Cumhuriyet yazarı Kürşat Başar, ın 6 Mart 2012 yazısı :
Mağdur Edebiyatı
Burası, her devirde, her dönemde, birilerinin yıldızının parladığı, birilerinin çile çektiği bir yer.
İster askeri yönetim dönemleri olsun, ister sivil yönetimler bu durum değişmez.
Değişen tek şey vardır.
Yıldızı parlayanlarla, çile çekenler her devirde değişir.
Tahterevalli gibi, biri iner, biri çıkar.
Zaman içinde kimileri o şaşaalı günlerini geride bırakır, unutulur gider, yerine başkaları gelir.
Bu coğrafyanın kaderi budur.
Onun için de mağdur edebiyatı asla bitmez.
***
Bana ilginç gelen, pek çok insan gerçekten çile çekmişken, çoğu zaman gayet iyi bir hayat sürmeyi başarmış, üst katmanlardan, yüksek geliri olan insanların çıkıp “çile ve zulüm edebiyatı” yapması...
Sürekli “biz o dönemde neler çektik” “bize neler yaptılar” diye televizyonlarda anlatan, gazetelerde yazan insanlar var.
“12 Eylül’de biz neler çektik” diyen birini dinlerken, “Acaba neler çekti, benim bildiğim o sırada pek çok insan durduk yere hapislere atılıp işinden olurken bu arkadaş gayet ünlüydü, en iyi pozisyonlarda çalışıyordu” demekten kendimi alamıyorum.
“28 Şubat bize neler yaptı” diyen bir başkasına bakıp “Acaba ben mi yaşlandım, hafızam mı beni yanıltıyor, bu arkadaş o sıralarda en lüks hayat sürenlerden, askerlerin kokteyllerinde dolaşanlardan değil miydi?” diye şaşırıp kalıyorum.
***
İşin komiği, bu edebiyatı yapanlar gerçekte zulüm gören, çile çekenler değil de tam tersine her devrin adamları...
Bakıyorum öfke dolu yazılar. “Bana o zaman haksızlık yapanlar şimdi cezalarını çekecek” türünden ifadeler...
Yahu sana ne haksızlık yapıldı? Ben seni tanıdığımdan beri bir elin yağda, bir elin balda yaşadın. Her devirde gemini yürütmenin bir yolunu buldun. Bu nasıl mağduriyetse hâlâ gayet iyi durumdasın.
Şimdi bu devir geçse, bu arkadaşlar yine bu devrin mağduru rolüne çıkarlar, şimdi söylediklerini bir güzel unutturup yeni bir ideolojinin sözcüsü oluverirler.
Doğrusu hiç şaşırmam.
Yorum Gönder