Kamu yönetiminde “bizden olsunlar da...” dönemi sona ererken, bizden
olmayanların karşı görüş ve eleştirileri ağırlık kazanıyor. Sonuç olarak,
kamuoyuna duyarlı yönelişler, bizden olanlardan çok, bizden olmayan öteki sese
kulak vermeye başlıyor, denebilir. Bu bir umut ışığıdır, dikkatle
izlenmeli.
Seçimle iktidara gelenler ve gitmek istemeyenler atanacak
adayın “bizden olması”na özen gösterirler. Bizden olanlar, sadık olurlur,
velinimetlerine ihanet etmezler. Onun için “Bizden olsun da kim olursa olsun”
derler. Oysa “Sen de mi Brütüs” örneğinde görüldüğü gibi, davadan dönenler,
bazen vefa borcu altında ezilen yandaşlar arasından çıkar, ihanet ederek
ödeşirler. Siyaset ve insan ilişkileri tarihi bu kuralın örnekleriyle
doludur.
Niyetim 18 Mart Üniversitesi Rektörü’nün sözlerini eleştirmek
değil. Değişen çağlar, çağdışı kalmış inançları değiştiremiyor. Akademik
unvanlar, çağdışılığın ayıbını örtemiyor. Akıl ve mizan düşkünlerinin ahrete
sığınmaktan, erkek cennetine bakire huriler dağıtmaktan başka umarları kalmamış
gibidir. Oysa böyle kişileri bulan, aday gösteren ve akademilere başkan atayan
kurum ve kişilerin, yaptıkları hatalardan alacakları dersler vardır. “At
sahibine göre kişner”, “Şeyh uçmaz müritleri uçurur” derler. Çağdışı inanç ve
davranışlar sergileyen valilerin, akademi ve belediye başkanlarının adı sanı
unutulur da, atayanların taksiratı kolay kolay
bağışlanmaz.
İlahiyatçıların uyarısı
Columbia Üniversitesi’nin
kapı komşusu Yüksek Dinbilimleri Kurumu’nun ilahiyat tarihi ve felsefesi
Profesörü, İslamiyetin kitaplı dinlere üstünlüğünü, “Allah ile kulun arasına
kimsenin giremeyeceği” ilkesi olarak açıkladı ve şöyle uyardı: “İmam hatipli
ruhbanların yakın gelecekte İslamiyetin bu üstünlüğüne nasıl son verdiğini
göreceksiniz.” Tam anlamadan sormuştum: “İslamiyet bu kadar üstün de sizin
programınızda neden yok?” Bilgece yanıtladı: “Kendi aramızdaki mezhep
kavgalarına bir son verebilsek, İslama sıra gelebilir.”
Kitaplara dayalı
araştırma ve yorumlarıyla tanınan Yaşar Nuri Öztürk çoktandır söylüyordu. Son
olarak Profesör Mümtazer Türköne de imam hatiplerin misyonunu tamamladığını
yazmış. Yani, “Yeterli sayıda aydın imam yetiştirdik de şimdi sıra üniversite
hocalarına geldi” mi demek istemiş, bilemiyorum.
‘Kraldan çok
kralcılık...’
Machiavelli, ‘Hükümdar’ (Prens) eserinde, bir sosyalbilimci
olarak, dünyayı uyarmıştı: “Gaye vasıtaları meşru kılar.” Halk dilinde “kraldan
çok kralcılık” deyimi vardır: Atanmışlar atayanlardan daha cesur, beslemeler
besleyenlerden daha sadık, varlıklılar yoksullardan daha girişken olur; birlikte
kurulu düzeni savunurlar. Kıyamet korkusu, gelecek kaygısı çarpılan düzeni
ayakta tutar.
Göktürk-2’nin atılış töreninde ODTÜ’de yaşanan olaylarda kimi
rektörler, kendilerinden beklendiği gibi davrandılar. Maksadı aşan savunmalar
inandırıcı değil komik oldu, yapanlar düzeltmek hatta geri çekilmek zorunda
kaldılar. Sessiz çoğunluk yine suskunluğu seçti. Bir dengeye varıncaya değin bu
tür iniş çıkışların, dalgalanmaların sürmesi beklenebilir.
Medya üzerinden
kamuoyu yaratmaya yönelik baskıların uzun sürede başarılı olmadığı, olamayacağı
anlaşılıyor. Bireysel kıpırdanmalar, “Ben hep söylemişimdir” kıvırtmaları
başladı. Teknoloji devrimi belki bir bilgi toplumu yaratamadı ama yandaş bir
medya ile kamuoyu oluşmasına da izin vermiyor.
Kamu yönetiminde “bizden
olsunlar da...” dönemi sona ererken, bizden olmayanların karşı görüş ve
eleştirileri ağırlık kazanıyor. Sonuç olarak, kamuoyuna duyarlı yönelişler,
bizden olanlardan çok, bizden olmayan öteki sese kulak vermeye başlıyor,
denebilir. Bu bir umut ışığıdır, dikkatle izlenmeli.

Yorum Gönder