Başbakan Tayyip Erdoğan, Balyoz davasından 18 yıla mahkûm olan,
Birinci Ordu ve Genelkurmay eski İkinci Başkanı E. Orgeneral Ergin Saygun’u
hastanede geçen Cumartesi günü ziyaret etti. Bildiğiniz gibi, hekimlerin
"cezaevi koşullarında kalamaz" diye rapor verdiği ağır kalp hastası Ergin
Saygun, uzun tutukluluk süresinden sonra, 18 yıla mahkûm edilmiş, tedavisinin
dışarıda sürdürülmesi için yapılan bütün başvurulara karşın tahliye
edilmemişti.
Erdoğan'ın ziyareti her bakımdan ilginçti. Öncelikle
yapılması gereken gözlem şudur; bu ziyaret davanın fahri savcısının adeta infaz
mahallinde inceleme yapması gibiydi. Dramatik bir tabloydu. Samimiyetten uzak,
yeni politik dengelerin işaretini veren diplomatik bir ziyaret.
Oysa
Ergenekon ve bağlı soruşturmaları işaret ederek, “Ben bu davaların savcısıyım”
diyen Erdoğan’dan başkası değildi. Davalara açık ve kaba bir müdahale anlamına
gelecek şekilde, “Şimdi statükonun temsilcileri, darbeciler Silivri’de hesap
veriyor” diye yüzlerce konuşma yapan, gazete ve televizyon söyleşisi veren de
yine kendisiydi.
Cemaatle birlikte adliye ve poliste oluşturduğu yasadışı
yapılanma ile Ergenekon, Balyoz vb. tertiplerini hazırlayan; muhalif aydınları,
gazetecileri, politikacıları ve askerleri yıllardır zindanlarda tutan sanki bir
başkasıymış gibi davranması, tam anlamıyla politik bir manevra.
İki
haftadır AKP iktidarının ve Başbakan Erdoğan’ın tavır değişikliğinin nedenlerini
analiz etmeye çalışıyorum. Bu yazıda da AKP iktidarının üç dönemini Cemaat ve
liberallerle ilişkileri bağlamında ele alarak tavır değişkliğinin nedenlerine
farklı bir açıdan bakmak istiyorum.
İlk yapılacak tespit şudur;
Cumhuriyetin tasfiyesini ve rejimin ılımlı İslam projesi temelinde dönüşümünü
büyük ölçüde gerçekleştiren AKP, siyasal ve toplumsal hedeflerine ulaştığını
düşünüyor. Ülkeyi ve toplumu daha fazla zorlamanın sert bir kırılmaya yol
açabileceğini de görüyor. Bu nedenle, önceki dönemin güçleriyle, bu arada
askerlerle de bir uzlaşma arıyor.
Cemaat ise, geri dönüş eşiğinin henüz
aşılmadığını savunarak, bütün kazanımların yitirilmesine ve sert şekilde hesap
sorulmasına yol açacak yeni bir siyasal ortamın oluşmasından korkuyor. Bu korku
başta adliye ve poliste olmak üzere, hukukta, siyasette, ticarette ağır suç
işleyenlere özgü bir ruh halini yansıtıyor.
***
Şimdi gelelim
AKP’nin iktidar dönemleri üzerinden son 10 yılı gerici muhafazakâr-liberal
ittifakı/bloku bağlamında değerlendirmeye...
AKP-Cemaat iktidarının
başarısı, soyut bir statüko ve devlet eleştirisi üzerinden somut bir iktidarın
ve gerici dönüşüm projesinin desteklenmesini sağlamasında yatmaktadır. Bu
başarının günümüze kadar sürdürülmesinde en büyük rollerden birini ise çoğu
soldan devşirilen yandaş liberaller oynadı.
Bugün o liberallerin işinin
bittiği ve buruşuk bir peçete gibi bir kenara atılmaya başlandığı anlaşılıyor.
