Kanıtsız Suç Olur mu? - Şükran Soner

Kanıtsız Suç Olur mu?
Olmaz diyebilmek için hukuk diploması gerekmiyor. Hele de ortada bir yargılama varsa, mahkûmiyet için, suçun şahsiliği çerçevesinde de kanıt bulunması, karar gerekçeleriyle gösterilmesi zorunluluğu vardır... İnsan hakları, hukuk devleti düzenine aykırı olarak yeterli kanıt olmadan verilmiş ceza örnekleri, hele de askeri-si-vil özel yargı, darbe hukuk düzenlerinde ülkemizde fazlasıyla boldur. Hak hukuka aykırı sonuç kararlar, ceza örneklerinde kimi davalar üst yargıdan dönmüş, kimileri sonuçlandırılamadan düşürülmüştür. Türkiye’nin Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nde en çok cezalandırılan ülkeler listesinde başı çekmesinin de nedenleri arasında sayılabilir.
12 Eylül askeri darbe hukuku düzeninden bir örnekle derdimi anlatmaya çalışayım... Adana’da sol bir örgütün karakol baskını, ölümlü eylemi davasında idama mahkûm olmuş bir gencin dava dosyasının Yargıtay aşamasındayken gelişmeleri yakından iz-lemiştim... İdama mahkûm olmuş genç baskında yer almış, işken-ceye dayalı olsa da suç itirafları dava dosyasına girmişti. O tarihlerin yargı düzeni içinde idam infaz kararının üst yargıda da onaylanması olasılığı yüksekti. İdam kararının bozulması için kanıt arayan avukatının bir gün sevinçle “buldum” diye haykırarak rahat nefes aldığını anımsıyorum. Dosyada cinayetten idama mahkûm müvekkilinin tetik çeken parmağının kopuk olduğuyla ilgili raporu bulmuştu. Polisin ölümüne yol açan silahın tetiğini çekmesine elverişli değildi. Baskında yer almış olması, ölümüne yol açtığı itirafları.. bu somut maddi delille ortadan kalkıyor, suç kanıtlanmamış oluyordu. İdamdan kurtuldu, sonra da başka suçlarla ilgili mahkûmiyet sürelerini tamamlayıp aramıza karıştı. Yaşıyor olmalı...
Yandaş medyanın Odatv davası ile ilgili uzun zamandır gelemeyen, sonuç olarak dava sonuçlanmadan mahkûm olmadan çoğunluğu gazeteci arkadaşlarımızın, ön tutuklu konumunda yargısız infaza aylar yıllar hedef olmalarında da işe yarayan, TÜBİTAK raporu üzerinden haber ve yorumlarını müztehzi bir gülümsemeyle izli-yorum... TÜBİTAK raporu, savunma yapan arkadaşlarımızın, bilgisayarlarına virüsle sokulduğunu iddia ettikleri metinlerin “virüsle sokuldu” sonucuna varmamışmış. Özel yargının, iddianamedeki suçlamalara kanıt yapabileceği beklenen rapor, sonuç olarak ne diyor... “Virüs yoluyla sokulmuş” belgeler olduğunu saptıyor. Ancak arkadaşlarımızın “bize ait değil, virüsle sokulmuş, biz yazmadık..” dedikleri, iddianamede yer alan ve suç kanıtı olarak gösterilen belgelerin kesinkes virüsle sokulmuş olabildiklerini kanıtlayamadığını belirtiyor..
***
Suç-ceza hukuku ilişkisinde mahkûmiyet kararı için kesin kanıt zorunluluğu, kanıtların da sanık değil iddia makamı tarafından edinilmesi gerekliliği, zanlının suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü olmadığı, iddia makamınınsa suçu kanıtlama zorunluluğu.. olduğuna göre de.. söz konusu bilirkişi raporu yargılamaya konu olan suçlamaların kesin suç belgesi niteliklerini ortadan kaldırıyor. Hani özel yargı elindeki tüm davalarda, gazeteciler, öğrenciler, komutanlar, askerler.. terör örgütü üyeliği ile suçlanırlarken, tümünde de kişiye dönük suç ilişkisi, gerekçesi ortaya konmadan “güçlü şüphe, suçun niteliği..” türünden kavramlarla, aylar yıllardır süren tutukluluklar, yargılamalar, Silivri zulümhanesi yaşamı gerekçelendiriliyor ya... “Güçlü şüphe, suçun niteliği..” kavramları aslında yargısız infaz sonucu doğan tutukluluklar için de insan hakları, hukuk devleti düzenine aykırı sonuçlar oluşturuyor ya... Yargı sonuç kararları, mahkûmiyetlerin verilebilmesi, üstüne üstlük, üst yargı denetimlerinden geçirilebilmeleri süreçlerinde, hukuk devleti düzeni işlerliği.. boyutlarına geçildiğinde, kullanılabilmeleri olanaksızlaşıyor..
Son gelişme olduğu için Odatv davası örneğine yeniden dönersek. Suçlamalara kaynak yapılan, arkadaşlarımızın bilgisayarlarında bulunduğundan sözü edilen, aylar yıllar tutuklu kalmaları, suçlanmalarına gerekçe yapılan terör örgütü üyeliği gibi çok ağır suçlamaya kaynak yapılan belgeler için, savunmanın daha önce üniversitelerden aldığı birden fazla rapor vardı. Hepsi de “virüsle sokuldukları, suç kanıtı olamayacakları..” sonucuna varmışlardı... Zaten gazeteci arkadaşlarımızla birlikte davanın tüm sanıkları sorgulamaları, yargılamaları boyunca da yazıları, yine hukuken kanıt olmayan telefon konuşmaları, birbirleriyle olmayan iliş-kileri bağlantılı, trajikomik sorulara muhatap olmuşlardı. Hukukçu kimlikleri, meslek etik değerleriyle, yargılamanın savcıları, yargıçların içinde bulundukları konuma düşmek isteyebilecek hukukçu olabileceğini sanmıyorum.
Bu kadar ağır bedeller ödetildikten sonra. “Ortada kanıt yok, suçsuzsunuz” demek de zor... Suçlusunuz diyebilmek de çok daha zor görünüyor... Özel yargı elindeki davaların kaçınılmaz nitelikleriyle; davaların, sanıkların çoğunluğu için farklı gelişmelerle ortak sonuçlar gündemde...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget