Türkiye’de hayat hızla George Orwell’in “1984” romanına tıpatıp benzemeye başlıyor.
Ülkeyi sözüm ona yönetenler, şimdi de bebekleri ötekileştirmeye başladılar. Sağlık Bakanı, “Tecavüzden doğan bebeği kirli görmek insanlık dışıdır” diyor. Tecavüz bebeklerinin kirli olduğunu kim söyledi ki... Ama demek ki, Sağlık Bakanı şu dünyaya gelmekten öte hiçbir olayın sorumlusu olmayan tecavüz çocuklarını kirli görüyor.
Tecavüze uğrayan gençler ya da kadının geçirdiği travmalar, acılar önemli değil. Bakan bu kirli bebekleri devletin himaye edeceğini de söyledi.
İşte George Orwell burada devreye giriyor. Tecavüz çocuklarından bir ordu düşünün. Anne-baba sevgisinden mahrum büyümüşler. Onlara sadece belli kurallara uymaları öğretilmiş. Ve kendi gibi düşünmeyenlere karşı “kinle” dolu olmaları. Çünkü onlara kirli oldukları ve kirli bir eylem sonucu bu dünyaya geldikleri defalarca söylenmiş.
Onlara her şeyi yaptırmak mümkün. Kendilerinden olmayanları öldürtmek bile.
Bosna savaşı sırasında Sırplar Müslüman kadınlara sistemli tecavüz uygulamışlar ve gebe kalanları doğurmaya zorlamışlardı. Çünkü daha kalabalık bir Sırbistan istiyorlardı ve acımasız bir ordu.
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Orwell romanını aşan, Hitler Almanyası’na selam gönderen bir tanımlama da bir kadın Bakan’dan Fatma Şahin’den geldi. “Güçlü bebekler!”
Ne demek “güçlü bebek, güçlü çocuk.” Bu tanımlamanın ucu son derece açık. Kahrolsun, kalbi doğuştan hasta bebekler, kahrolsun kiloları az olanlar, kahrolsun içe dönük çocuklar!
Yaşasın arkadaşlarının oyuncaklarını zorla alıp kahkahalar atanlar! Çete kurup kızları dövenler! Ergenlikte “mahallenin namusundan” kendilerini sorumlu tutanlar! Saçlarını uzatanların saçların kesenler, küpe takan erkek çocuklarını hastanelik yapanlar!
Onlardan iyi komando olur ve her öldürdükleri kişinin kulaklarını kesip saklarlar.
Başbakan en sonunda açık etti. “Öz evlatlarınız” dedi, öz evlatların olduğu yerde üvey evlatlar da vardır. Normal bir zamanda olsak aklıma hemen Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikâyesi gelirdi, ama acayip bir zaman diliminden geçiyoruz, asla başkaldırmayanlar, hiçbir olayı sorgulamayanlar, sadaka almak için gün sayanlar, geleceği Allah’a bırakanlar, bir yerlerden devlete bulaşıp zengin olanlar, en lüks ciplerle hava atanlar, Kuran kurslarını dolduran öz evlat ya, üvey evlatlar başkaldıran, hak arayan ve mağdur olan herkes. Erdoğan tıpkı Hitler ve Stalin gibi sadece ve sadece kendinin güdeceği “öz evlatlar” istiyor. Onların, çoğalması kendi iktidarının garantisi çünkü.
Ülkede düşündüğünü doğrudan açık eden, böylece hâlâ özgürlüklerin ve demokrasinin olduğunu iddia eden yalakalara da dersini veren bir yönetici var ki, Başbakan bile eline su dökemez. Fetvacı Melih Gökçek ne demiş: “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendini öldürsün!”
Bu sözün bir sonrası “Kürtaj yaptırmak isteyen kadın öldürülsün!”dür.
Bunun için her mahalleye, her köye kürtaj takip hafiyeleri yerleştirilsin. Bunlar mahalledeki doğurma potansiyeli olan her kadını sabah akşam denetlesin. Kadınların âdet günleri listelensin. Bir aksama mı var, hafiyemiz diğer hafiyeler aracılığıyla kadını takibe alsın ve şüpheli bir durumda kadın yakalanıp, bence idam cezası da yeniden devreye sokulacağı için, darağacında sallandırılsın ve eskiden olduğu gibi küçücük çocuklara ibret olsun diye seyrettirilsin.
Bunları yazarken korkmaya başladım. Bu toprakları koruduğuna inandığım geçmiş uygarlıklara ait tanrıların birer ikişer bizleri terk ettiği duygusuna kapıldım.
Hey geri gelin! Ve bize güç verin. Buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var...

Yorum Gönder