Liberal-muhafazakâr ittifakının etkisi, daha önce de değindiğim gibi, yapılan
kaba bir ideolojik hileden kaynaklanıyor. Bu hilenin özünü Cumhuriyete yönelik
ilerici ve devrimci eleştiri ile gerici eleştiriyi birbirine karıştırmak
oluşturuyor. Böylece Cumhuriyete ve rejime yönelik her itiraz demokratik bir
eleştiri olarak sunuluyor. Gerici eleştiri de bu yolla demokratik bir itiraz
haline geliveriyor.haberguncel.blogspot.com
Oysa Cumhuriyete, daha doğru bir ifadeyle kurulu
düzene yönelik sol eleştiri, tarihsel olarak ilerici, kategorik bakımdan ise
devrimci bir itirazdır. Ancak Cumhuriyete yönelik eleştiri sadece soldan gelen
itiraz değildir. bir de Cumhuriyete, aydınlanma ve modernleşme sürecine yönelik
200 yıllık gerici eleştiri var. İşte liberaller bu gerici eleştiriyi demokratik
bir itiraz gibi sundular.
Dahası soyut ve sahte bir demokratikleşme adına
İslamcılara yönelik bütün eleştirilerini geri çektiler. İşte bu tutum,
AKP,Cemaat iktidarına paha biçilmez bir fırsat sundu.
Manevranın
nedenleri
AKP, Cemaat ve liberaller arasındaki ilişkileri üç aşamada
değerlendirmek olanaklı. Birinci aşama, Avrupa Birliği üyelik sürecinin baştan
çıkarıcı vaatleri üzerinden kurgulandı. İkinci aşama, geleneksel iktidar
blokunun ve Cumhuriyetin tasfiye edilmesi ve yeni rejimin “demokratikleşme”
gerekçesiyle kurulma sürecidir. Üçüncü dönem ise AKP’nin devleti bütünüyle ele
geçirmesi, kayıtsız şartsız iktidar dönemi ve liberallerin geçici yol
arkadaşları olarak dışlanma aşamasıdır.
Üçüncü dönem aynı zamanda AKP
ve Cemaat arasındaki rekabetinin sertleşmesine işaret etmektedir.
AKP’nin
hükümet olduğu ilk dönemde (2003-2007) iç dinamiklere dayalı bir iktidar
kudretine sahip olmaktan çok, dış dinamiklere yaslanarak ülke içindeki iktidar
alanını genişletmeye çalışan bir siyasal oluşum görüntüsü veriyordu. Bu durum
salt görüntüden ibaret de değildi. Siyasal ve toplumsal güç dengeleri/dağılımı
nedeniyle gerçek tablo da böyleydi.
İktidar referansını ABD ve AB’den
alan AKP'nin başka çaresi de yoktu. Çünkü AKP, genel olarak Batı’yla, özel
olarak ABD ile çatışarak iktidar olamayacaklarını gören ve bu nedenle ahlak
sınırlarını zorlayan bir siyasal işbirlikçiliğe yönelen İslamcıların partisi
olarak doğmuştu.
İlk döneminde AB sopasını kullanarak muhalefet
güçlerini sindirme siyaseti izleyen AKP, ikinci iktidar döneminde siyasal
şiddeti de kullanarak bütün devleti ele geçirecekti.
Hukuk ve yasadışı
yöntemler kullanılarak yürütülen Ergenekon operasyonlarını, rejimi “ılımlı
İslam” programı doğrultusunda dönüştürme ve rakiplerini tasfiye aracı olarak
kullanan AKP iktidarı, 2013 Türkiye’sinden bakıldığında bu amacına büyük ölçüde
ulaşmış görünüyor.
Bu nedenle AKP Hükümeti ve Erdoğan üçüncü iktidar
döneminde başta askerler ve İstanbul sermayesi olmak üzere, eski rejimin
güçleriyle ilişkilerini onarmaya çalışıyor. Hedeflerine ulaştığını düşünen AKP
Hükümeti, yeni rejimi sağlamlaştırmaya ve geleceğini garantiye alacak yeni
dengeler kurmaya yöneliyor. Bu nedenle Cemaatle ilişkilerini kesmese bile en aza
indirmek istiyor.
Ancak, zafer kazanan komutan edasıyla bağışlayıcılığa
soyunan Erdoğan, 10 yıllık iktidar pratiğinde sergilediği tutum nedeniyle
kimseye güven vermiyor.
Bu uzlaşmanın kendilerinin tasfiye edilmesiyle
sonuçlanabileceğinden korkan Cemaat ise, Erdoğan’a saldırıyor. Bu saldırıya eski
solcu, günümüzün yeni muhafazakârı Şahin Alpay gibi Zaman yazarları bile
katılıyor.

Yorum Gönder