır, dişlileri fire verir. Öyledir.
Ataol, bu iş geçmiş olsun, yolun yeni şiirlere açılsın…
Yorum Gönder