Zafere kadar - Tünay Süer

CHP içinde PKK, AKP ve Fethullah destekleyicileri olduğu müddetçe CHP ‘in sırtı minderden kalkmaz. Ve asla iktidar olamaz. CHP adının başına yeni ilave edilmesi bile abesle iştigaldir. Zira CHP ‘in ideolojisinde a-Milli egemenlik-  b-Milli birlik ve beraberlik c- Akılcılık ve bilimsellik d)-Çağdaşlık ve batılılaşma e- İnsanlık ve insan sevgisi- f-Özgürlük ve bağımsızlık g- Yurtta sulh cihanda sulh ilkeleri vardır.
“Fakat ne yazık ki bazı beyinler bunları inkâr edercesine Atatürkçülüğü donmuş kalıplar dizgesi katı bir doktrin olarak algılarlar ve öyle anlatırlar.”
İşte başına yeni konulan CHP ‘in içerisinde bu ilkeleri gönülden benimsemeyen hatta kabullenmeyen ama kendilerini milletvekili seçtirenler hem CHP ye hem de genel başkanına zarar vermektedir.
Bunun son örneği “Sürecin bozulmasını istemiyoruz. Ancak barıştan yana kaygılarımız var. Çözüm sürecinin ikinci aşamasının hayata geçirilmesi için silahlı örgüt militanlarının tamamının ülke dışına çıkmasını beklemek yanlıştır. Örgüt üyeleri çıkmazsa Türkiye’ye demokrasi gelmeyecek mi? Bunu bir şarta bağlamak doğru değildir. Zaman barışın aleyhine işliyor. Farkına varılmalıdır." Diyen CHP Genel Başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’dur.
Tanrıkulu ilk önce çözüm süreci nedir? Barıştan anladığı nedir? Bunu CHP tabanına ve gönüldaşlarına açıklamalıdır. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, PKK’nın “yol kesme, kimlik sorma, adam kaçırma” gibi olaylarını tasvip etmediğini söyleyebiliyorken Tanrıkulu sürecin bozulmasını istemiyoruz diyor.
Oysa halkın büyük bir bölümü çözüm süreci, analar ağlamasın, demokrasi barış gelsin aldatmacalarını çözmüştür artık. Başbakanın sultanlık hayalleri ile ve bunu elde edebilmek, saltanatını sürdürebilmek adına   her şeyi yaptığı ve yapacağı meydandadır.
30 bin kişinin ölümünden sorumlu PKK’nin baş aktörü olan İmralı’da ki cani ile de, sırf PKK yanlısı Kürtlerin oylarını alabilmek için masaya oturup anlaşma yapması, kendisine oy veren AKP lileri dahi isyan ettirmiştir.
                                                                                     ****
Başbakan halk tarafından istenmemektedir artık. Despot, diktatör anlayışının Türkiye’yi karanlıklara taşıdığı nettir. Bunun için gençlik ve halk sokaklara dökülmüşlerdir. Başbakan istifa seslerini bastırabilmek, sindirebilmek için olmadık tertipler yaparak halkın üzerine polis ordusunu acımasızca sürerek adeta bir savaş açmıştır. Bununla da yetinmeyerek şimdi beşer onar evlere baskınlar yaptırarak gençleri tutuklatmaktadır. Türkiye bugün neredeyse Hitler Almanya’sından farksız hale gelmiştir. Binlerce fidanımızı yıllardır yanlış politikalar neticesinde şehit verdik. Ocaklar yıkıldı, analar ağladı. Bunca akan kan boşuna mı aktı?
Şimdi başbakanın sultan olabilmesi için kanımızla sulanan o topraklarımızdan vaz mı geçeceğiz?
Kendi ellerimizle Büyük Kürdistan’ı mı kurduracağız?
Böyle yağma yok. Bir karış toprağı vermemek için savaşacağız, gerekirse analar olarak tekrar ağlarız ama asla ne özgürlüğümüzden nede bağımsızlığımızdan ödün vermeyiz. Bu böyle biline.
                                                                        ****
Gerçek Gündem. com un sahibi yazar Barış Yarkadaş  17 Nisan 2003 tarihli “Tanrıkulu’nu CHP ye kim davet etti başlıklı yazısında Tanrıkulu’na yapılan eleştirilere karşı şöyle yazmıştı:Şu günlerde üzerinde en çok durulan isimlerden biri de Sezgin Tanrıkulu… Tanrıkulu’nun KCK Davası’nda avukat olmasını eleştirenlere şaşıyorum. Avukatlık, sanığın ve şüphelinin “hukuki hakkı”nı korur. Avukatın, savunduğu kişiyle aynı görüşü paylaşması gibi bir zorunluluk yoktur.
Eyvallah diyelim sevgili Yarkadaş ama CHP içinde CHP den bağımsızmış gibi yaptığı eylemlere ve sözlere ne demeli? Kendi içimizde uğraşacağımıza gücümüzü AKP ye karşı kullanmalıyız. Sezgin Tanrıkulu sadece bir örnekti gerisini saymaya gerek yok sanırım.
