Hakkari’nin ilçelerinde özellikle Çukurca ve Şemdinli’de PKK ile çatışmalar sürüyor. Hükümet 23 Temmuzdan bu yana 114 teröristin öldürüldüğünü açıklıyor.. Ama öte yanda biz de şehitler vermeye devam ediyoruz..
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik “PKK’nın Şemdinli ve Çukurca saldırılarının arkasında Beşar Esad’ın olduğunu, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın birçok ili PKK’ya terk ettiğini, PKK’nın oralarda yönetimi ele geçirmesini Esad’ın istediğini” söyledi.. Buna “Esad’ın PKK’ya silah ve para yardımında bulunduğunu açıkça bildiklerini” ekledi. Çelik bu bölgedeki saldırıların arkasında “Türkiye’nin bölge politikasındaki etkinliğini geriletmek ve Suriye konusunda dikkatini dağıtmak olduğunu” ifade ediyor.
HATAMIZI ATLAMAYALIM
Oysa bunları söylerken Türkiye’nin; Suriye’de Esad’ın “isyancılar” dediği muhaliflerine aynı şekilde silah ve her türlü desteği vermesi (ki Halep’te onlara bir Türk generalin komuta ettiği bile radyolarından iddia edildi) saldırıların arkasındaki asıl önemli neden olduğunu, Esad’ın daha önce defalarca tekrarladığı “siz bu isyancıları desteklerseniz ben de PKK ile işbirliği yaparım” tehdidini gerçekleştirdiğini neden atlıyoruz? Eğer Türkiye yanlış dış politika izleyerek ilk günden, daha BM bile işe karışıp bir şey yapmamışken o muhaliflerin yanına geçmeseydi Esad durup dururken Şemdinli ve Çukurca saldırılarında PKK’ya destek verecek miydi?
Türkiye’nin desteğiyle muhaliflerinin saldırıları sonunda Suriye’nin kuzeyinden çekilerek oraları PKK’ya bırakacak mıydı? Ayrıca Ömer Çelik hala PKK’nın “Türkiye’nin etkinliğinden rahatsız olan odakların kurduğu bir organizasyon olduğunu” söylüyor. Suriye’de ortaya çıkan tablo ve Suriye’nin kuzey illerinde yönetimi ele geçiren PYD’nin (her ne kadar PKK ile birlik olduklarını kabul etmeseler de hedefler, ifadeler bir) açıkça “Batı Kürdistan” demesi, PKK’nın “artık Türkiye’de sınır ötesi filan kalmadı, biz burada yerleşik vaziyette kalacağız” demesi, Hakkari çevresinde “Kuzey Kürdistan” provası yapması, “4 ülkede sınırların kalktığı bir Kürdistan”dan söz etmesi onun için bir anlam ifade etmiyor mu acaba? (Devam edecek...)
*****
Başbuğ düzgün çalışmışsa neden içerde?
Başbakan Erdoğan’ın Pazar akşamı “atv”nin haber kanalında gazetecilerle yaptığı söyleşi aslında çok uzun yazılar çıkarılacak bir programdı ama ne yapayım ki yerim dar.. Öncelikle birçok gazetecinin, halkın en sevdiği programlar dahil birçok programın “taraflı” etiketi yapıştırarak gazetelerden ve ekrandan sürüldüğü bir dönemde en ufak bir kaygı taşımadan sadece “iktidar yanlısı” gazetelerin yazarlarının soru sorması pek hoş (!) bir çelişkiydi..
İkincisi; TV programında kendi meslektaşlarının ve diğer konukların karşısında panter kesilip çığlık çığlığa bağıran, istediği zaman diğer gazeteciler hakkında çekinmeden yalan bile söyleyen kadın meslektaşımız dahil hepsinin “boynu bükük” halde süt dökmüş kedi kadar ürkek şekilde soru sormaları, (Türkiye en zor günlerini yaşarken ve o gün bile şehitler vermişken) arada en mahcup ve en sevimli hallerini takınarak Başbakan’ı güldürmeye çalışmaları, bir zamanlar “4. Kuvvet” denilen medya adına çok üzücü bir görüntüydü.. Eğer bu yoruma kızıyorlarsa lütfen hemen yayını tekrar izlesinler, görecekler.
ŞİMDİ TARAFSIZ MI?
Konuşmada dikkati çeken bir iki noktadan söz edeyim.. Başbakan Erdoğan kendisinin hapis cezasıyla ilgili yargı kararından söz ederken “Suçumun ne olduğunu bilmiyordum, Milli Eğitim Bakanlığı kitabında olan bir şeyi okudum, o günlerdeki yargının bağımsızlığı-tarafsızlığı konusunda söylediğim de buydu” dedi.. İnsanın aklına hemen yıllardır cezaevinde olan ve Başbakan’ın yargı kararındaki gibi “somut bir neden” gösterilmeden, sadece yazıları veya kitapları nedeniyle tutuklanmış gazeteciler geliyor. Bu durumda yargının şimdi “tarafsız ve bağımsız” olduğuna nasıl inanılacak?
Bırakın herşeyi bir yana, hakim ve savcıları seçen, istediği yere gönderen HSYK üyelerinin iktidar partisi tarafından seçilmiş olması bile yetmez mi?
İSTESELER OLURDU
Sonra Başbakan “TSK mensuplarının ve İlker Başbuğ’un tutuksuz yargılanması gerektiğine inandığını, İlker Başbuğ’un döneminin iyi geçtiğini de” söyledi. O zaman neden “tutuklu”lar? TBMM’de iktidar partisi istediği zaman “yargı kararlarını ters çevirecek” kanunlar çıkardı. MİT’le ilgili dava bunlardan biriydi. 3’üncü Yargı Paketi’yle katiller bile bırakıldı ama nedense onlar ısrarla çıkarılmadı.. Ayrıca AKP’li milletvekillerinin “tutuklu milletvekillerinin çıkmasını istemediği” de açıklandı.. Demek isteseler şimdiye kadar çoktan çıkacaklardı. Bütün bunlar ortada dururken Başbakan’ın “tutuksuz yargılanmalarını isterdim” demesi maalesef izleyenlere inandırıcı gelmiyor.
Ben soru soruyor olsam; “Bazı ülkeler onar onar alırken tek bir Olimpiyat madalyası bile alamamış olmamız” konusunda mutlaka “en az 3-4 çocuk” israrı ile bu durumun ilişkisini de sorar ‘çok çocuk yerine iyi yetiştirecek, her birine gelecek hazırlayacak, eğitecek kadar çocuk daha doğru değil mi” derdim.. Ama işte onun için de bize sordurmuyorlar değil mi?
*****
Kılıçdaroğlu aradı!
Dün ve daha önce “Ülkü Adatepe’nin vefatı” ile ilgili yazdığım yazılar konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç aradılar. Konuşmalarımızı yarın yazacağım.
Yorum Gönder