Son günlerde siyasette karşılıklı sert atışmalara, saldırılara
rastlanmıyor.
Kimilerine göre; üç kadın
PKK’linin öldürülmesinden sonraki gelişmeler siyaseti de, Güneydoğu’yu,
Kürt milliyetçiliğini ve politikalarını da, partiler arası ilişkileri de
etkiledi.
Diyarbakır’daki cenaze töreninde günlerce konuşulan, korkulanın aksine
herhangi bir kışkırtma ya da PKK ve “önder” Öcalan lehine gösteri olmaması; pek
çok çevrede, özellikle iktidarda barış isteklerine yönelişin kanıtı diye
değerlendiriliyor.
Sessizliğe, provokasyon olmamasına karşın; üç tabutun PKK bayraklarıyla
son yolculuklarına uğurlandığı da unutulmamalı ve şu soru akıllardan uzak
olmamalı:
Bu dinginlik geçici mi yoksa kimi BDP+PKK dayatmalarının alacağı sonuca
mı bağlı? Göreceğiz!
***
Barış havasının birden egemen olmasını BDP+PKK doğrultusundaki cephenin
mi yoksa İmralı ile görüşmeleri başlatan hükümetin mi sağladığı bir başka
değerlendirme konusu.
AKP merkezindeki son toplantıda partiyi yöneten MYK’ye egemen olan
görüş; birden ülkeyi kucaklayan barış havasını hükümetin, tabii RTE’nin
başlattığı görüşünün egemen olduğuna işaret ediyor.
Oysa BDP’ye göre, bugün barış yönünde ılımlı rüzgârlar esiyorsa,
hükümet; bu ortamı muhatap almak zorunda kaldığı Öcalan’la pazarlığın ilk
aşaması görüşmelere borçlu.
Kuşkusuz AKP dışındaki partiler; -MHP hariç- İmralı görüşmelerinin
başlamasından ve barış görüşmelerini baltalamaya yönelik olduğuna inandıkları 3
PKK’li kadının öldürülmesinden sonra da; terörü durduracak, barış sağlayacak
görüşmelere olumlu gözle baktıklarını açıkladılar.
Barış? Kiminle gelecek? Barış, PKK’nin silahları bırakmasına mı, yoksa
PKK ayağındaki Kürtçü dayatmacılarla hükümet arasındaki görüşmelere ve pazarlığa
mı dayanıyor?
Henüz BDP+PKK’nin İmralı aracılığıyla öne sürecekleri koşullar ortaya
çıkmadı.
Üstelik, bir hafta Çin’de gezinen ana muhalefetten meydan okuyan sesler
duyuluyor.
CHP’den, mademki “hükümet sorunu çözmeye soyundu, çözsün de boyu kaç,
görelim” demeye gelen; barışın hâlâ ufukta görünmediğine değinen açıklamalar
dikkat çekiyor
***
Muhalefet görüşmelere ve olası sonuçlara kuşkuyla bakmakta haklı.
Zira, muhalefetin desteğine sürekli gereksindiğini ve desteğini
alamadığı için durmadan muhalefeti halka şikâyet eden hükümetin; çözüm
arayışlarında izleyeceği politikalara...
... muhalefetin katkısını arayacağına işaret eden en ufak bir belirti
yok!
RTE, hükümet uygulamalarına ve kararlarına önceden bilgilendirmediği
muhalefetten gözü kapalı destek bekliyorsa; çözüm umutları yine askıda kalacak,
demektir.
Yeni sürecin başarıya ulaşmasını istiyorsa hükümet...
... parlamento ortamında ulusal iradeyi AKP’nin yüzde 50 veya
dolayındaki oylara hapsetmeyen bir anlayışla en azından
İmralı’daki gelişmeleri...
... -fazla şansı yok ama- çözümle ilgili önlem ve önerilerini
muhalefetle paylaşması gerekiyor.
***
Henüz bu olasılıkların gerçekleşeceğine değinen bir hareket yok; lakin
ana muhalefette yine gündemin vazgeçilmez konusu olmaya aday olası
kimi gelişmeler içeren haberler gazetelerin ön sayfalarında.
Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’deki avukatlığı sırasında yaşamını adadığı
Kürtçülükle ilgili çaba ve çalışmalarına “Gel, Meclis çatısı altında devam et”
diye partiye çağırdığı ve milletvekili seçtirdiği Hüseyin Aygün; yine CHP’nin
başını ağrıtan bir olay olarak gündemde.
Kurtuluş Savaşı’nda; Kürtler ve Ermenilerden sonra, Rumların da
topyekûn katledildiğini öne süren Rum yazarla aynı koşuttaki Hüseyin Aygün’ün bu
olayı, parti ilkelerine ve geçmişine vurduğu son darbe!
Parti merkezinden günü birlik bilgi alan Kılıçdaroğlu, Aygün olayını,
soruna döndüğünde bakacağını ve gerekeni yapacağını içeren yanıtlarla
geçiştiriyor.
Şayet Aygün, Kılıçdaroğlu’nun özenle altını çizdiği “parti ilkelerine
aykırı hareket eden” bir milletvekili ise... bir lider, Çin’de de Maçin’de de
olsa, ama gerçekten bir lider olduğunu kanıtlayacak bir açıklama yapar;
dönüşünde gereken bilgileri derleyerek Aygün’ü parti disiplin kuruluna sevk
edeceğini söyleyebilirdi, söylemeliydi..
Ne var ki, Aygün’ü koruyan ve kollayan önceki davranışları dikkate
alınırsa Kılıçdaroğlu’nun...
... son demecinde inanılmaz şımarık bir insan ve küstahlık örneği
vererek; Tunceli’de son genel seçimde milletvekili çıkaramayacağını iddia ettiği
CHP’ye, bu ilde seçim kazandırdığını ve böylece partinin vazgeçilmezi olduğunu
ilan eden Aygün’ü partiden ihraç istemiyle disiplin kuruluna göndermesi zayıf
bir olasılık...
***
“CHP bu olayı çözmelidir. Çünkü olay artık Hüseyin Aygün sorunu
olmaktan çıkıp, CHP sorununa dönüşmüştür.” (Ali Sirmen’in dünkü ‘Hüseyin Aygün
Sorunu’ başlıklı yazısından)
Acaba, bu gerçeğe kulak verecek mi, verebilecek mi
Kılıçdaroğlu?

Yorum Gönder