                                                                  ****
"Şehirler yağmalandı, dükkânlar yağmalandı, esnafa zarar verildi. Bunlar Türk bayrağını yakacak kadar azgınlaştılar. Utanmadan sıkılmadan Türk bayrağını ellerine alıp gezdirdiler." Diyen başbakan ya halüsinasyon görüyor ya da bilinçli olarak halkı kandırmaya çalışıyor.
Her iki ihtimalde kendisinin başbakanlık yapamayacağını göstermektedir artık.
Çünkü, bu güne kadar PKK’nın doğu, güneydoğu dahil diğer büyük kentlerde yaptığı onlarca saldırıyı Gezi Protestoları ile başlayan halk hareketine dönen direnişçilerin üzerlerine yıkmasının başka anlamı olamaz.
Güvenlik güçlerinin kayıtlarına yansıyan bilgilere ve Zaman gazetesinin haberine göre, Şırnak’ın Cizre ilçesinde sözde asayiş birimi kurup yol kontrolü yapan, Diyarbakır Lice'de karakola baskın girişiminde bulunan PKK'nın son 10 günde 47 şiddet içerikli eylem gerçekleştirdiği belirlenmiştir.
Eylemlerin,  Adana, Ankara, Diyarbakır, Hakkâri, İstanbul ve Mersin'de yoğunluk gösterdiği bildiriliyor.
Haber 7 nin yazdığına göre Cizre'de sözde asayiş birimi ile gündeme gelen ve adına Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDGH) denilen yapılanmanın dağıttığı bildirilerde kullanılan ifadeler de dikkat çekici.
"Çözüm süreci nedeniyle rehavete kapılmayın" uyarısının yapıldığı bildirilerde, ordu ve polisiyle devletin bütün kurumlarının bölgeden çıkarılacağı ileri sürülüyor. Köy ve mahalle muhtarları ile sivil toplum örgütlerini dolaşan örgüt üyelerinin, 'bize katılmazsanız seçime giremezsiniz' şeklinde tehditler savurduğu dile getiriliyor. PKK'nın, köy korucuları ile örgüte destek veremeyen vatandaşları ise "ajan, kelleci, kontra" gibi tanımlamalarla baskı altına almaya çalıştığı vurgulanıyor. Bu konuda örgüte yakın internet sitelerinde yapılan haberler, yürütülen propagandayı deşifre ediyor.
Başbakan ve hükümetten bu konuda çıt çıkmıyor ancak varsa yoksa direnişçileri nasıl yok ederiz, nasıl etkisiz hale getiririz bununun şeytanlığı içerisindeler.
CHP ‘’in doğu kökenli vekillerinin bu olanlara sessiz kalmamaları gerekirken AKP gibi konuşmaları haliyle kamudan büyük tepki topluyor.
Oda TV nin açıklamasına göre KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’ın, PKK’ya yakın Özgür Politika gazetesine verdiği demeçte AKP nin planını şöyle açıklamış.
PKK ateşkes ilan etsin, biz de buna karşılık operasyonları durduralım, böylece demokratikleşme oluyor-olmuyor tartışmaları içerisinde de 2014’e, 2015’e gidelim seçimler olsun, kazanayım seçimleri, 2023 hedefini gerçekleştireyim."
  Bebek katili ile yapılan anlaşmada süreç belirlenmiş.  Bu süreç geçince de Apo Efendi çok kızarak tepki gösterince Anayasa komisyonu devreye sokulmuş. Bence gerçekliği vardır. Çünkü başbakanın birdenbire gelin 48 maddeyi hemen geçirelim demesinin gerekçesi de bu olmalı.
Erdoğan ölüm korkusundan sürece "evet" demiş. Bu iddialar ne derece doğrudur bilemem,  mağduru oynatmak için ola bilir mi ?
Verilen sözler, anlaşmalar ve Türk Ordusunun tasfiye edilmesi, aydınların, Doğu Perinçeklerin, Tuncay Özkanların ve bilim adamlarının susturulması için zindanlara kapatılması Erdoğan’ı çok rahatlatmıştı. Zira yargıyı eline geçirdiği için biliyordu ki kendisi istemeden asla onlar çıkamazlardı.
Ancaaaak!
Başbakanın karşısına hesabında olmayan büyük bir tehdit çıktı. Neydi o? Yok etmeye, hatta elinden gelse tarihten sileceği Atatürk ve onun yiğit gençliği, destanlar yazan halkıydı bu.
Yedi düvele diz çöktürmüş bu halk ayağa kalktı mı zafere kadar asla oturmazdı.
Erdoğan’ı çileden çıkartan ve daha saldırgan yapan, daha fazla yalana iten de bu korkudur bence.
İşte bu dönen dolaplar karşısında halkın Atatürk’ün kurmuş olduğu CHP den etkin ve belirleyici katı bir muhalefet beklemesi kadar doğal bir şey olamaz. CHP, ya halkın yanında olacak ya da ne yazık ki üzülerek söylüyorum bitecek, belki de parçalanacak. Dost acı söylermiş.
CHP ‘in acil yapacağı şey partiye zarar veren vekillerin konuşmalarına dikkat etmek ve diğer Atatürkçü partilerle seçim anlaşması yapıp derhal çalışmalara başlamasıdır.
Sevgiyle kalın.
TC.Tünay Süer
17.Temmuz.2013

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget