Hesap Günü Geldiğinde, Öncekiler Gibi, Sizler De Yok Olacaksınız

Bu ülke Damat Ferit’lerİ, Vahdettin’leri tanıdı.
Rıza Tevfik’leri, Ali kemal’leri tanıdı.
Sevr Antlaşmasını imzalamak, vatanı satmak için “Paris Barış Konferansı”na gittiği sıralarda Damat Ferit’in bir düşman gemisinde çekilmiş fotoğrafı var. Sağında Şura-yı Devlet reisi Rıza Tevfik, solunda Maarif Nazırı Bağdatlı Hadi Paşa ve Bern Sefiri Reşat Halis…
Önemli bir zafer kazanmış gibi sırıtarak poz vermişler…
O sıralar, kendilerini ülkenin tek hâkimi ve efendisi, yenilmez gücü gibi görüyorlar… Arkalarını işgal kuvvetlerine dayamışlar…
Bu dört Osmanlı görevlisi, Kurtuluş Savaşından sonra vatandaşlıktan çıkarılarak, ihanet çetesi 150’likler arasına alındılar ve yurt dışında can verdiler.
Bu ülke Kürt Nemrut Mustafa paşa’ları da tanıdı.
Beyazıt Meydanında nice yurtseveri haksız yere astırdığı için, “acımasız, can yakan” anlamına gelen “Nemrut” adını ona halk vermişti. Ayrıca o, bu yargılamaların dışında, on günlük Bursa Valiliği sırasında çeşitli olaylara karışmış, I. Dünya Harbinde şehit olan askerler için, ‘Onlar şehit değil, köpek ölüsünden farkları yoktur’ diyerek tepkisini ortaya koymuştu.
Yalancı tanık ifadeleriyle, hukuksal hiçbir dayanağı olmayan gerekçelerle, Nemrut Mustafa tarafından idama mahkûm edilen Bayburt Kaymakamı Urfalı Nusret bey’in arkasından ulusumuz günlerce gözyaşı dökmüş, yas tutmuştu.
Aslında Nusret Bey, daha önce İstanbul’a getirilip yargılanmış ve beraat etmişti. Ama Patrik Zaven Efendi onun cezalandırılmasını istiyordu. Günümüzün politikacıları gibi, o yılarda da yabancıların isteklerini “emir” sayan Damat Ferit, hiç düşünmeden onu Nemrut Mustafa’ya havale etmiş o da hemen idam kararını vermişti. Böylece Patrik Zaven Efendinin dileği yerine getirilmiş, bir tatsızlığın (!) çıkması önlenmişti.
Nusret Bey, 25 Aralık 1921’de henüz Ulusal Kurtuluş Savaşı sürerken, Mustafa Kemal Paşanın başkanlığındaki TBMM tarafından “milli Şehit” ilan edilmiş, ailesine nafaka bağlanmıştı.
O, hücresinden kardeşi Cevdet Bey’e yazdığı son mektubunda şunları söylüyordu:
“…Küçük çocuklarımı, karımı, yalnız ve fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri kalmayacaktır. Allah aşkına sokaklara bırakma…”
Bu ülke Refik Halit Karay’ları, Halide Edip Adıvar’ları, Ref’i Cevat Ulunay’ları da tanıdı.
O yılarda da bugün olduğu gibi Batı hayranı, Avrupa sevdalısı o denli çok gazeteci, sanatçı, yazar, devlet adamı, dinci takımı vardı ki, saymakla bitmez. Amerikan mandacılığını savunan Halide Edip Adıvar, daha sonraları, “Başarıya ondan başka inanan yoktu” diyerek ihanet ortamını ve Atatürk’ün kararlı tavrını açıklamak zorunda kalmıştı.
ABD yerine İngiliz mandacılığını seçen Ref’i Cevat Ulunay da şunları yazıyordu: “İngilizleri istiyoruz. Türkler kendi güçleri ile adam olamıyorlar. İngilizler elimizden tutacak, bizi kurtaracak.”
Yıllar sonra, bu mandacı tutumundan dolayı “pişman olup olmadığını” soran bir gazeteciye o da aynı Halide Edip gibi yanıt vermişti: “Hayır, ben haklıydım. Herkes benim gibi düşünüyordu. O günlerde böyle düşünen tek adam oydu.” Tek adam Mustafa Kemal Atatürk’tü…
Şimdi:
Atatürk’ü ve İnönü’yü ders kitaplarından kaldırmak isteyenleri,
ABD Dışişleri Bakanı ile “ÇAK” yapanları,
Emperyalist bir ülkenin emirleri ve direktifleri doğrultusunda, bin yıllık komşusunu azılı düşman ilan edenleri,
Bu ülkeyi bölmek, parçalamak isteyen tüm hain tayfasını,
Üç kuruşluk dünya malı için dere yatağına konut inşa ederek suçsuz, günahsız, yoksul insanların kanına giren belediye başkanlarını, bir kez daha uyarıyoruz.
O günlerde de halk uykudaydı. Hem de derin uykuda…
Uyanık olan bir tek Mustafa Kemal, bir de çevresinde bulunan 5-6 yurtsever subay vardı.
Ama. Amaa…
Bir süre sonra, bir de baktılar ki, tüm ulus “Ya istiklal, ya ölüm” diye ayağa kalkmış…
Sakın siz de bu halkın sonsuza dek hep böyle uykuda kalacağını sanmayın, onun bu haline güvenmeyin.
Ordunun tamamını ve aydınları zindanlara da atsanız, onları orada sonsuza dek, tutamazsınız.
Günü, saati geldiğinde çıkacaklardır. Hem de bilenmiş olarak… Hem de hesap sormak üzere…
Şimdi de yandaş basına, TV’lere, iş adamlarına sesleniyoruz:
Yol yakınken, gelin bu yalakalık sevdasından, güçlünün fedaisi olmaktan vazgeçin.
Sonra sonunuz, Nemrut Kürt Mustafa’lardan, Damat Ferit’lerden daha kötü olur.
Kaçacak delik bulamazsınız…
Çünkü Cumhuriyet hükümetinin hain olarak ilan ettiği ve 150’likler listesine eklediği kişilerin çoğu sürünerek, yersiz yurtsuz, vatansız, rezil bir durumda, yaban ellerinde can verdiler…
Sevgili Bekir Coşkun’un deyişi ile:
“Şöyle…
Ya da böyle…”
Bu AKP gidicidir… Kalıcı değildir…
Bir kez daha anımsatalım…

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget