SON olaylar, dünya sahnesinde kukla oynatır gibi Türkiye’yi oynatmaya kalkışanların başarısızlığa mahkûm olduklarını gösterdi. Ülkenin jeostratejik konumu böyle oyunların oynanmasına elverişli değil. Ortadoğu’nun siyasal tablosunu ABD’nin isteği yönünde değiştirmeye soyunan şimdiki iktidar bile Suriye’yi yola getirmeye çabalarken Rusya’yı ve İran’ı düşünmek zorunda kaldı.
Türkiye’yi tam bir “Ilımlı İslam” cumhuriyetine dönüştürme amacının da o yöndeki bütün çabalara karşın başarılı olamayacağı yavaş yavaş belli oluyor. ABD’nin kanat gerdiği sinsi halife adayı Başbakan’ın dramatik dönüş çağrısına yanaşmaktan çekindi. Oysa, yaklaşık on yıl önceki bir söyleşide yandaşlarına seslenirken “acele ederek kuşku uyandırmayın, sabırlı çalışmayla hedefe varmak için bol vaktiniz var” demişti. Demek ki geçen uzun süreye karşın burayı kendi açısından henüz tekin bulmuyor. O halde, Kemalist devletin kuruluş hamurunda “ılımlı İslam cumhuriyeti” heveslilerini hâlâ ürküten ve onları uzakta tutan bir güç var.
Ama buna güvenerek büsbütün tepkisiz kalabilir misiniz?
Aslında daha gerçekçi davranarak, Cumhuriyetçi kesimde “yenilgi” denen şimdiki durumu şöyle açıklayıp daha doğru bir sonuca varılabilir: Evet, iç ve dış etkiler, hatta baskılarla dinci kesim nüfuz alanını genişletmiş, başta hukuk ve yargı olmak üzere önemli alanlarda ağırlık kazanmıştır. Öte yanda, her şeye karşın toplumun yapısında sağlam kalan ve yenilgiyi kabullenmeyen, geriye gidişe teslim olmamakta direnen bir kesim de var.
Üstelik, toplumda ve kurumlarda kutuplaşma zamanla azalacağına artmış ve birbirinden çok farklı iki yaşam tarzı, iki ayrı düşünce ve inanç dünyası doğmuştur. Cumhuriyetçi marşlarda sözü edilen “kaynaşmış bir kitle” yok artık. Belki “millet yaratma tasarımının çökmesi yahut millet kavramının iflası da denebilir buna.”
Ne var ki bu üzücü sonucun teselli verici bir yanı da olabilir: Kutuplaşmanın bir yanında Cumhuriyete inanmayı sürdüren ve Cumhuriyetçi ilkelerin etnik ayrışma gibi ciddi sorunları bile çözmeye yeteceğine güvenenlerin sayısı hiç de küçümsenecek gibi değil. Zıtlığı gidermek hevesiyle kutuplaşmanın akılcı yanıyla “safsatacı” yanını bir araya getirmek için debelenip vakit kaybetmek yerine Cumhuriyetçi yanını güçlendirerek iktidara gelmek ve ülkenin yazgısına onun egemen olmasını sağlamak daha doğru olmaz mı?

Yorum Gönder