AKP-CHP işbirliği ‘tercih’ değil! - Ruhat Mengi

Ortada bitmeyen PKK terörü gibi çok ciddi bir sorun var ve şu anda devam etmekte olan terör saldırılarının en önemli nedeni de hazırlanmakta olan “yeni anayasa”da BDP ile PKK’nın (Demokratik Açılım’la başlayan süreçte) verilen sözlerin tutulmasını istemesi.. Bir yanda terör devam ederken diğer yanda en az o kadar önemli bir “İran veya Suriye ile savaşa girme” sorunumuz var ki İran sürekli olarak “ABD veya İsrail’in nükleer tesislerini bombalaması” halinde Türkiye’yi vurma tehdidi yapıyor, dün ve önceki gün bu tehdit İran tarafından tekrarlandı. Önce ABD’nin İncirlik üssünü ve Kürecik’teki füze kalkanını vuracaklarını bildirdiler. Füze kalkanının bu tehlikeyi yaratacağı biliniyordu, daha karar verilirken de defalarca uyarı yapılmasına rağmen Hükümet bunları hiç dikkate almadı.

BÜTÜN PARTİLERİN İŞİ!

Suriye deseniz; Türkiye diğer ülkelerden önce ortaya fırlayıp tehdit ettiği ve müdahaleden söz ettiği için bir savaş tehlikesi de orada bekliyor. Ve biz sanki içte ve dışta hiçbir sorun kalmamış da tek meselemiz “kadınların sezaryen ve kürtaj kararı”ymış gibi günlerdir bunları tartışıyoruz.

Dün Başbakan Erdoğan “teröre çözüm” konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Biz terör için birlikte çalışmaya hazırız” sözlerine “CHP 10 maddelik bir paketten söz ediyor. Pakette neler var bilmiyorum. Ama daha önce yaptığımız görüşmelerde olumlu bir yaklaşım sergilemediler. Görürüz, yaralı bir şey varsa istifade ederiz” diyerek cevap verdi. Oysa daha önce AKP Hükümeti de muhalefet partilerine karşı “olumlu bir yaklaşım” sergilemedi. Her konuşmalarında (konu “kürtaj”da olduğu gibi tamamen ilgisiz bile olsa) dönüp dolaşıp onlara çattılar ve her fırsatta medyayla birlikte CHP ve MHP’yi (ama özellikle de CHP’yi) suçlayarak halka şikayet ettiler.

AÇILIMLAR İŞE YARAMADI

Bütün bunlara rağmen şu anda zaman kavga zamanı, tribünlere oynama zamanı değil toplanıp anlaşma ve sorunlara birlikte kafa yorma zamanıdır. Gerek terör konusunda yeni anayasada neler yapılabileceği, gerekse “İran ve Suriye ile ortaya çıkan büyük tehlikeler”den nasıl çıkılacağı Meclis’teki tüm partilerin meselesidir.

Örneğin terör konusunda BDP ve PKK ile neler konuşuldu (madem ki “devlet görüşür” diyerek terör örgütü silah bırakmadan görüşmeler yapıldı, o sorun nasıl çözülecek), hangi sözler verildi, neyi bekliyorlar ve bu beklentilerin hangileri karşılanabilecek şeylerdir, bunlara daha fazla oyalanmadan karar vermek zorundalar. Meclis’te İran ve Suriye konularını da masaya yatırarak birlikte çözüm aramalılar.

ARTIK UZLAŞMALILAR

Kısacası; Başbakan Erdoğan artık “hala suçlama” inadını bırakarak uzlaşı ortamını yaratmalıdır, bu görev kendilerinin selameti açısından da ona düşüyor. Zira sonuçta her üç konuda ortaya çıkacak tehlikelerde en büyük sorumluluk tek başına Hükümet’in olacak!
*****

İklim Hanım kaybetti!

İklim Bayraktar’ın Baykal’ın kaset olayından kısa süre sonra “Deniz Baykal beni de odasında taciz etti” diye ortaya çıkması, Muharrem İnce’yle arabada görüşme yapması, Kemal Kılıçdaroğlu’na bu taciz olayını da anlatıp “AKP’li siyasetçilerle ilgili gizli olayları banda alabileceğini” söyleyerek ondan yardım istemesi gibi olaylar gündeme geldiğinde ben de olayları yorumlamıştım.

BENCE BAYKAL BİLİYORDU!

Bana göre bu olaylar dizisi Baykal’ın bilgisi dışında gerçekleşmemişti. Muharrem İnce ona yakın isimlerden biriydi ve daha sonra parti içinde olup bitenlerde de bu görülüyordu.. İklim Bayraktar’ın “Baykal’a ilk kaset olayında Kılıçdaroğlu’nun rolü olduğu görüntüsü vermek üzere” ortaya çıkarılarak bu taciz olayının planlandığını ve Bayraktar’ın da bu oyunda rol aldığını yazdım. Benimle aynı görüşü paylaşan, bu ihtimali düşünen başka biri yoktu ama benim aklıma ilk gelen de buydu.. Eğer Kılıçdaroğlu “Beni ilgilendirmez, ne yapacaksanız kendiniz yapın” demek yerine tuzağa düşüp İklim Bayraktar’a “istediği yardımı” yapsaydı Baykal’ın kendi hatası sonucu gidişi tamamen onun üstüne yıkılacak ve Genel Başkanlıkta kalması imkansız olacaktı.

İklim Bayraktar taciz olayını anlatmak için ne kadar alakasız isim varsa dolaşmış, planın ağlarını örmeye çalışmış ama tutturamamıştı.. Sonuçta İklim Bayraktar yazdıklarımdan dolayı (bir kadın yazarın “normalde” böyle durumlarda nasıl hareket edeceğini de yazmıştım) bana dava açtı. Uzun zamandır devam eden ve benim de Savcıya ifade verdiğim dava Salı günü bitti, İklim Hanım davayı kaybetti .

HUKUKA SAYGILI GAZETECİ

Avukatım Gültekin Hukuk Bürosu’ndan Gaye (Çiftçi) Hanım telefonla sonucu haber verirken “Ruhat Hanım, yazarken hukuk kurallarına o kadar dikkat ediyorsunuz ki sizi savunmakta hiç zorluk çıkmıyor”.. Evet kendine, başkalarına, mesleğine saygısı olan her gazeteci gibi ben de yazarken çok dikkat ederim. TV programlarım da öyleydi, 5 yıl aralıksız devam etmesine rağmen “tek bir dava” açılmadı, tek hata, tek şikayet olmadı.. Ama yine de siyasi baskı sonucunda “milli iradenin de çok sevdiği” bu program kaldırıldı.

Herneyse medyanın haline ve bana yapılan büyük haksızlığa üzülmeyi bırakalım ve esasa dönelim; bugüne kadar bana açılan davalardan veya benim açtıklarımdan kaybettiğim hemen hemen hiç olmadı çok şükür, bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Umarım İklim Hanım artık hafızasını taze tutar da bir yandan mahkemeye verirken diğer tarafta “kitabında yazdıklarımdan memnunlukla söz etmek” gibi hatalar yapmaz. Bir kadın gazeteci olarak “kendine hep mağdur, ezilen havası vermek”ten, sızlanıp durmaktan da vazgeçmeli.. Hepimiz ne sıkıntılar yaşadık ama ağlaşmadık, entrikalar çevirmedik, dürüstçe çalıştık!

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget