12, 13, 21, 22 Haziran ve 5, 6 Temmuz tarihlerinde Necip Fazıl
Kısakürek’i konu alan 6 yazı yayınlamıştım Aydınlık’ta. Yazılar, Necip
Fazıl’ın önemsemediğim şairliğiyle ilgili değildi.
O günler AKP’nin Başbakanı R. T. Erdoğan ve bazı bakanları ve
milletvekilleri kamuya açık yerlerde Necip Fazıl Kısakürek’ten nasıl
ilham aldıklarını, mürşit saydıklarını ilan ediyorlardı. Bu nedenle
yazmıştım bu altı yazıyı.
1934 yılında, 30 yaşında, Nakşibendî şeyhi Abdülhakim Arvasî’nin
müridi olduktan sonra, amansız bir Cumhuriyet, demokrasi ve devrim
düşmanına dönüşen, İslâmî bir şeriat diktatörlüğünü savunan bir insanı
mürşit kabul eden insanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı,
başbakanı, bakanı ve milletvekili olmalarındaki garabete dikkat çekmek
istemiştim.
Abdullah Kılıç’ın, büyük bir olasılıkla bu yazılardan esinlenerek
hazırladığı ve HaberTürk Gazetesi’nde yayınlanan “Necip Fazıl’dan
Menderes’e yalvaran mektuplar” dizisinden sonra yer gök inlemeye
başladı. Basında, gene benim yazılardan nemalanan yazılar yayınlandı.
Televizyonlarda lâf ebeleri boy göstermeye başladı. Nilgün
Cerrahoğlu’nun 5 Ocak 2013 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan
yazısını bu gevezeliklerden ayırmak gerekiyor.
Çöplük ve köpek
Bu arada, kaynak göstermeden yazılarımdan yararlananlar susarken,
kimi Kısakürek müritleri, bana, hakkımda yazılmış ve internette gezen
bazı yazılardan örnekler göndermeye başladılar. “Özdemir İnce
‘çöpçülüğe’ soyundu” başlıklısından birkaç satır aktaracağım:
“Birkaç gündür, Necip Fazıl’ı diline dolayan sözde ‘şair’
İnce’nin bu faaliyetlerini değerlendirmesini istediğimiz edebiyat
çevreleri, kendisini değerlendirmeye layık bulmadılar.
İnce’nin zaman zaman bu çeşit çıkışlarla gündeme gelmeyi
hedeflediğini belirten uzmanlar, cevaba değer olmasa da, Üstadın bu
konuda da yıllar önce gerekli açıklamada bulunduğunu bildirdiler.
Necip Fazıl Kısakürek, Arvasi Hazretleri’yle tanışmamdan
önceki dönemde ortaya koyduğu çalışmalarını reddetmiş, bunları çöpe
attığını bildirmişti. Üstad, ‘çöplükleri ise ancak köpekler karıştırır’
demişti. (Habervaktim.com)
***
Necip Fazıl, 1934 yılından önce yazdıklarını çöp attığını ilan etmiş.
Çöpe attıkları arasında, müritleriin her vesile ile dillendirdikleri
“Kaldırımlar” adlı şiiri de var. Necip Fazıl’ın kendi bileceği iş.
Muhterem’in tavrı,bir seri katilin, cinayetlerini inkar ederek temize
çıkma çabasına benziyor. Edebiyat tarihinde bir dönemden önce kaleme
aldığı yazıları yadsıyan yazar ve şair örnekleri çok görülür. Ama
edebiyat tarihi bu türden çıkışları ciddiye almaz.
