Aydın ihaneti, Ataol Behramoğlu ve yeni ortaçağ

Türkiye son 30 yıldır derin, yıkıcı, yüz kızartıcı ve sefil bir aydın ihaneti yaşıyor. Bu topraklarda aydınlar hiçbir zaman böyle alçalmamıştı, insanın içi sızlıyor, öfkeleniyor.
Aydın sınıfının önemli bir bölümü bu ülkenin ilerici birikiminden, devrimci geleneğinden (bu birikim ve gelenek ne kadarsa) kopuyor. Bozulma ve çürüme öyle derin ki, işbirlikçilik, ihanet, halk düşmanlığı ve gericilikle buluşan bir yatak oluşuyor.
Kuşkusuz her dönemde, Tanzimat’tan beri her tarihsel kırılma noktasında aydınların bir bölümünün kendi hayatlarına, değerlerine, geleneklerine, arkadaşlarına ve topluma ihanet ederek iktidarların emrine girdiğini, devlet tarafından beslenip yönlendirildiğini biliyoruz.
Ancak onlar hep azınlıkta kaldılar. İnsanlığın ve gezegenin geleceğinin tehdit altında olduğu bu tarihsel dönemeçte, yeni ortaçağın bir deney laboratuvarı olan Türkiye’de ilk kez onlar çoğunluk oldular.
Türkiye artık, kredi kartı reklamlarına çıkan ve bir magazin yıldızına dönüşen; otogar ve plaj yazarı Elif Şafakların ülkesi oluyor.
İktidarın, emperyalizmin ve yeni gericiliğin tezlerini, çok demokratik ve özgürlükçü gerekçelerle tekrarlayan, kendi ülkesinde bir turist gibi dolaşan, dahası Türkçe yazmasını bilmeyen Orhan Pamukların ülkesine dönüşüyor.
Ancak bu ülkenin Ataol Behramoğlu gibi şairleri ve edebiyatçıları da var. Onlar, şiirin ve edebiyatın onurunu korudukları gibi, bu ülkeyi ve toplumu yüceltiyorlar. Mazlumların haklarını ve hukukunu korumak için hayatlarını ortaya koyuyorlar.
***
Behramoğlu, kısa bir süre önce geçirdiği ağır bir kalp ameliyatı öncesinde “İki Kalp Ağrısı” başlıklı yazısının İngilizce çevirisini hasta yatağından Avrupa Parlamentosu’nun tam 735 milletvekiline gönderiyor.
Behramoğlu yazısını, “Ülkesinin bu güç ve karmaşık günlerinde bir Türk aydınının çığlığına kulak vereceğinizi umuyorum” dileğiyle iletiyor. Bir mektup haline getirdiği yazısını Avrupa Parlamentosu’nun Yeşiller ve Sosyalist Enternasyonal gruplarının yöneticilerine özellikle ulaştırıyor.
Behramoğlu, ameliyatından hemen önce Cumhuriyet’te yayımlanan “İki Kalp Ağrısı” başlıklı makalesinde “İkinci kalp ağrım ülkeyle ilgili ve fiziksel olandan ölçülemeyecek kadar çok daha ağır…” diyor. Ve bu yazısında son yıllarda Türkiye’nin gerici dönüşümüne, dinci karşı devrime akıl almaz bir tutumla “demokrasi” adına destek veren çevrelere şöyle sesleniyor:
“Bu yazının son satırlarında başta Türkiye sorumluları olmak üzere Avrupa Birliği’nin, Avrupa Parlamentosu’nun yöneticilerine, Batı Avrupalı yazar ve sanatçı örgütlerine seslenmek istiyorum.
“Lotus, Puşkin ödülleri başta olmak üzere uluslararası ödülleri olan, şiirleri dünyanın belli başlı bütün dillerine çevrilmiş olan bir şairim.
“Ülkelerinizde yıllarca yaşadım.
“Bunlardan kimileri sürgünlük yıllarıydı.
“Fakat Türkiye hiçbir zaman, hiçbir dönemde, uygar, hümanist, laik Batı’nın bir parçası olmaktan bu ölçüde koparılıp uzaklaştırılmadı.
“Bugünkü siyasal iktidarın asıl ve tek amacının bu olduğunu göremeyecek kadar, sağduyunuzu, kendi değerlerinize inancınızı yitirmiş olabilir misiniz?
“Türkiye’de cezaevlerinden yükselen çığlıklara kulaklarınızı daha ne kadar süre tıkayacaksınız?
“Eveleyip gevelemeden, insanca, uygarca, ödün vermeksizin ve ciddi yaptırımlarla bu ülkedeki insan hakkı ihlallerine ne zaman karşı çıkacaksınız?
“Tabii eğer, Türkiye’nin tümüyle kaybının evrensel insan hakları adına ne kadar büyük bir kayıp olacağının bilincindeyseniz ve bu evrensel değerler sizler için henüz bir anlam taşımaktaysa…”
Başka ne söylenebilir ki… Bu halkın Ataol Behramoğlu gibi evlatları olduğu sürece, ne edebiyatı ne de bu ülkeyi teslim alabilirler.
***
Behramoğlu’nun seslendiği Avrupa Birliği yöneticileri, dahası “solda” yer alan Yeşiller ve Sosyalist Enternasyonal grupları, Türkiye’de Cumhuriyetin kazanımlarının tasfiyesini ve bir ılımlı İslam rejiminin kurulmasını “demokratikleşme” sanacak kadar ahmak olabilirler mi? Elbette hayır.
Ancak, Behramoğlu onları uyarmak zorunda hissediyor kendisini. “Bakın” diyor, “Bu ülkede hiçbir şey sizin sandığınız gibi değil.” Çünkü Behramoğlu, Türkiye’nin “bir model ülke olarak” harcandığını, dahası “Geniş Ortadoğu”nun bir önceki çağa iade edilmek istendiğini görüyor.
O halde tabloya yeniden bakmak gerekiyor.
Avrupa Parlamentosu’nda yer alan politikacıların önemli bir bölümü, aralarında kendilerini solda tanımlayanlar olsa bile, ülkelerinin emperyal çıkarlarının gereğini yapıyorlar. Tarihsel, siyasal, toplumsal ve ahlaki meşruiyetleri kalmayan; kendilerini tüketen ve toplumda ancak yüzde 1-2’lik nüfuslara tekabül eden Batı’nın egemen sınıfları; kâr yasasına dayalı düzenlerini sürdürebilmek için, insan aklının yerine, yeniden sorgulanamaz inançların geçirilmesine itiraz etmiyorlar. Tam tersine bunu destekliyor ve yönlendiriyorlar
Bu nedenle önce Doğu’nun ilk ve öncü burjuva cumhuriyetini yıkarak bir model yarattılar. Bu model Türkiye oldu. Ardından diğerleri geldi. İslam dünyasının bütün birinci cumhuriyetlerini yıkıyorlar.
İşte bu nedenle Suriye’de Esad ve Baas rejiminin direnişi büyük bir anlam ve önem kazanıyor.
Ve yine bu nedenle Ataol Behramoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun üyelerine kendi devrimlerinize ve geleneklerinize ihanet etmeyin çağrısı yapıyor. Çünkü kapitalizm ve gericilik, insanlığın bütün ilerici birikimini ve gezegenin geleceğini tehdit ediyor.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget