Günah Keçisi - Ali Sirmen

Günah Keçisi
Sevgili,
Enver Aysever’in “Yazgıcılar”ını elime geçtiği şubat başında, tıpkı ona uygun bir lezzet ile bütünleştirip, ağız tadıyla içmek için saklanan iyi cins şarap gibi bir köşeye koydum.
Tatilde aldım elime, evire çevire, tadına vara vara okudum.
Şimdi benim için Tahsin Yücel’in “Gökdelen”i gibi, bu dönemi fevkalade iyi anlatan yapıtlardan biri haline geldi.
Yazın gariptir; bazen gerçeğin fantezilerle bezenerek anlatılması, onu gerçekten daha gerçek kılar.
“Yazgıcılar”da Tevfik Fikret’in bin kocadan arta kalmış fahişesi kentinin 21. yüzyılında geçen olaylar, yine ondan kalma bir “dudu muannit”in (inatçı sis) yoğunluğunu tedricen arttırmasıyla gelişir.
Kimsenin kimseye güvenmediği, herkesin herkesi gözetlediği, gizlice dinlediği, ispiyonladığı, “hoşgörü sahibi!”, “yumuşak huylu”, “imanı kavi” yazgıcıların egemen olduğu ülkenin, sisi gittikçe artan metropolünde, “Gibi Sitesi”nin ortak paydası herkese güvensizlik olan sakinleri arasına gelen, romanın en aykırı kişisi, tek özgür ve umursamaz bireyi EA’nın çevresindeki çember daralırken, (Enver o sözcüğü yapıtında bir kez bile kullanmamış dahi olsa) “günah keçisi” olayının en tipik örneğini görüyoruz.
Gibi Sitesi’nin tüm yalakaları, noksanları, üçkâğıtçıları, namussuzları, pislikleri, aykırı EA’yı Yazgıcılar’a ispiyonlayarak, günah keçisi yaparak çemberi daraltırlar.
***
Kitabı keyifle okurken düşündüm. Totaliter dönemlerin onsuz olmazıdır günah keçisi.
Yahudileri günah keçisi haline getirmeden, Hitler olabilecek bir Adolf düşünebiliyor musun?
Kendisine “düşman kansızlar” yaratmamış, bir “Diktatör Kenan” kişiliğinin ne kadar eksik, ne kadar yetersiz, ne kadar tatminsiz kalacağını göremiyor musun?
Kitleleri güdebilmenin en iyi yolu, onları bütün kötülüklerin anası, bir kin hedefi karşısında birleştirmektir.
Bu davranış, hem birlik duygusunu pekiştirir, hem bütün kötülükleri tek hedefte toplayarak arınmayı sağlar.
Bütün varlığı ile ait olduğu, eridiği bütün içinde, kendini pirüpak hissetmesi için totaliter toplumun aynı zamanda hem kurbanı, hem celladı olan, ama hiçbir zaman bireyi olamayan nesnesinin varlığı için şarttır “günah keçisi”.
Günah keçisi, totaliter toplumlarda, yeri olmayan, çok tehlikeli “neden” sorusunu engeller. Çünkü bizatihi neden sorusunun cevabı odur. Günah keçisi var olduğu için vardır kötülükler.
Totaliter toplumlar, büyüklü küçüklü günah keçilerinin sürü kitle karşısında sıra sıra dizildikleri düzenlerdir.
Günah keçileri, sürüleri karşılarında amaç birliğine iten yapıştırıcılık işlevini yaparlar, totaliter toplumlarda.
***
Bir sürü toplumu maazallah günah keçisiz kalmayagörsün! Artık o her türlü iç çekişmeye açık hale gelmiş demektir.
Onun için, totaliter toplumların eli mahkûmdur seri halde günah keçileri üretmeye.
12 Eylül döneminde bir ara Cumhuriyet’te yazmış olan Samim Lütfü de bundan 27 yıl önce, aynı konuya değinmiş ve bak nasıl bitiriyor 17 Mart 1985 günkü yazısını:
“Günah keçisi politikasının uygulayıcıları açısından en büyük sakıncası ise amaca ulaşıyor göründüğü ölçüde tehlikeli olmasıdır. Öyle ya, bir ülkede hedef olarak gösterilmiş tüm günah keçileri ortadan kaldırılmış, sindirilmiş ya da uzun süre için etkisizleştirilmiş olduğu zaman bile sorun çözülmüyorsa, o zaman topluluklar şu soruyu sormaz mı:- Yoksa biz yanlış günah keçilerine mi saldırdık? Asıl günah keçisi olması gerekenler, bize hedef gösterenler olmasın?”
Şimdi, Samim Lütfü’nün bu tanısının da gerçekçi olmadığını görmüş bulunuyorum Enver Aysever’in “Yazgıcılar”ını okuyunca, böylesi toplumlarda bu tür soruların sorulmasının imkânsızlığı daha iyi anlaşılıyor çünkü.
Muhteşem olağan finaline kahkahayı bastığım “Yazgıcılar”ı hararetle tavsiye ederim.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget