Takdir Hakkı - Öztin Akgüç

Takdir Hakkı
Tüm olayları, gelişmeleri, olası durumları öngörüp, çok kapsamlı, çok ayrıntılı yasal düzenleme yapma olanağı yoktur. Belli ilkeler, kurallar konularak, genel düzenlemeler yapmak, bu bağlamda özellikle de ceza davalarında yargıçlara takdir hakkı tanımak zorunluluktur. Uygulama da bu yöndedir.
Ancak takdir hakkı, keyfi, istenene göre davranış, karar alma hakkı vermez. Yargıç, takdir hakkını kullanırken, nesnel gerekçelere dayanmak, hukukun temel ilke ve kurallarını göz önünde tutmak zorundadır. Nesnel gerekçesi olmayan, somut verilere dayanmayan, hukukun temel kurallarını, oluşan teamülleri, oluşagelen uygulamalara ters düşen takdir hakkı kullanımı, haklı ve yerinde görülmez, kuşku uyandırır.
Yargıçlık zor, zor olduğu kadar da saygın, şerefli bir görevdir. Her yargıç yalnız kişisel saygınlığını değil mesleğin, görevin saygınlığını da gözetmek zorundadır. Bazı yargıçların davranışları, yalnız kendileri hakkında değil, mesleğin, görevin saygınlığı konusunda da kuşku doğurur.
Anlamlı bir özdeyişimiz var: “Şüyuu vukuundan beterdir” diye. Bugün ne yazık ki, yargının siyasallaştığı, bir cemaatin yönetim ve denetimi altına girdiği, kimi yargıç ve savcıların tarikat mensubu olduğu, en azından bazı çevrelerde yaygın söylemdir. Bu söylemler gerçekçi olmayabilir, abartılı olabilir, ancak söylentisinin bile vukuundan beter olduğu unutulmamalıdır.
Adalete, yargıca inanış zedelenmemelidir. Sözde yargıya inanış, gerçek olmalıdır. Siz çeşitli güdülerle hatta korku ile “adalete inanıyoruz” söylemine bakmayınız. Türkiye’de kaç kişi gerçekten adalete inanıyor? Samimi ve açık olalım.
Adalet anlayışında eski Roma’dan hukukçu Ulpianus’tan bu yana, düzgün yaşam, dürüstlük ve herkesin hakkını verme ilkeleri egemendir. Adalet anlayışında eza, öç alma yoktur. Eza, işkence, ortaçağ engizisyon mahkemelerinde kalmıştır, kalmalıdır. Uzun yargılama, tutuklama süreçleri, ezaya, öç almaya dönüşmemelidir. Türkiye’de idam kalkmıştır, ama yaşlı, hastalıklı kimseler için uzun yargılama ve tutuklama süreleri, sağlıksız sorgulama ortamı, bir tür idam uygulamasına dönüşmektedir.
İddianameler, kararlar, gerekçeler, ülkemizde hukuk eğitiminin kalitesi konusunda da kuşkular uyandırmaktadır. Türkiye’nin bir olumsuz gerçeği de üniversite ve üniversite mezunu sayısının artmasına karşın, eğitimin kalitesinin alarm verecek kadar tehlikeli şekilde düştüğüdür. Bu düşüş bazı kuruluşlarda hizmet içi eğitim programları ile kısmen telafi edilmeye, giderilmeye çalışılmaktadır. Yargıda, hizmet içi eğitim ne ölçüde, ne şekilde sağlanıyor? Gerçekten bilmiyorum. Ama her alanda eğitim kalitesi sorunu olduğunu, bir vatandaş olarak gözlüyorum.
Adalet mülkün temelidir. “Bir ülkede adalet güneşi sönerse ülke batar” sözü boşuna söylenmemiştir. Bunlar söylem olarak kalmamalıdır. Bir vatandaş olarak, dışarıdan dayatılan, belli sesyayarlar, aymazlar tarafından gündeme oturtulan sorunlardan çok, ülkemde, adalete, yargıca güveni sorun olarak görüyorum.
1950 yılında DP seçimi kazandıktan sonra rahmetli Celal Bayar, “Bir iktidar 63 valisi ile gelir, gider” açıklamasında bulunmuş, eleştiri almıştı. Şimdi buna bir de “Bir iktidar yargıçları ile gelir, yargıçları ile gider” uygulaması eklemeyelim. Çok tehlikeli olur. Türkiye’de sayıları ne olursa olsun, nitelikli kişilerin temel sorunlar üzerine eğileceklerini, bir çözüm önereceklerini umuyorum. Kimsenin kişisel hesaplarla, beklentilerle, Türkiye’yi küçük düşürmeye, ülkeye AİHM’den sürekli ceza aldırmaya, Hazine’den tazminat ödenmesine neden olmaya hakkı yoktur.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget