Yasını henüz tutamadım baba, hep erteliyorum. Tenha bir sahil kasabasına çekilip seninle bir türlü baş başa kalamadık gittin gideli.
Güllerini, kokulu yaseminini, çamlarını kurutmadık, merak etme!
Kıtmir’le uysal siyam Canıbey de senin ardından bu dünyadan göçtüler. Kucağına atladığında okşamak için deri eldiven taktığın Nazlım ise sen gittin gideli tırmık atmaktan vazgeçti, ağırbaşlı tombul teyze oldu.
Derdin ki, mirasın manevi olanıdır önemli olan. O mirasa sahip çıkan evlat, sorumluluğunu yerine getirmiştir. Bu bilinci aşıladığın için teşekkür ederim baba.
Son dönemlerindeki sözlerin içime işlemiş, unutamayacağım.
“Bugünün Türkiyesi için derin endişelerim var” demiştin, “Atatürk Cumhuriyeti zaman zaman pek çok tehlikeyle karşılaştı. Genel kanaatim, Cumhuriyet müesseselerini yıpratmamak koşuluyla bunun da atlatılacağıdır”.
Cumhuriyetin kurumları yıpratıldı baba. Tek tesellim, bu yıpranışın tanığı olmayışın...
Dış politikadaki tehditlerin, uluslararası ilişkilerin, her dönemde büyük tuzaklarla dolu olduğunu söyler ve uyarırdın: “Bu tuzaklara yakalanmamanın yolu devleti devlet yapan değerlere sahip çıkmaktır”.
Sana göre en büyük tehdit, dinin siyasette kullanılmasıydı. 85 yılın tecrübesiyle demiştin ki, “Din dogmatiktir, tartışma kabul etmez. Bir toplumun özgür kalabilmesi, bağnazlıktan kurtulmasından ve laisizme bağlı kalabilmesinden geçer. Bunun için her türlü tehdidin üzerinde olan tehlike budur, böyle olması yeni bir durum değil, her dönem böyle olmuştur”.
“Laik olmayan bir toplumda özgür olamazsın” demiştin. Laikliği tartışmaya açmanın, özgürlüğü uçuruma itmek olduğunu söylemiştin. Bilimselliğin, bağımsızlığın, özgürlüğün temeli laiklikti senin için. “Laisizmden saptığı takdirde o toplumun başına gelmedik kalmaz” diye uyarmıştın.
Ya eğitim için söylediklerin?
“Maddi bütün hataların telafisi mümkündür, ama eğitimdeki hataların telafisi en az 50 yıl sürer! Bir kuşağın yerini diğerinin almasını beklemek gerekir. Bir toplumun yarı yüzyılı kaybolur”.
Sana göre Türkiye’nin ıstıraplarının çoğu, laik eğitimden sapmasından kaynaklanıyordu. Bugün ödenen bedel de buydu.
Bayılırdım iyimserliğine ve kaybolmayan inancına. Çünkü bütün bunları söyledikten sonra arkasından şöyle bir cümle gelirdi:
“Bu sıkıntıları Türkiye aşacak, ama zamana ihtiyacımız olacak”.
Gençlere kötümserlik aşılayanları sevmezdin. 24 Mayıs 1918’de, Osmanlı’nın bütün cephelerde çökerttiği o karanlık günlerde Mustafa Kemal’in gazeteci Ruşen Eşref’e imzaladığı, ithafında “Muhakkaten bir nura doğru gidiyoruz” yazan fotoğraf asılı dururdu kütüphanende oturduğun koltuğun arkasında...
“Marifet iktidar koltuğuna yapışıp kalmak değil, iyi anılmaktır” sözü de sana ait baba.(*) “İnsanı çelişkiler mahveder” lafı da senden miras. “Sıkıntılar insanı mutsuz etmez, çelişkiler mutsuz eder. Çelişkilerin sahibi olmamaya özen göster” demiştin.
Güllerine, yaseminine, ağaçlarına, kitaplarına sahip çıkıyorum, ama doğrusunu söylemek gerekirse cumhuriyet değerlerine yeterince sahip çıkamamanın ezikliği içindeyim.
Affedecek misin beni baba?
(*) Ali İhsan Göğüş, Hep İsmet Paşa’nın Yanında, Remzi Kitabevi, 2008, s.167

Yorum Gönder