Özellikle reklamcılarda görülen bir meslek hastalığı benim de yakama yapıştı. Reklamcılar meslek gereği pek kuşkucudurlar ve her olayın arka planını bilmek isterler, işleri budur.
Bu hastalık bende nasıl gelişti, tek tek ilerleyelim, örneğin askerlerinin cenazesinde ağlayan, ki gayet insanca bir tavırdır, Genelkurmay Başkanı, Dağlıca’yı fırsat bilip, Uludere’de öldürülenlerin arasında teröristlerin de bulunduğunu ve askerler oraya gittiğinde silahların gizlenmiş olduğunu söyledi.
Bir Genelkurmay Başkanı böyle bir sözü nasıl söyler? Uludere’ye ne yazık ki, ilk giden gazetecilerden biriyim, küçük bir odada öldürülenlerin aileleriyle teker teker görüştüm, o küçücük erkek çocuklarının fotoğraflarını gördüm, ağlayan anneleri teselli etmeye çalıştım.
Neredeydi bu teröristler?
Neredeydi, askerler gelmeden önce gizlenen silahlar?
Genelkurmay Başkanı’na kimse bu köylerin korucu köyleri olduğunu söylememiş miydi?
Hangi gerçek, Genelkurmay Başkanı’na dördüncü kez basılan ve her seferinde onlarca askerin öldüğü Dağlıca’yı fırsat bilip, Uludere hakkında çarpıtıcı sözler söylemesine neden oluyordu?
Genelkurmay Başkanı çok amatörce neyin üstünü örtmeye çalışıyordu?
Bu gerçek bir özürle geçiştirilemeyecek kadar vahim miydi?
Hastalığım gelişiyor, hiç yüz vermediğim koplo teorilerine usuldan yaklaşmaya başladım.
Devam edelim, büyük sözler söylenmişti, sınır boyundaki karakollar korunaklı hale getirilecekti, hantal olduğu artık bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından belirtilen ordu, gerillalarla savaşmayı bilen birliklerle takviye edilecekti.
Anlaşılan, bu sözler o anda genç ölümleriyle kavrulan bu topraklarda anaların yüreğine su serpmek için söylenmiş, iki gün sonra da unutulmuş. Sayın Genelkurmay Başkanı ve iktidar mensupları, deniz kıyısındaki orduevlerinin rehavetinden ve iktidar şımarıklığından biraz kurtulup, bu kentlerin kahvelerinde dolaşın, bu sözleri çok sık duyacaksınız:
“Arkadaş; PKK Kürt, Türk hepimizle alay ediyor, Dağlıca sanki bir atış tahtası misali, basılıp basılıp duruyor, madem sınırdan geçmeyi önleyemiyorsunuz, Dağlıca’daki karakolu ebediyen kapatın!”
Hastalığım iyice artıyor, insanları hayvan barınaklarından beter koğuşlara kapatmışsınız, hava yok, su yok, doğru dürüst uyku yok ve bu insanlar isyan edince, yangın çıkıp insanlar ölünce, istifa etmesi gereken Adalet Bakanı mazeret uydurmaya çalışıyor, hatta sözü neredeyse bu cinayetlerden teröristleri sorumlu tutmaya getiriyor. Sanki devletin işlediği bu cinayetlere, hafifletici bir sebep bulmuş gibi, ölen mahkûmların adi suçlardan yattığını söylüyor.
Ardından ölmeyen mahkûmlar apar topar yakınlarının bulunduğu kentlerden alınıp başka kent mapushanelerine gönderiliyorlar, tabii ne Adalet Bakanı’nda ne de kendilerine yapılan zamları bir gecede tam oyla geçiren Meclis’te hiçbir kıpırdanma yok, çünkü onların cebinde paraları var, mahkûm yakınlarının yol parası bulabilmek için nasıl çırpındıkları umurları değil. Yahu niyetinizi açık edin, ülkede bir nüfus planlanması yapılıyor da bizim mi haberimiz yok!
Hastalık iyice ilerliyor, vallahi evim Kadıköy’de, karşıya geçmekten korkar oldum. Sadece kara trafiği değil, deniz trafiği de aksıyor ve karayolları yetkilileri cümle İstanbul ahalisinin “hadi eller havaya” diye sallanan ve cebinde tomarla para olan kişilerden oluştuğunu sanıp, “insanlara tatile çıkmalarını” tavsiye ediyorlar. Vallahi pes! Zaten parası olan gitti arkadaşlar, seni mi dinleyeceklerdi!
Bu arada sorular var köprüler neden artık dünyanın hiçbir yerinde kullanılmayan asfaltla onarılıyor, dünyanın her yerinde yol yapımında beton kullanılıyor çünkü en az otuz yıl dayanıyor, erimiyor, sıcak, soğuk demiyor.
Karayolları bu işi hangi taşeron firmaya vermişse, onu bir açıklasın! Biz de böylece yol yapım teknolojisinin bu kadar geliştiği zamanda, işi asfaltla götüren firmayı bir tanıyalım. Olur ya aynı firma ev yapmaya da kalkar. Bilelim.
Bilenlerin söylediğine göre, 25 günde bitirilebilecek bir onarımın neden üç ay süreceğini de bir anlayalım. Paralar bizden gidiyor, firmayı bilmek de hakkımız!
İşte artık iyice hastayım, Suriye bir savaş jetimizi düşürmüş. Doğru mu acaba? Kuşkum son safhada. Sürekli, bir Amerikan yapımı olan ‘Başkan’ın Bütün Adamları’ filmi aklıma geliyor, Amerikan Başkanı’nın seçimlerde bir kızla macerası ortaya çıkınca bunu örtmek için derin Amerikan devletinin Arnavutluk’la uyduruk bir savaşa başlamasını anlatan o muhteşem film. Sağımızın solumuzun yalan ve dolanla kaplandığı bugünlerde herkese tavsiye ederim.

Yorum Gönder
Sevgili Isil Ozgenturk, yine begeni ve huzun ile okudugum bir yaziniz icin tesekkur ederim. Karayollarinda 12 yil calismis bir muhendis olarak size (ve eger ilgilerini cekerse okuyuculariniza )bir bilgi aktarmak isterim. Beton yol asfalta gore pahalidir ve bakimi zordur.Hasdal -Kemerburgaz yolunda bir kesimde denenmis ve basarili olmamistir.Beton iceriginde ki cimento nedeniyle geri donusumlu bir malzeme degildir. Doktugunuz tum betonlar kalici cevre kirliligine(goruntu kirliligi ilavedir) neden olur. Halen calistigim ve gorev yaptigim 27 ulkede gordugum, gelismis ulkelerin beton kullanimini azaltmaya calismasidir. Yapilarda celik, yollarda geridonusumlu modifiye bitumlu mastik asfalt kullanimi cevreye minumumda zarar vermektedir. Saygilarimla