“Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nâzım Hikmet!
ben
tepeden tırnağa insan,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve
ümitten ibaret...
Ben hem kendimden bahseden şiirler
yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara
seslenen şiirler.
Hem bir tek elmadan, hem süpürülen
topraktan,
hem zindandan dönen insan ruhundan,
hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından,
hem bir tek insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler
yazmak istiyorum,
hem ölüm korkusundan, hem ölümden
korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak
istiyorum.”
Aynen dediği gibi oldu... Hepsini, bu
“istiyorum” dediklerinin hepsini ve daha da çoğunu, daha da geniş
alanlara yayılanları yazdı. Ama yine de “En güzel deniz; henüz
gidilmemiş olanıdır / En güzel çocuk; henüz büyümedi/ En güzel günlerimiz; henüz
yaşamadıklarımız./ Ve sana söylemek istediğim en güzel söz / henüz söylememiş
olduğum sözdür” diyecek kadar da geleceğe tutkulu, cesaret ve umut
doluydu.
Nâzım Hikmet 111 yaşında... Sarıyer Belediyesi ve Nâzım Hikmet
Vakfı’nın düzenlediği etkinlikteydim. Tarabya’da şairin Türkiye’den ayrıldığı
sahilde karanfillerimizi denize bıraktık.
İnadına aydınlık, inadına ışıl
ışıl bir sabahtı. Boğaz bugün “deli hasret/ deli hasret/ Memleket
/Memet” diye akıyor... Suların mavi aynasında yüzlerce binlerce ışıklı
yol... O gümüş pırıltılara bir dalıp bir uzaklaşan martılar... Şairin sesi
“denize dönmek istiyorum” diyor... Bu martılar yoksa
“Bahri Hazer”den mi geldiler “devrilen bir atın
sırtından inip şahlanan bir ata binen kayığa” mı eşlik ettiler? Belki
de İzmir rıhtımından Akdeniz’e bakan neferin dostudurlar... Belki de Pasifik’te
sapsarı bir akşam ölüm saçan buluttan kaçıp geldiler, bir avuç kül oluveren
çocukları görmemek için... Boğaz’dan geçen vapurlar, Varna’da elleri tutuşan
Nâzım’ın yüreğini taşıyor... Martılara bakıyorum, suyun şavkı vuruyor
kanatlarına ve ben onun sesini duyuyorum...
Yaş günü armağanı
Tuhaf bir huyum var: Kendi yaş günümde sevdiklerime armağan veriyorum.
Başkalarının yaş gününde ise kendime...
Nâzım Hikmet’e armağan veremedim,
geç kaldım ama onun yaş gününde en büyük armağana kavuştum. Müthiş bir hazine
bu!
“Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni” adlı kitap ve kitabın
içindeki 4 CD’den söz ediyorum. Yapı Kredi Yayınları Nâzım külliyatından
seçtikleri 91 şiiri bir araya getirmiş. Bu 91 şiiri Genco Erkal
seslendirmiş. Nasıl da etkileyici! Hem çok doğal hem büyüleyici!
4
CD’ye ve kitaba seçilen aşk / hasret/ umut/ eleştiri/ siyasi şiirleri, doğru bir
dengede ve Nâzım’ın şiir serüveninin kendi içindeki gelişimini de ortaya
koyuyor. (YKY’ye teşekkürüm böyle bir dev eser gerçekleştirmenin ötesinde,
herkesin erişebileceği bir fiyata 24TL’ye satışa sunmaları.)
Hani deminden
beri martılara baktıkça Nâzım’ın sesini duyuyorum ya... Artık o ses Nâzım’ın mı
yoksa Genco Erkal’ın mı bilemiyorum.. İkisi öyle bir bütünleşmiş ki! Dinlemeye
ve okumaya doyamıyorsunuz!

Yorum Gönder