Çocukluktan kalan bir marş: “Osmanlı’dır şanımız Feda olsun canımız.”
Sonrası hafızamızda yok, rahmetli babaannemiz söylerdi, ondan duymuştuk.
Osmanlı’nın pek revaçta olduğu bugünlerde, belki işe yarar diye hatırlattık.
Son Osmanlı Mebusan Meclisi 17 Aralık 1908’de açılır, adı “Osmanlı’dır”
ama kimse “Osmanlı” değildir, herkes etnik yapısına göre tanınır.
Arnavut vardır, Rum vardır, Ermeni vardır, Yahudi vardır, Bulgar vardır,
Sırp vardır, Ulah vardır. Prof. Mehmet Ali Ayni, “Sanki Babil kulesi”
der.
Meclis Başkanı Halil Menteşe anılarında şöyle der:
“Meclis’te yalnız bir milletin sesi yükselemiyordu:
Türklerin!
Türk milletvekilleri, biz Türküz demeye cesaret edemiyorlardı, İttihat Terakki’nin ‘Osmanlı’ baskısı vardı.
Bir kısmı da aldıkları dini terbiyeden dolayı kavim ve milletten söz
edemiyorlardı, günah sayıyorlardı. Onlar Arap olsun, Arnavut olsun,
hepsi Hazreti Muhammed’in ümmetinden olduklarına inanmışlardı, millet ya
da kavimdem değil. Onların bu itikadı o kadar içtendi ki Evkaf Nazırı
Şemseddin Paşa bir konuşmasına Arapça başlamıştı.”
Kimsenin “Osmanlıyız” demeye niyeti yoktu, hatta Serfice milletvekili Boşo Efendi açık açık söylemişti:
“Benim Osmanlılığım, Osmanlı Bankası’nın Osmanlılığı kadardır.”
Eski meclislerde, siyasi çevrelerde mizah ve nükte, hazır cevaplık vardır.
Mesela Osmanlı Meclisi’nde meclis katibi yoklama yaparken “Babanzade”nin adını “Yabanzade”, diye okumuş...
Babanzade aşağıdan uyarmış:
“Babandır, baban!”
Hüseyin Cahit Yalçın, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanırken hakim sormuş:
“Bu gazeteyi çıkarmak için parayı nereden buldunuz?”
Hüseyin Cahit hiç duraksamamış:
“İsteseydim, siz de verirdiniz!”
Bedii Faik üstat, “Dünya”da yazıyor, Adnan Menderes’in Demokrat Partisi’ne muhalif, bir gün birkaç avukattan telgraf gelir:
“Senin yazdıklarını kıçımıza siliyoruz!”
Üstat bu lafı yer mi:
“Memnun oldum, hiç olmazsa kıçınız akıllanır.”
Geçen gün, Rahmi Kumaş hatırlattı, İsmet Paşa’ya saldıranlardan birine Yusuf Ziya Ortaç şu cevabı vermiş:
“İsmet Paşa’nın sırtında, İnönü savaşlarının zaferi var. Senin sırtında terzi İzzet’in ceketi.”
Bir zamanlar sanıyoruz “Zuhuri” diye biri İsmet Paşa’nın adını tarih
kitabından çıkarmıştı, hatta derisini yüzüp, otla doldurup denize atmayı
düşünenler bile vardı!
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesindeki “Kültür Portalı”nda
İsmet İnönü yokmuş, Selda Güneysu’nun yazısı üzerine koymuşlar.
Cüceler!

Yorum Gönder