Sivas’ta İş İşten Geçtikten Sonra! - Mehmet Faraç

Yazarlar, şairler, sanatçılar ve aydınlar 2 Temmuz 1993 günü gözü dönmüş kitleler tarafından kuşatıldığında, can yakan alevler Türkiye’nin tarihine düşecek kara lekenin de kirli tablosunu çizmişti!..
Sivas’ta 37 insanın diri diri yakılmasının üzerinden neredeyse 20 yıl geçti…

Ve o utanç verici katliamla ilgili dava önceki gün sonuçlandı… Beş sanık hakkındaki dava zamanaşımından düştü…

Bu karar, Madımak’ın üzerindeki dumanı daha da kalınlaştıracak, toplum vicdanında büyük yaralar açacak!..

Ancak Ankara Adliyesi önünde atılan “Sivas’ın hesabı sorulacak” şeklindeki öfkeli sloganları duyunca eminim binlerce insanın içinden de aynı sözcükler aktı:

“İş işten geçtikten sonra!..”

Maalesef Sivas davası olayında ilgili kuruluşlar, insan hakları örgütleri, siyasi partiler gerekli tepkiyi zamanında göstermedi…

Üzülerek daha açık ifade edeyim; ne yazık ki tarihe kara bir leke olarak geçecek olan bu dava neredeyse unutulmuştu!..

Yani Milliyet gazetesidava nedeniyle aranan kimi sanıkların Sivas’ta ellerini kollarını sallayarak dolaştığını; hatta evlendiğini, ehliyet ve pasaport aldığını yazmasaydı kimsenin davanın gidişatından haberi bile olmayacaktı!..

Duruşmaya bir hafta kalmışken zamanaşımıyla ilgili feryat figan etmenin, basına açıklma yapmak gibi sıradan ve cılız gösteriler düzenlemenin yüreklerdeki ateşi söndürmeye hiçbir katkısı olmadı…

Ne yazık ki, davanın takipçisi olması, hatta tepkilerin lokomotifine dönüşmesi gereken CHP de, Sivas katliamı davasında dirençli bir duruş gösteremedi… “Dersim” konusunda kafa karıştıran milletvekillerti bile kılını kıpırdatmadı…

CHP’liler, kitle örgütleri ve özellikle de Alevi dernekleri 2 Temmuz’larda Madımak’ın önüne karanfil koyma dışında etkili ve sürekli eylemlerle davayı gündemde tutabilselerdi ne yobaz katiller ellerini kollarını sallayarak dolaşabilecekler ne de zamanaşımı gafletinden paçayı kurtarabileceklerdi...

Sivas’ta 33 Alevi aydın, 2 otel çalışanı ve iki göstericinin öldüğü olayların davası yalnızca zamanaşımına değil; gaflete, ihmale ve duyarsızlığa da kurban gitti!..

MANİSA’NIN ALİKIRAN BAŞKESENLERİ!..

Manisalı kardeşlerimiz sakın yanlış anlamasın ama bu şehirde yaşayan kimi zavallılar kelle koparma açısından tarihe tekerrür ettirmeye devam ediyor!..

Kimi Manisalılar biliyorsunuz ta Menemen’e kadar gidip Kubilay’ın başını kesmişti!..

Şimdilerde tarikat sofralarında kemik yalayan bir Manisalı da sansür ve tasfiye faşistliğiyle nam yaptı!.. Beyni alkolden süngere dönmüş o zavallı da namuslu başları düşürdüğünü sandı!..

Son kurbanın başının kesildiği yer de ne ilginçtir ki yine Manisa!.. Tıpkı Kubilay gibi… Tıpkı dimdik duran Kemalist yazarlar gibi onun da başı hedef alındı!..

“Ergenekon” ve “Balyoz” gibi isimlerle Atatürkçüler üzerinde terör estirenlerden değil, CHP lideri Kılıçdaroğlu’un katkılarıyla türbanın serbest bırakıldığı Cumhuriyet üniversitelerindeki alikıran baş kesenlerden söz ediyorum…

Çünkü bir grup öğrenci geçen yıl Celal Bayar Üniversitesi’ni ziyaret eden Manisalı Bülent Arınç’ı protesto edince başlarına gelmedik kalmadı…

Kraldan çok kralcı rektör Mehmet Pekdemirli efendi hemen devreye girdi. Bakınız o gün kendisine “Ben Atatürk’tem aldım görevi” diyen Erdem Özdemir adlı öğrenciye ne yanıt vermişti:

“Ben de seni üniversiteden atarım!..”

Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi de olan Özdemir’e önce 1 yıl uzaklaştırma cezası verildi. Ancak itiraz üzerine 1 aya düşürüldü. Ancak Pekdemirli hırsını alamamış olacak ki dediğini yamış ve Erdem’i okuldan atmış!..

Özdemir’in de düşünen, sorgulayan, dik duran başı hedef alındı!..

Peki suçu ne Özdemir’in?.. Atatürkçü olmak… Başka ne suçu var Özdemir’in?.. Tarikat ve mürit istilasındaki üniversitelerde Atatürk’e sahip çıkmak…

Erdem, Atatürk’e sahip çıkarak erdemli bir davranışta bulunmuş…

Peki ya Prof.Mehmet Pekdemirli?.. Mesela, memleketinin milletvekiline toz kondurmayan bu zat-ı muhterem emekli olunca torunlarının yüzüne nasıl bakacak, onlara hangi anılarını anlatacak?..

Ben şimdiden söyleyeyim; onun torunlarına şöyle bağıracaklar, “Senin denden Atatürkçüleri okuldan atmıştı!..”

Manisa’da yüz binlerce vatansever yurttaş var… Eminim onlar da kentlerinin adının baş kesen zavallılarla anılmasından rahatsızlar!..

Ancak merak etmesinler; Kubilay’ı katledenlerin torunları da Kaz dağının sorosçu çobanları da, müritler de o dönek kafalarına şu gerçeği kazıyacaklar:

Bu ülkede o kadar dik duran baş var ki!..

KİM BU ÜLKÜCÜLER?..

Dünkü Aydınlık’ın dokuzuncu sayfasındaki bir haber beni çok şaşırttı!..

Haberin başlığı bile kafa karıştırmaya yetiyordu, “Ülkücüler Atatürkçü öğrencilere saldırdı!..”

Gazi Üniversitesi’ndeki Atatürkçü Düşünce Derneği Topluluğu bir söyleşi düzenlemiş.

Bu arada okul bahçesinde bir grup gerginlik çıkartmaya başlamış Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı İlker Yücel ile yazar Nihat Genç üniversiye yönetimini uyarmışlar ama, saldırganlar ne hikmetse geri durmamış!..

Öfkeli bir grup özellikle Yücel’i hedef alarak TGB’li gençlere saldırmış!.. TGB özellikle ABD askerlerinin başına çuval geçirilmesi, “Gençliğe Hitabe” eylemleri ve Atatürk düşmanı Mümtazer Türköne’nin istifa ettirilmesi gibi etkili mücadelelerle dikkati çeken bir gençlik örgütlenmesi… Peki, bu gençleri hedef alanlar gerçekten Ülkücüler mi yoksa onların adını kullanan sokak kabadayıları mı?..

Gerçekten Ülkücüler ise durum çok vahim!.. Çünkü gerçek bir Ülkücü, Atatürkçü gençliğe saldırmaz…

Çünkü kendilerini “Ülkücü” diyerek tanımlayanlar Atatürkçü gençlere saldırıyorlarsa burada bir ideolojik sıkıntı var demektir!..

Ülkü Ocakları yetkilileri bu vahim ve bir o kadar tuhaf olayla ilgili herhalde bir açıklama yaparlar…

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget