Tarihimizde epey eşkıya olduğunu, önemli eşkıya
olaylarını tarih kitaplarının yazdığını hepimiz biliriz. Ne zaman ki
devlet kendini zayıf hissedip eşkıya ile baş edemeyince acze düşerek,
şimdiki AKP-RTE iktidarının PKK eşkıyası ile anlaşma yaptığı gibi,
Osmanlıdan beri, sanki karşısında bir devlet varmış da onunla antlaşma
yapıyormuş gibi nice eşkıya ile barış anlaşmaları yapmıştır. Aşağıda
Osmanlının eşkıya ile yaptığı bazı ilginç antlaşmalara yer vereceğiz,
hem de ne antlaşmalar. Amacımız “kızım sana diyorum gelinim sen anla”
özdeyişinden iktidarın PKK eşkıyası ile uzlaşma, anlaşma çabasına bir
gönderme yapmaktır. Yine de umarız bir uzlaşı olur.
DEDEMİN KULAKLARINI EŞKİYALAR KESMİŞ DE…
Eşkıya dedik de, burada bir parantez açayım, aklımdayken naçizanemle ilgili olarak “Kulaksız”
soyadımızın nereden geldiğine değinip geçeceğim. Osmanlı’nın gerileme
devrinden başlayarak yıkılış dönemine doğru gelirken eşkıyalık olayları
epey artarmış. İşte her çeşit eşkıyanın bol olduğu o yıllarda dedemiz
tarlada öküzlerle çift sürerken, tarlanın kenarından beş altı mı ne atlı
eşkıyası gidermiş. Her ne olmuş ise, eşkıyalarla dedem tarlasında
tartışmaya başlamışlar; adı üstünde eşkıya, eşkıyalar dedemin
kulaklarını kesmişler.
Hemen hemen kasabanın yarısını teşkil eden bizim kabileye o zamanları “İmamlar”
derlermiş. Soyadı Kanunu çıkınca, kimileri aslan, kimileri kaplan,
yiğit gibi, en iyi soyadı ararken, bizimkiler de bu kulak kesme anısına,
“yiğit lakabıyla anılır” veya “biz eski kulağı kesiklerdeniz” babalanmasıyla mı ne, soyadımız o günden beri “Kulaksız”
olmuş. Yani övünmek gibi olmasın, bizde de bir eşkıya nişanı, hatırası
var. Şimdi oğlan kız bu soyadını beğenmiyor. Neyse biz asıl konuya
devam edelim. Eşkıya deyince aklıma bu olay geldi.
EŞKİYA İLE ANLAŞMA OLUR MU?
Eşkıya ile hiç anlaşma olur mu? Karşımızda silahlı saldırıdan, kan
dökmeden nemalanan kural kaide tanımaz PKK denilen bir eşkıya var.
Eşkıyayı ancak silahla yenersiniz. Şimdi, anlaşma olsa da, olmasa da TC
karşısında bir devlet varmışçasına anlaşma çabasında. Böylece eşkıyaya
devletimiz eliyle devlet statüsü verimli oldu. Dikkat edilirse, her
kışın eşkıya, o dağlarda, şiddetli soğuklarda kendi hareketi zorlaştığı
için, “sulh, ateş kes, anlaşma” söylem taktikleri
ile havaların ısınmasına kadar başımızdakileri oyalamaktalar. Umarız bir
anlaşma olur. Ama AKP-RTE iktidarı seçim ufukta görünmeye başlarken,
hazırlanmakta olan ihanet anayasasını çıkarmak için millet adına
birtakım ödünler vererek işi götürme, iktidarını sürdürme çabasında gibi
görünmekte. Ödün vererek anlaşma olursa, biliniz ki arkasından peş peşe
ödünler gelecektir. Bakın şu şartın birine, PKK lılar yurdu terk
edecekmiş; peh doğrusu, zaten o sarp, hırçın sınırlardan rahatça girip
çıkmakta PKK eşkıyası. Böyle güvencesiz madde mi olur? Uymazsa bağlayıcı
hüküm nedir?
Tarihte Osmanlı, eşkıya ile baş edemeyince, ona paşa muşa gibi paye
verir güya ödüllendirirmiş. Abdülhamit’e kadar padişahlar asi Toros
Avşar Türkmen Beylerini ve bazı eşkıya başlarını maaşa bağlar, Osmanlı
Devletinin bazı uzak yerlerinde oturmaya veya sarayında yaşamaya
zorlarmış. Yani şimdiki AKP-RTE iktidarının PKK eşkıyası ile anlaşmaya,
sulh yapmaya çalıştığı gibi. Sahiden Padişahların yaptığı gibi biz de
APO’yu, Karayılan’ı öteki eşkıya başlarını maaşlı muşlu bir yere atasak veya milletvekili yapsak nasıl olur?
AKP-RTE iktidarı barış havarisi havası içinde eşkıya APO ile
anlaşmayadursun, bakınız PKK’nın üst düzey yöneticilerinden olan Abbas
kod adlı Duran Kalkan neler diyor:
“Evet, hem zaman kaybı hem de yanlış görüyoruz. Ben öyle
söyleyenlere şu tavsiyelerde bulunabilirim; bir de şöyle desinler, acaba
bu Türk ordusu Kürdistan’daki gücünün yüzde
doksanını geri çekecek mi? Türk devlet polisi Kürdistan’dan gidecek mi?
AKP Kürdistan’daki yönetimi Kürtlere bırakacak mı? Kürtler kendi
seçimlerini yapacak hâlâ gelecek mi? Eğer sorun çözülecekse böyle
olacak.” [i]
Acaba AKP-RTE iktidarı Duran Kalkan’ın dediklerini kabul edecek mi?
Neyse şaka bir yana, biz devam edelim. Osmanlı’da eşkıya çok demiştik.
Bizim APO ya benzer, Osmanlı da bir Deli Hasan Paşa eşkıyası varmış.
İktidarın PKK ile baş edemediği gibi, Osmanlı da bu eşkıya ile baş
edemeyince ona valilik, paşalık payesi vermiş. Nedense aklıma şu
şarkının sözleri geliverdi:
“Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı Varıcıoğlu
Beş yüz atlıyla kestiler yolu
Eşkıya dünyaya anam hükümdar olmaz
Yıl bin üç yüz kırk bir mevsime uydu
Sebep oldu şeytan bir cana kıydı
Katil defterine adımı yazdı
Eşkıya dünyaya anam hükümdar olmaz
Sen ağlama anam dertlerin çoktur
Çektiğin çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya anam hükümdar olmaz”.
Bu da bir şey mi, bakın Köroğlu’nun eşkıya destanlarına. Eşkıyanın
iyisi kötüsü mü olur, devlete baş kaldıran eşkıyadır. Bizde öyle
eşkıyalar vardır ki, devlet içinde devlet kurmuş, kendi adına vergi
toplar, kendi adına devlet mührü kullanırmış.
TARİHİ KAYNAKTAN NAMLI EŞKİYALARIMIZ
Biz hiç yorum katmadan, Naima (1655-1716)
Tarihi’nden aldığımız, insanı utandıran, Osmanlının nasıl batmaya doğru
gitmekte olduğunu gösteren hazin ve de gülünç biçimde, eşkıyanın nasıl
paşa, vali olduğunu, paşa olunca da yüz bin altına vatanı satmaya
kalktığını ibretle okuyalım.
Osmanlı Ordusu Rumeli’de savaşlarda bulunurken, Celali İsyanları uzun
bir süre Anadolu Türk halkı üzerinde dayanılmaz bir baskı uyguluyordu.
“Etrâk-ı bî idrakten! (İdraksiz Türklerden!), ekrâd-ı delâle-nihadaddan
(azgın tabiatlı Kürtlerden) itaat yolundan çıkarak isyan edip, Eşkıya
başı Kara-Yazıcı adlı eşkıya peşine takıldılar (Ne yazık ki, bazı
tarihçiler tarih kitaplarında padişah gibi düşünerek, Türk halkı için
böyle aşağılayıcı yazıyorlardı). İsyanı Osmanlı şehirlerinden Reha
(Urfa) dolaylarında başlattılar.
EŞKİYADAN VALİ. EŞKIYA KARAYAZICI ÇORUM’ VALİ OLDU
Celalilerin üzerine Osmanlı tarafından zaman zaman çeşitli birlik ve
vezirler gönderilmişse de, hepsinde de yenilmiş, asker ve vezirler de
Celalilere katılmışlardı. Evvelce Habeş beylerbeysi olan Hüseyin Paşa
Celaliler üzerine teftiş ve takibe gönderilir. H 1008 M 1600 de Osmanlı
Paşası Hüseyin Paşa da Celalilere katılır.
Devlet Celalilerle baş edemez, adeta pes eder; “bükemediğin eli öp”
özdeyişini doğrulayan bir örtüşme ile Osmanlı Celalilere mansıp (ödül)
vererek onu halletmeye çalışır. Eşkıya Başı Kara-Yazıcıya, kendisine
sığınan Hüseyin Paşayı geri verme koşulu ile sancak verileceği vaat
olunup, sonunda Celali (eşkıya başı) Kara-Yazıcı Amasya’ya vali tayin
olunur.
Celaliden teslim alınan Hüseyin Paşa eli ayağı bağlanıp “Asitaneye’ye
(İstanbul’a) derdeste gönderilir”. Hüseyin Paşa Divan huzurunda eli
ayağı parça parça kırılır, bir beygire ters bindirilip sokaklarda teşhir
edildikten sonra, odun pazarında çengele asıldı. O zamanları namlı,
azılı suçluları canlı canlı çengele asıp idam ederlermiş.
ÇENGELE ASILAN BEDENİ PARÇALANAN EŞKİYA
Amasya Valisi Celali ve de eşkıya başı Kara-Yazıcı (kişi aslına
çekermiş) tekrar halkı soymaya ve zulmetmeye başlayınca, yakalanıp
cezalandırılması için üstüne vezirler ve asker gönderildi. Vezirler ve
askerler savaşta, Karayazıcı bazen galip geldi, bazen yenilip dağlara
kaçtı, bir ara pişman olup döneceğini bildirmesi ve şeyhülislâmın fetva
ve kefilliği ile bu kez de affa uğrayıp Çorum’a vali oldu. Eşkıya,
devletle sanki alay ediyordu. Kara-Yazıcı yine mayasına göre hareket
edip zulüm, ziyan ve de tekrar isyan ederek dağlara çıktı. Osmanlı
Ordusuna yenilince kardeşi eşkıya başlarından Deli Hasan, Mezbur
Şahverdi, Yular-Kastı, Karakaş, Turnacıbaşı ile çarpışa çarpışa Canik
Dağlarına çekildi. Kara-Yazıcı kaçarken Canik Dağlarında öldü. Eşkıya
Yandaşları ve kardeşi Deli Hasan, Osmanlı bulup ateşe yakmasın diye,
Kara-Yazıcının cesedini parça parça edip her parçasını ayrı bir yere
defn ettiler.
NAMLI EŞKİYAMIZDAN DELİ HASAN PAŞA VE İLGİNÇ OLAYLAR
Deli Hasan ve öteki eşkıya başı, birkaç bin avenesi ile
Kara-Yazıcı’nın intikamını almak için önüne gelen her yere saldırmaya
başladılar. Bu arada Tokat kalesini kuşattılar. Kale komutanı Hasan
Paşa’yı tüfekle vurup öldürdüler. Devlet bir türlü eşkıya ile baş
edemiyordu. Devlet eşkıyaya mı teslim oldu yoksa… Celali eşkıya başı
Deli Hasan ile baş edilemeyince, Osmanlı Devleti onu Bosna Eyaleti
Beylerbeyliğine atadı. Celâli eşkıyası Başı Deli Hasan Paşa İstanbul
Boğazından geçerken kadırgasına bindiği kaptanı bir şeye sinirlenip
vurup öldürdü. Edirne’ye doğru on bin kadar acayip askeri ile yol
alırken, uğradığı köy, kasabalarda kanunsuz vergi, salma vb çeşitli
zulümler ederek, köylünün malını talan ederek yola devam etti. Deli
Hasan Paşa’nın askerlerinin kimisi çıplak, boynunda hamail (muska),
kiminin başı açık kadın saçı gibi saçları uzamış, kimi baldırı çıplak,
kiminin arkasında deve çanı gibi ziller dizili acayip kıyafetli askeri
ile Bosna’ya yola devam etti.
Bosna Beylerbeyi olan Celali Eşkıya Başı Deli Hasan Paşa, görevinde
iken kâh çevredeki serdarlara boyun eğdi, kâh isyan etti; milleti
canından bezdirdi. Acep düzelir mi ümidi ile bu kez
Temeşvar Beylerbeyliğine atandı. Temeşvarda iki seneye yakın vali olan
eşkıya başı Deli Hasan Paşa, devlet adabı ile bağdaşmayan çok uygunsuz
hareketler yapıyordu.
YÜZ BİN ALTINA VATAN SATAN EŞKİYA DELİ HASAN PAŞA
Temeşvar Valisi Deli Hasan Paşa, yaptığı bir hainlikle, kötülüklerini
zirveye çıkardı. Eski Celali Eşkıyası, Temeşvar Beylerbeyi Deli Hasan,
para karşılığı vatan satacağını gösteren Venedik Cumhuriyeti ve Papaya
yazdığı ilginç mektup şöyledir: «Siz donanmanız ile Resne kalesine gelup hazır olasız, mebur hisarı ben de size vereyin! Ba’de ha (sonra) kalesi mukabelesinde (karşılığında) şimdi yüz bin altın veresiz”.
Bu mektup ve ittifak teklifini Kuyucu Murat Paşa haber aldı. Deli Hasan
Paşa’nın bu uygunsuz davranışı üzerine katline teşebbüs edilmiş ise de
önce Temeşvar ve sonra Belgrad’a kaçmış, orada Rumeli Beylerbeyi Tiryaki
Hasan Paşa tarafından H I014 M 1606 da katledilmiştir. [ii]
(Şaşırdınız değil mi? Sanki günümüzde AKP ciler, RTE ciler İstanbul toprağı kadar toprağımızı yabancılara satmadılar mı?)
Celali isyanlarından, eşkıyaların paşa yapıldığından 400 küsur yıl
sonra da, günümüzde de aynı cehalet ve irtica hastalığından ülkemizin
yine eşkıyalarla başı dertte. İçerdeki eşkıyalar bir yandan, dağdaki
eşkıyalar bir yardan halkımızı yine yoksul, zerzelil etmedeler.
Yukarıdaki Deli Hasan Paşa’nın günümüz veryasyonları topraklarımızı,
yine o düşmanlara satmaya başladılar. Uzmanların söylediğine göre,
İstanbul toprağı kadar topraklarımız yabancılara satılmış. Osmanlı’nın
Karayazıcı yapılı Karayılanlara, APO lara aflar teklifi devam etmekte.
Osmanlı gibi yine hastalanmaya mı başladık ne? Allah sonumuzu hayır
eyleye.
DEVLET İÇİNDE DEVLET KURAN ATÇALI KEL MEMET
Tarihimizde birbirinden ilginç pek çok eşkıyayı sayabiliriz, ama yer darlığımızdan sadece bunlarla yetiniyoruz.
Eğitimsiz halkımız Köroğlu’nda olduğu gibi nice eşkıyayı
yüceltmiştir, hem de beldesine heykelini dikerek. Ne kadar iyi niyetli
olursa olsun, dağa çıkıp devlete ihanet eden eşkıyadır. Eşkıya halka
şirin görünmek için, uzak diyardan yaptığı soygunun az bir kısmını
yoksullara dağıtınca, halkımız eşkıyayı öylesine yüceltmiştir ki, devlet
makamına çıkartmış adeta.
XIX. yüzyılda Ege yöresinde ortaya çıkan Atça’lı Kel Mehmet
(1829-1830) , Aydın civarında korumasız insanları ezen ve sömüren ayan
ve eşrafa karşı mücadeleye girişerek adaleti sağlamaya çalışması,
zenginden alıp fakire vermesi, on binlerce insanı peşinden sürüklemesi
halk için tükenmeyen bir umut olmuştur. Tiyatro oyunlarına konu olan bu
olay, Aydın’da ağır vergilerden ve mültezimlerin zulmünden bunalan
halkın da desteğiyle, dağa çıkarak efe olan Atçalı Kel Memet’in
liderliğinde bölgenin ileri gelen mültezim, mütesellim ve voyvodalarına
karşı girişilmiştir.
Kuraklık nedeniyle sıkıntıda olan köylüler vergileri ödemekte güçlük
çekiyordu. Oysa mültezimler vergi tahsilinde hiçbir ölçüye bağlı
kalmadan köylünün vergi borcunu istedikleri gibi arttırabiliyorlardı. Bu
olaylar üzerine Atçalı Kel Mehmet, etrafına topladığı adamlarla
birlikte bu kişilere karşı kuvvet kullanarak halkı koruyordu.
Bütün bu devlet memurlarının halka karşı adaletsiz tutumu, tepki
olarak eşkıyanın girişimine baktığımız zaman, devletin kolu yeteri kadar
halka uzanamadığını, devletin aczini gösterir.
Aydınlılar, Kütahya, Manisa ve Denizli’nin bazı ilçeleri onun
düşüncelerini sevinçle karşılayıp ona kapılarını açtılar, onu
kendilerine efendi yaptılar. Atçalı Kel Mehmet’e karşı, Aydın
Mütesellimi ve adamlarının dışında kimse silah kullanmadı. O veya
adamları, bu yerlere birer “kurtarıcı” olarak giderlerdi. Kel Memet,
Aydın’a bir vali gibi yerleşti, eski düzeni kökünden yıktı. Halkın
malını, canını, ırzını teminat altına aldı, gezi hürriyetini sağladı.
Halka karşı böylesine otorite kuran Atçalı Kel Mehmet öylesine
yüceltildi ki, kendisini bir devlet gördüğü için, devlet mühürü
kullanmaya başlamıştı. [iii]
Bizde eskiden eşkıyalar pek çoktu, hepsini anlatmak mümkün değil.
Bakmayın PKK ya şimdiki eşkıyalar kılık değiştirdi, dağlarda değil de
şehirlere indi, yöntem değişti, şimdiki eşkıyanın silahı para gibi
görünüyor.
DİPNOTLAR
[i] Melih Aşık http://gundem.milliyet.com.tr/imrali-muhabbeti-/gundem/gundemyazardetay/01.03.2013/1674757/default.htm
[ii] Naima Tarihi Yeni Zamanlar Sahaf Cilt: I Sf: 305–306- 337- 308 – 421–459
[iii] http://ercaninal.blogspot.com/2012/12/isyan-ayaklanma.html
Yorum Gönder