Necip Fazıl’ın HaberTürk Gazetesi’nde yayınlanan mektupları sahip
çıktığı 1934 sonrasına ait. Büyük Doğu da aralarında olmak üzere dergi
çıkarmak için, Celal Bayar ve Adnan Menderes’ten para istemesi; CHP’nin
tek parti döneminde, öğretmenlik istemek için Hasan Ali Yücel’e, İş
Bankası’na atanmak için İktisat Bakanı Celal Bayar’a yaltaklanmaları
beni ilgilendirmiyor. Bu atamalar için gereken yüksek tahsil
diplomalarına sahip olmaması da…
Beni onun geçmişinde bir tek olay ilgilendiriyor: 1924 yılında,
öğrenim görmesi için Cumhuriyet tarafından Paris’e burslu olarak
gönderilmesi ve bu kentte burs paralarını kumara yatırmaktan başka bir
iş yapmayarak geri dönmek zorunda kalması. “Babıali”
(Büyük Doğu Yayınları, 10.Basım, Mart 2004) adlı kitabında (S.27-39)
bunları kendisi anlatıyor. Biyografilerinde ve hakkında yazılan
yazılarda, sürdüğü sefil hayat yüzünden devletin bursunu kestiğinden hiç
söz etmezler. Bu olaydan dolayı en küçük utanç duymaz. Bursunun
kesildiğini tebliğ eden müfettişten ve kumar yüzünden gene parasız
kaldığı Marsilya’da sırnaştığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin konsolosundan
küçümsemeyle söz eder. Ama o yaptıklarından kendini övünç payı çıkartır.
Beni sadece bu ilgilendirir: Yoksul halkın parasını Paris’te kumarda basmış ve bundan hiç utanmayan bir dejenere!
Büyük yalan
N.F.Kısakürek hakkındaki büyük tevatürlerden biri de, oğlu Mehmet
Kısakürek’in, babasının, 27 Mayıs 1960 sabahı 102 yıllık bir mahkumiyeti
olduğu iddiası. (HaberTürk,s.14, 03.01.13). Aynı tarihli gazetenin,
7.sayfasında, dizi yazının sahibi Abdullah Kılıç, 102 yıllık mahkumiyet
için 1981 yılını verir.
Necip Fazıl Kısakürek hakkında yapılan konuşmaları dinleyenler,
yazılan yazıları okuyanlar, muhteremin ömrünün yarısını hapishanede
geçirdiğini sanabilir. Ama gerçek böyle değil: Tamı tamına 3 yıl 8 a 14
gün hapis yatmış.
Dökümü yapalım: CHP iktidarında: 21.21.1943-22.12.1943: 1 gün; 09.06.1947-05.08.1947: 1 ay 27 gün; 21.04.1950-15.07.1950: 3 ay 25 gün; Demokrat Parti döneminde:
31.03.1951-18.04.1951: 19 gün; 12.12.1952-30.09.1953: 9 ay 12 gün;
30.09.1953-02.12.1953: 64 gün; 24.06.1957-25.02.1958; 8 ay 4 gün;
26.03.1959-29.03.1959: 3 gün (60 saat 51 dakika); 27 Mayıs 1960′tan sonra: 06.06.1960-15.10.1960: 4 ay a gün; 15.10.1960-18.12.1961: 1 yıl 65 gün.
1981 yılında 19 ay hapse mahkum edilir. Hasta olduğu için infaz ertelenir ve Necip Fazıl 15.05.1983 günü vefat eder.
İşte size, AKP’ye yol gösteren bir Cumhuriyet düşmanı megalomanın yalan kerpiçleriyle örülmüş utanç dolu geçmişi.
NOTA BENE:
Yazımın başında yayın tarihlerini verdiğim 6 yazıyı, Cafer Yıldırım’ın
Aydınlık Kitap’ta (25.05.2012) yayınlanan “Necip Fazıl ve kendisine
sırlar atfedilen bir karakterin otopsisi, ‘Üstat’ın Genç Şair’lik ilk
dönemi” başlıklı yazısını okuduktan sonra yazmıştım. Kaynakta benden
önce Cafer Yıldırım vardır. Kendisini kutlar ve teşekkür ederim.

Yorum Gönder