Ahmet Türk TBMM’de gazetecilerle sohbeti sırasında, Paris suikastının
arkasında İran ve Suriye olduğunu açıklamış. Keza AKP çevrelerinden de benzer
açıklamalar geliyor.
İlk günkü karşılıklı suçlamaların ardından, tarafların İran’ı hedef
göstermekte birleşmesi hem anlamlıdır, hem de suikastla amaçlananı ortaya
koymaktadır!
WASHİNGTON KOMPLOSU
Kuşkusuz hem AKP hem de PKK’nin İran ve Suriye’yi Paris suikastının
arkasındaki adres olarak sunmaları bir veriye değil, ABD’nin dayattığı yeni
politik hattın ihtiyaçlarına dayanıyor.
Sundukları gerekçe de özetle şöyle: “AKP’nin Kürt meselesini çözmesi,
Türkiye’nin büyümesi ve Ortadoğu’da güçlenmesi demek. Kürt meselesinin çözümü
ise AKP ile PKK’nin anlaşmasına bağlı. İran ve Suriye, Türkiye’nin güçlenmesini
istemediği için AKP-PKK görüşmelerine karşı çıkıyor.”
Kendi içinde bile bir mantığı olmayan bu yaklaşım, kuşkusuz “barış” anonslu
medya kalemleri üzerinden kamuoyunu teslim almaya dönük. Üstelik bu yaklaşım
öyle bir komplo içeriyor ki, karşılığında Tahran ya da Şam’ın kalkıp aynı
mantıkla, “Sırf Suriye’yi köşeye sıkıştırmak için önce Paris’te suikast
düzenlediler, sonra da suçu Şam’a attılar” bile demesi mümkündür!
ABD – BATI ASYA ÇARPIŞMASI
Oysa gerçek şudur: ABD yıllardır, bölgede sıçrama tahtası olarak kullanacağı
ve ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak bir Kürt devleti peşindedir. Birinci ve
İkinci Irak savaşlarıyla bu yapı büyük oranda inşa edilmişti. Ancak resmiyete
kavuşması, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bu yapıyı himaye etmesine ve bölgeye
karşı savunmasına bağlıdır. AKP, sıcak para ihtiyacıyla ABD’nin bu planını kabul
etti ve Kuzey Irak’ı himayeye soyundu. Kuzey Irak’taki yapının Suriye’nin
kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması için Şam hedef alındı. Ancak böylesi bir yapı
sadece Irak ve Suriye’yi bölmekle kalmayacak, ileride Türkiye’yi de
parçalayacaktır. Nitekim bu gelişmeye engel olamazsa, İran da aynı tehditle
yüzleşecektir.
Bu nedenle bölgede iki ayrı cephe oluştu. ABD’nin cephesinde AKP, Kuzey Irak,
PKK ve Suriyeli rejim karşıtları var. Karşılarında ise Çin ve Rusya’nın
desteğini alan İran, Irak, Suriye hattı var.
Savaş, “bölgenin (Batı Asya) çıkarı mı” yoksa “ABD’nin çıkarı mı” sorusunun
yanıtı için bu iki cephe arasında sürmektedir.
Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın AKP’nin
Öcalan’la başlattığı sürece “İmralı-Erbil” adını önermesi, bu gerçeğe ve
cepheleşmeye işaret etmektedir!
MÜZAKERE BARIŞ DEĞİL SAVAŞ GETİRİR
AKP medyasının PKK’yi bazen Suriye’nin bazen de İran’ın ve hatta kimi zaman
da Ergenekon’un kontrolündeki bir aktör olarak sunması Atlantik cephesinin
ihtiyaçları içindir. Yoksa ellerindeki tüm istihbarat verileri, PKK’yi asıl
kontrol eden gücün ABD-İsrail olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz 1999’a kadar Öcalan Suriye’nin kontrolündedir ve “yerel” ile
“bölgesel” arası bir konumdadır. Ancak ABD Öcalan’ı Türkiye’ye şartlı
teslim ederek, onu “uluslararası” bir konuma yükseltmiştir. Beşar Esad’ın
PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yle ilişkisi ise ABD’ninki gibi stratejik değil,
taktikseldir ve dönemseldir; karşıtlarının çelişkisinden faydalanma amaçlıdır ve
vatan savunması düzlemindedir!
Ve kuşkusuz İran da PKK’yi kontrol etmek istemektedir. Tahran’ın geçen yıl
PKK’nin İran kolu olan PJAK’a yönelik kapsamlı operasyonları sonrasında, örgütün
bir kanadını o da bir ölçüde teslim aldığı doğrudur. Ancak bu gerçek, PKK’yi
esas kontrol eden kuvvetin ABD olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ve bitirirken belirtelim. AKP ile PKK’nin müzakeresi elbette İran ve
Suriye’yi rahatsız edecektir. Ancak müzakerenin içerik ve hedefi dikkate
alınırsa, Ankara’nın rahatsızlığı Tahran ve Şam’a göre daha fazla olmalıdır!
Zira ABD’nin projesi İran ve Suriye’den çok, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır;
elbette Türklerin ve Kürtlerin de…

Yorum Gönder