“Yüzde Elli'nin” Arkasına Saklananlara Artık Rahat Yok


2002 seçimlerinde Ankara Birinci Bölgeden milletvekili adayı ve 2004 yerel seçimlerinde, Etimesgut Belediye Başkan adayı olduğumda çok değerli insanlarla tanıştım.
Haymana ile Polatlı ilçeleri arasındaki bir köyde yaşayan 89 yaşındaki Selim dede de bunlardan biriydi. Bugün hayatta olmayan Selim dedenin anlattıklarıyla “Yüzde Ellicilere” bazı gerçekleri anımsatmak istedim.
Adını vermeyeceğim bu köye ilk kez, 2002'de milletvekili adayları olarak gitmiştik. Cumhuriyet değerlerine duyarlı insanların yaşadığı köyde, çok iyi dostlar edindim. İşte bu insanlar, 2004 Yerel Seçimlerinde Belediye Başkan adayı olduğumda, beni köylerine davet ettiler. “Etimesgut'a yerleşmiş köylülerimiz var. Pazar günleri köyde oluyorlar. Gelirsen, seni onlarla tanıştırırız. Faydaları olur” dediler.
Daveti kabul edip, köye gittik. Bizi yine çok iyi karşıladılar. Çaylarımızı içerken, bulunduğumuz evin bahçesindeki ceviz ağacının önünde oturan,  aksakallı, bir dedenin bana baktığını fark ettim. Bir süre sonra dayanmadım, yanına gittim. Eğilip elini öptüm. Hoş geldin dedi ve yanına oturmamı istedi.
“Seni hatırladım, 2 sene önce de gelmiştin. Size oy verdik” dedi.
Belediye Başkan adayı olduğumu söylediğimde ise “Oğlum, kazanamazsan hiç üzülme, çünkü bu millet yine yalana dolana, Allah, kitabı siyasette kullananlara oy verdiği dönemlerden birine girdi” dedi, içini çekerek.
Köy, yüksek bir tepenin yamaçlarına kurulmuştu. Oturduğumuz yerden, çevredeki bazı köyler görünüyordu. Dede bastonuyla, o köyleri işaret ederek, “Evladım, bu çevrede 29 köy var. Bizim köy ve ilerideki 2 köy hariç hemen hepsi AKP'ye oy verdi. Bundan sonra da verirler, çünkü onlara meyilliler. Diğer partiler boş bıraktığı için bunlar da eskiye dönüyorlar. Yine de bizim 3 köyün varlığı yeter. Aynen eskiden olduğu gibi” dedi güven dolu bir ses tonuyla.
'Eskiye dönmek', 'Aynen eskiden olduğu' gibi ne demek diye sordum.
“Bunların geçmişini biliriz. Hiç görmediğim babam Çanakkale'de, amcalarım Sarıkamış ve Yemen'de şehit düştüler. Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Harbi başlatacağız dediğinde, bizim 3 köyden eli silah tutanlar koşarak gitti. Ama diğer köylerden birkaç ev hariç askere giden olmadı” derken, yeşil gözlerinden alevler fışkırıyordu sanki.
“Yunan ve İngiliz askerleri buralara kadar gelmişken, o köyler niye savaşa katılmadılar” diye soruverdim.
“Mustafa Kemal Paşa dinsizdir. Halife'ye Padişah'a karşıdır. Peşinden giden dinden çıkar diye iftira yaymışlar memlekette. Millet de cahil. Din, iman, kitap denilince hemen inanır” diye yanıtladı Selim dede.
Tam yeni bir soru soracaktım ki, “Müsaade et konuşayım oğlum” diyerek beni susturdu ve anlatmaya devam etti;
“Bölge asker doluydu. Yunan askeri de bizim asker de gelirdi buralara. İşte o köylerde, ekmek isteyen askerimize kapılar pek açılmazdı. Anam ve köyün bütün kadınları cepheye cephane taşırdı. İnebolu'dan Ankara'ya kağnılarla getirilen cephaneyi bu tarafların kadınları teslim alırdı. Küçük olduğum için Anam beni kağnıya, top mermilerinin yanına oturtur, ama o, hayvanlara ağırlık olmasın diye yürürdü. Ayakkabı yoktu. Evdeki kilimi kesip ayaklarına sarmıştı…”
Sakarya Savaşı kazanıldıktan sonra ne oldu diye sordum. Selim dede gözleri parlayarak anlattı. “Bir gün Mustafa Kemal geliyor dediler. Bizim köyde Cuma namazı kılacakmış. O zaman 5-6 yaşlarındayım. Önce süvariler geldi. Sonra beyaz bir atın üstünde Paşa göründü. Herkes büyülenmiş gibi ona bakıyordu. Cami dolup taştı. Namazdan sonra, dışarıda biraz konuştu. Dedemin anlattığına göre, 'Sizin gibi vatanperver köylüler varken, bu millet yıkılmaz' demiş”
Çevredeki köylerden gelen olmadı mı diye sordum.
“Dinsiz dedikleri adam nasıl namaz kılmış diye şaşırmışlar. Gördük, şahidiz diyen köylülerini de yalancılıkla suçlamışlar”
“Düşman ordusu Afyon'a çekildiğinde diğer köylerde yaşayanlar ne yaptı” diye sordum.
“O köylerden çok az katılım oldu. Anam ve köyün kadınları Afyon'a doğru cephane taşıdılar. Bizler padişah ve halifeye değil vatana bağlıydık. O zaman saklananların torunları bugün de aynı kafada. Bizim gibilerin kurtardığı vatanda yaşıyorlar, ama bilmedikleri dini, imanı bize öğretmeye çalışıyorlar. Elhamdülillah namazımızda niyazımızdayız. Bunu bilmelerine rağmen, Mustafa Kemal Paşa'yı sevdiğimizden, bizim için dinden çıkmışlar diye hala sağda solda konuşuyorlar. Merak etme oğlum, azınlıkta olsak bile, vatan tehlikeye düştüğünde, onlar saklanır, yine biz kurtarırız. Memleketi de onlara bırakmayız. Bizim sesimiz daha gür çıkar” dedi gururlanarak.
Savaş bittikten sonra ne olduğunu sordum. Selim dede gülerek yanıtladı; “O köylerdekiler, yaptıklarını söylediklerini unutup, vatanperver olup çıktılar. Mustafa Kemal ölene kadar bu böyle gitti. Ondan sonra yavaş yavaş aynı tas aynı hamama, yani asıllarına döndüler. Ara sıra rüzgâra göre yön de değiştiriyorlar…”
Fazla söze gerek yok. Bu vatan, işbirlikçilere, halife fetvalarına, hainlere, din sömürücülerine rağmen, sayıları az da olsa vatanperverlerin mücadelesiyle kurtuldu. Onların torunları bunu unutmadığı sürece, 'Yüzde Ellicilerin' rahatı hep kaçacaktır.

Yorum Gönderme

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget