Basın kartı - Rıza Zelyut

Güneş yazarı Rıza Zelyut,un 15 Mart 2012 köşe yazısı:
Basın kartı

Nedim'le Ahmet'i bıraktılar... Aklım iyice karıştı. Sanki şeytanlar dans ediyor kafamın içinde. Neler gelip geçiyor aklımdan şaşırıyorum.
'Acaba Ahmet ile Nedim'in basın kartı var mıdır?'
Basın kartı deyip geçmeyin. Demokrasi varsa basın kartı vardır.  O kartın çalışmadığı ülkeler ya açık diktatörlüktür ya da seçilmişlerin kesin egemen olduğu sivil sıkıyönetimdir. Sayın Başbakan bile onunla sınırlamadı mı gazeteci olanları?
Bir  de basın kartını küçümseyen gazeteciler var. Anlayacağınız üzere; bunlar; kendilerini bulundukları sınıftan soyutlamaya çabalayan küçük burjuvalar. Bu gizli böbürlenme, aslında bir küçüklük kompleksinin  iç bükey aynaya yakından yansımasıdır.
Kendisini nimetten sayan bu gazetecilere diyeceğimiz şudur:
-Sen basın kartını önemsemez isen siyasetçi de seni önemsemez.

6 BASIN KARTLI VAR
Türkiye, dünyada basın özgürlüğünün yerlerde süründürüldüğü ülkeler listesinde rekorlara imzalar atıyor. Bu rekora imza atan iktidarımızın yöneticisi 'Nerede 100 gazateciyi tutuklamışız? Bunların içinde sadece 6 tanesi basın kartı sahibi.' diye kızıyor.
Şaşırmadım. 6  basın kartı bile çok geldi bana...
Çünkü; ileri demokraside artık gazeteciler basın kartı bile alamıyorlar. Basın çalışanları 212. maddeye göre işe alınmalı ki basın kartı alabilsinler. Fakat; gazeteci olmayan gazete yöneticileri; basın emekçilerine  1475 sayılı yasayı dayatıyorlar. Yani onu kaportacı gibi gösterecek bir sözleşme imzalatıyorlar.
Böylece rahmetli Bülent Ecevit sayesinde kazanılmış haklar ayaklar altına alınıyor. Darbecilerin getirdiği bu sömürü sistemine  darbe düşmanı AKP iktidarı 10 yıldır ses çıkarmadı.
Ne yapsın gazeteciler; basın kartı alacağı yollar baştan kapatılıyor. O yüzden de yüz gazeteciden 6'sından basın kartı çıkabiliyor.
Hem o kart çok tehlikelidir. Basın kartın var ise sadece mahkemelerin hedefinde değilsin; namlunun da ucundasın... Öldürülmeleri boşuna mı?

ÖTEKİLER DE

Nedim Şener'in suçu büyüktü. Tuttu; Hrant Dink'in  ucu iktidara dokunacak bir komplo sonucu katledildiğini gösteren haberler yaptı; kitap yazdı.
Yetmedi, Ergenekoncu diye tutuklananları karalayan haberler yapan malum gazetecilerin yalan haber yaptıklarını gösterdi; onlarla dalga geçti. Yani; Türkiye'yi hukuk üzerinden esir alan kampanyanın hukukdışılığını ortaya koydu.
Nedim tutuklanmayacaktı da iktidarın her şeyi çok güzel yaptığını yazıp duran ben mi tutuklanacaktım?
Ahmet Şık zaten suçlu. Kitap yazıyormuş gibi yapıp meğer bomba imal ediyormuş.
İyi de nasıl bırakırlar bunları? HSYK uyuyor mu?
***
Ahmet ve Nedim'in tahliye edilmesi savcının veya yargıcın davaya bakış açısından kaynaklanmadı. Türkiye içinden ve dünyadan yükselen tepkiler, bu haksız tutuklamalar yüzünden hükümeti hedef aldı. Başbakan Erdoğan kızsa bile bu tepkiler sağlam gerekçelere dayanıyordu. Bu yüzden iktidar güç durumda kaldı. Ve bence oradan gelen işaretler üzerine mahkeme böyle bir kapı açtı.
Maksat, kamuouyunun tepkisini düşürmektir.
Ama içerideki gazeteciler Nedim ve Ahmet ile sınırlı değil. KCK'lı gösterilerek tutuklanan basın mensupları da dahil olmak üzere; terörist yaftası yapıştırılan devrimci gazeteciler de olmak üzere doğrudan terör eylemlerine karışmamış bütün arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını bekliyoruz.
Bu anlamda Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu, çalışmalarını daha da etkinleştirmeli.  Gazeteci örgütlerimize asıl görev şimdi düşüyor. Yürüyüşlerle sesimizi duyurmalı; özel yetkili mahkemelerin insafsız uygulamalarını ortaya koymalıyız.
Sadece Nedim ile Ahmet'i değil diğer gazetecileri de istiyoruz.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget