Üç Musibetin En Can Alanı! - Ahmet Tan

Alenen Gizlilik!

Seçimlerde “Açık oy - gizli tasnif” ne ise..
Mahkemede de “Açık yargılama - gizli tanık” uygulaması odur!
Yargılamalar pehlivan tefrikası gibi uzadıkça, “gizli tanıklığın” da resmen ve alenen cılkının çıktığı mahkeme kararıyla sabit oldu.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, “gizli tanık”ı tehdit ettiği için Sedat Peker’e tutuklama kararı verdi.
- Yıllardır bir başka suçtan hükümlü olduğu için hapiste yatan Peker, nasıl oluyor da bir “gizli tanık”ın kimliğini belirliyor?
Ve yetmiyormuş gibi, o “gizli tanık”ı tehdit de edebiliyor?
Hapisteki bir mahkûm, dışarıda, devlet koruması altındaki “kimliği gizli” birini bulup tehdit edebiliyorsa..
O “gizlilik” artık Hacivat - Karagöz gizliliğidir!
TBMM, hayat karartma tetikçiliğine dönüşen “gizli tanık”ların statüsünü gözden geçirmelidir!
3 Değil 5’in Hikmeti
CHP’li Veli Ağbaba sordu: “Son 10 yılda TSK’de kaç intihar oldu?”
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz yanıtladı:
“934 kişi intihar etti!
1470 de kaza sonucu ölü var!”
Yani..
Yılda 93 intihar, 147 de ölüm!
***
Bu rutin bir TBMM işlemi!
Milletvekili soruyor. Hükümet yanıtlıyor.
İşlem burada bitiyor.
Oysa iktidarın görevi burada başlamalı.
Asker, astsubay, subay neden intihar ediyor.
İntihar nedenleri?
Daha çok hangi birlikler ve bölgelerde?
Neden maddi koşullarsa bunlar neler?
Ve elbette..
“Kaza ölümlerinin” azaltılması, önlenmesi için neler yapılıyor?
Hepsinden önemlisi...
Toplumdaki ve öteki mesleklerdeki, örneğin emniyetteki intihar yüzdeleri nedir?
İlgili kurumlarda önlem alınması yolunda bir çalışma var mı?
Yoksa..
Başbakanlık katından yükselen..
“3 değil, 5 çocuk!” talebi..
Bu intiharlara, kazalara karşı toptan ve kökten bir önlem mi?
Nâzım Her Gün Yeniden Doğuyor
Dün canım olan
Yarın, düşmanım olmaz... benim
Yaşananların hatırı hep saklı kalır,
Hatırları hep sorulur selâmları hep alınır…
Sildiklerim vardır bir de,
Onlar yanlışlarım ve pişmanlıklarımdır
Adları anılmaz, hatırları sorulmaz,
Sadece beddualarımdır
Vicdanla birlikte
Şeref ararım ben sevdiklerimde.
Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim
Zaman gelir şerefsizleri de severim
Her yerde gözüm kulağım vardır benim
“Eksik söylemek yalan söylemek değildir” mantığındaki “Çok Dürüstler”?
Beni değil, kendilerini kandırırlar yalnızca.
Bilmezden gelişlerim, aptala yatışlarım
Kaybetme korkumdan değil,
Karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır…
İnkâr olmaz benim hayatımda
Yaşananı, “yaşanmamış” saymam
Sayanları da saymam
Kelimelere sığmaz,
Sayfalar sürer beni anlatmak,
Ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın
Yaşayan bilir beni, yaşamayan anlamaz
Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz,
Büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz.
Nâzım Hikmet RAN

Türkiye uzun yıllardır 3 büyük musibetle uğraşıyor:
Terör, işsizlik ve trafik!
Trafikte her yıl 10 bin dolayında yurttaşımız ölüyor..
Bir o kadarı da sakat kalıyor..
Ancak bu sayı, sadece kaza anındaki ölüleri saymak yüzünden az gösteriliyor.
Gizleniyor.
“İşsizlik” en büyük bela.
Ama bu belayı, iktidar “hormonlu büyüme” rakamlarının arkasına gizlemeye çalışılıyor.
“İhracat arttı!” diye her ay yapılan propaganda, aslında patlayan ithalatın
Aleni bir ikrarı!
Çünkü ihracatımızın ithal ürünlerle beslendiğini seyyar satıcılar bile biliyor.
Terör ise..
“Açılım”, “devlet elbette müzakere eder”, “diyalog”, “BDP’ye efelenme!”, “KCK’ye lanet” gibi meydan okumalarla perdeleniyor.
Özetle...
Ne işsizliğin, ne terörün ne de trafik musibetinin önü alınamadı, alınamıyor.
Şimdi ise..
“Trafikte yeni dönem!” haberleri patladı!

Otoyollara, duble yollara bol bulamaç radarlar, EDS’ler yerleştirilecekmiş.

Ölümlerin önü alınacaksa bu elbette yararlı ve önemli bir önlem.

Ama, acaba bunun için neden 10 yıl beklendi.

Kürtaj ve sezaryen yasağı ile bunun bir ilgisi var mı?..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget