Hani o haberler yalandı?
Hani Genelkurmay olarak böyle bir açıklama yapmıştınız?
Bakın CHP Aydın milletvekili Metin Lütfü Baydar tam tersini söylüyor ve Suriye’de esir alınan subayların isimlerini açıkladı.
Söyleyin şimdi ne yapacaksınız Necdet Paşa?
Sakın bu karar siyasi iradenin tasarrufu demeyin zira merhum Torumtay’ın kemiklerini sızlatırsınız.
Hatırlayın
ona da siyasi irade bugünkü gibi ABD’nin emrini uygula ve Ortadoğu
bataklığına gir emrini vermişti ama o büyük komutan Türkiye’nin bekası
adına o yıkım emrine üniformasını çıkararak itiraz bayrağını çekmişti.
İlaveten soruyorum Suriye’ye saldırı gerçekte Türkiye’ye ihanet değil mi?
Bilmiyor musun Paşa, Esad gittiği gün bütün bölgenin haritası değişecek yani Esad aslında Türkiye bütünlüğünün sigortası.
Israrla soruyorum siyasi irade emrederse Türkiye’nin taksimine de evet mi diyeceksiniz Necdet Paşa?
Bu esir alınma olayı yeni bir çuval vakasıdır haberiniz ola!
Eğer o kadar muktedirseniz Suriyeli masum müslüman kardeşlerimizi bırakın, Kandil’i tarumar edin!
Unutma Paşa sen Tayyip’in değil, Türkiye ile Atatürk Ordusunun komutanısın!
‘Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!’
Mukaddesatçı sağın idolü Necip Fazıl’ın
Adnan Menderes’den mektupla para dilendiğini okuyunca nedense şu
satırlarını hatırladım:
“Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri.
Sadece beyni zonk zonk sızlayanlardan biri.
Bakmayın tozduğuma meşhur Babbıali’de.
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası.
Bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası.”
Yaşasaydı
Kaldırımlar’ın ünlü şairine şunu sormak isterdim; Büyük dava adamı ve
mütefekkir iddiasındaki birinin Başbakan’dan para dilenmesi nasıl
vasıflandırılabilir?
28 Şubat’ta yargı bugünkü gibi tabanca değildi!
28 Şubat günlerini abartısız olarak saat
saat izleyen ve bu sürecin bütün önemli figürlerini yakından tanıyan
bir gazeteci olarak 28 Şubat’ın nedenleri bağlamında hükmüm şudur:
1)
Tansu Çiller’den nefret eden Avrupa Birliği’ne mesafeli başta Koç Grubu
gibi İstanbul sermayesinin Çiller’den kurtulma operasyonu ve bu
bağlamda TSK ile irtica kavramının kullanılması.
2) Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olabilir miyim hayali.
3) RP-DYP koalisyonu sürecinde Erbakan’ın D-8 türü Batı bloku dışında birlik arayışına girmesi!
Şimdi bu üç maddeyi açalım:
Eğer
Erbakan hoca ANAP ile koalisyon kurabilseydi 28 Şubat olmazdı çünkü
İstanbul sermayesi ve onun kontrölünde olan büyük medya buna izin
vermezdi.
İlaveten Erbakan hoca İslam birliği gibi arayışlara
girmeyip ABD ile AB’yi ürkütmeseydi Pentagon ile Beyaz Saray’a TSK’ya
hücum edin demezdi.
Buna bir de Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olma
hesapları vardı ki, Çevik Paşa 28 Şubat şartlarının kendi önünü
açacağına inandı.
Diyeceksiniz ki peki ya ileri sürülen irtica tehdidi ile kısa bir dönem egemen olan asker vesayeti?
TSK’da
irtica ve bölücülüğe karşı hassiyet tarihseldir. 1995 seçimlerinin
hemen sonrasında Erbakan’ın dillendirdiği, “Kanlı mı olacak, kansız mı
olacak” söylemi ile “İmam hatipler bizim arka bahçemizdir” beyanı ve de
“Rektörler türbana selam duracak” ifadesinin askeri bu bağlamda
kışkırtmış ve durum diğer unsurlarla birleşince malum süreç tezahür
etmiştir.
Peki 28 Şubat bugün bazılarının iddia ettiği gibi Türkiye’nin engizisyon dönemi miydi?
Asla
değildi. Eğer öyle olmuş olsaydı bugün yargıda ve Emniyet’te TSK’ya
tezgah kuran kadrolar o dönem bir bir temizlenir ve kurumlar şimdiki
gibi tek bir ideolojinin emrine girerdi.
28 Şubat aslında psikolojik
bir operasyondu ve bir kaç münferit olayın dışında hukuk bireysel bazda
çiğnenmemiştir. Eğer tersi olsaydı yani hukuk yani yargı bugünkü gibi
tabanca misali kullanılsaydı Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül
gibiler yüz kızartıcı suçlarla mahkum edilir ve siyaset kurumuna bir
kuşak boyu ipotek konurdu. Böyle olmak bir yana tablo ortada AKP ve
Tayyip Erdoğan’ı yaratan aslında dolaylı olarak 28 Şubat süreci olmuştur
çünkü TSK malum vizyonsuzluğu ile o dönemki bazı uygulamaları ile
içinden geldiği halkın inancıyla hasımmış gibi bir görüntüye girmiş ve
karşıt cepheye istismar edebileceği bir ortam sunmuştur.
Yorum Gönder