Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Leyla Zana’nın, Hürriyet’e verdiği demeç, tabii ki, konuşanın kişiliğine uygun olarak büyük ilgi gördü.
Zana’nın demecini dikkatle okudum.
Çözüm için başlangıç noktası olabilecek bir şeyler aradım.
Bulamadım.
Zana’nın sözlerindeki tek yeni unsur, eğer aklına koyarsa Erdoğan’ın bu işi çözebileceği.
Konuşmanın o bölümüne bakalım:
“...hepimiz açıkça söyleyelim ve kabul edelim. Bu işi isterse en güçlü durdurur. O güçlü kimdir? Şimdiki hükümettir. O hükümetin başı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tarihin en güçlü hükümetinin başındaki adam isterse, o iradeyi gösterir, buna gücü yeter ve bu sorunu çözer...”
Zana’nın sorunun çözüleceğine inanması sevindirici. Çünkü artık çözümsüzlüğün daha fazla süremeyeceği bir döneme giriyoruz.
Ama hemen söyleyelim:
- Leyla Zana yanılıyor.
Yanlış anlaşılmasın!
Tayyip Erdoğan bu işi çözemez demiyorum.
Söylemek istediğim şu:
- Bu işi tek başına kimse çözemez, ne Tayyip Erdoğan ne de bir başkası!
***
Eğer bu işi tek başına Tayyip Bey çözebilecek olsaydı, Kemal Bey’in desteğine ihtiyaç duymazdı.
Ama yalnızca, Tayyip Bey ile Kemal Bey’in el ele vermeleri de bu sorunun çözümüne yetmez.
Onların böyle bir işbirliği de, tabanlarının tümünün desteğini kendiliğinden sağlamaya yetmez. Burada üç partinin tabanlarının da birbirlerine akışkan olduğu bir alan söz konusu. Bu anlamda hiçbir lider tabanını ikna etmeden, çözüm için ortam oluşturmadan ne tekli, ne ikili bir inisiyatifi başlatıp, başarıyla yürütebilir.
Nitekim Kılıçdaroğlu bu gerçeği, yani yanlış adımın kendisine koltuğunu kaybettirebileceğini görmüş ve “Bu iş çözülsün de, benim genel başkanlığıma bile mal olsa razıyım” yollu açıklamalar yapmıştır.
Tabii böyle bir açıklama yanlıştır. Kemal Kılıçdaroğlu bu girişimleri dolayısıyla kayba uğrar ise eğer, bu kayıp sorunun çözülmüş olmasından değil, çözümü tabanını ikna edemediği yanlış bir zeminde aramış olmasından kaynaklanacaktır.
Ve üstelik de sorun da şöyle ya da böyle çözülmüş olmayacaktır.
Kısacası, şu anda Türkiye’nin en büyük sorunu olan demokratikleşme ile iç içe de girmiş bulunan Kürt sorunu ancak çok geniş bir mutabakat ile çözülür.
TBMM’nin geçmiş yıllardaki çoğunluk mutabakatları da sorunu çözememişti.
***
Tam bu noktada şu soruyu sorduğunuzu duyar gibi oluyorum:
- Yani sen şimdi sorun çözümsüzdür, mü demek istiyorsun?
Tabii ki öyle değil. Sorun çözülebilir.
Ancak bunun için, tarafların tümünün mutabakatının şart olduğunu artık anlamalıyız.
Geçmişte, Kürtlere ”Hepimiz kardeşiz”, “İslam bizi birleştiren güçtür”, “Türk demek etnik bir aidiyeti içermez” gibi argümanlarla ve dayatmalarla sorunun çözüleceğini sandık.
Ama çözülmedi.
Terör azaldığı zaman bile ulusal birlik ve dayanışma pekişmedi.
Çünkü Kürtleri işin içine katmadan çözüm mümkün değildi.
Türkiye’nin, kendisini Kürt olarak tanımlamayan kamuoyunun çok önemli bir bölümü de bu gerçeği artık kavradı.
Şimdi sorun, kendini Kürt olarak tanımlayanların, sorunun hem Kürtleri, hem de Türkleri içeren bir mutabakat ile çözüleceğini anlamaları ve bir zamanlar Kürtlerin düştüğü tek taraflı dayatma yanlışına düşmemeleridir.
Bu sağlandığı takdirde çözüm mümkündür. Çözümün ortak paydası birlikte yaşama iradesidir.
Onun hâlâ var olduğuna inanılıyorsa, ki çoğunluğun inandığını sanıyorum, her şey çözülür.
Burada kritik nokta dil sorunudur.
Ona da gelecek hafta değineceğim.

Yorum Gönder